Açılış konuşması bitmiş, diğer okullar gösterilerini sergilemeye başlamıştı. Sahne alma sıramızın gelmesi an meselesiydi.
“Beden nasıl oldu Senpai?”
Kahraman kostümümüz tek bir taneydi ve o da elbette Midori’nin ölçülerine göre dikilmişti.
“Yalan söylemeyeyim, omuzlar ve kollar biraz sıkıyor.”
Kollarımı kumaşa zarar vermemeye özen göstererek geçirdim geçirmesine ama her an bir yerden patlayacak diye ödüm kopuyordu. Keşke bu kadar çok vücut çalışmasaydım!
“Göğüs kısmı nasıl?”
“Fena değil... Sanırım Midori bunu giyerken göğüslerini sıkıca sarıyordu.”
“Hadi ya, öyle mi dersin? Yani bir erkeğe göre oldukça iri göğüslerin var da, bilirsin ya.”
“Onun doğru adı göğüs kası.”
Her neyse, bir şekilde kostümün içine girmeyi başarmıştım. Tıfıl kablosuz mikrofon da yaka kısmında tıkır tıkır çalışıyordu. Bütün senaryoyu zihnimde baştan sona tekrar ettim. Baştan sona tek bir pürüz olmadan hatırlayabilmek içimi rahatlattı. En azından şimdilik her şey yolundaydı.
Iroha yüzüme iyice yaklaşarak, “Vay be, makyaj yapınca gerçekten bambaşka biri oluyormuşsun,” dedi.
Başrolde olduğum için doğal olarak bana da biraz makyaj yapılmıştı. Kulüpteki kızlar el birliğiyle halletmişti ama yüzümdeki her şey değişmiş gibiydi. Bir bakıma ürkütücü bile denebilirdi.
“Aslında bayağı iyi görünüyor!”
“Emin misin?”
“Elbette! Hey, bence bundan sonra her gün makyaj yapmalısın!”
“Almayayım. Tam bir zaman kaybı.”
“Ha? Hiç de bile! Kızlar bunu her sabah yapıyor bir kere! Ama senin cildin zaten pürüzsüz ve güzel, pek de ihtiyacın yok sanırım.”
Görevlilerden biri yanımıza gelip, “Sıra sizde! Lütfen hazırlanın!” diye seslendi.
Sıra bize gelmişti. Kulüp üyeleri endişeli bakışlar fırlattı birbirine. Zaten perdenin arkasında hazır bekliyorduk. Aralıktan dışarıya hafifçe göz attım. Salon hıncahınç doluydu. Ön sırada kollularını kavuşturup oturan o kasıntı tipler büyük ihtimalle jüriydi. Tüm bu kalabalığı görünce, sahneye çıkmak üzere olduğumuz gerçeği suratıma bir tokat gibi çarptı. Yutkundum.
Iroha muzip bir gülümsemeyle, “Hiç endişelenmene gerek yok Senpai!” dedi. “Bizim sevimli küçük kahramanımızın bocalamasına izin vermem! Bir yerde çuvallarsan ben toplarım!”
Sadece bu sözlerle bile içimdeki gerginliğin dağılmaya başladığını hissettim.
“Hey, kahraman olan benim. Sen hiç de sevimli olmasan bile seni koruyup kollaması gereken kişi benim.”
Bunun üzerine yerlerimizi aldık.
Perde ağır ağır açılmaya başladı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.