Şimdi sıra geniş ekran televizyonda. Hadi bakalım, asılın çocuklar. Ama dikkatli olun.
Emredersiniz efendim.
Hayatımdaki tüm kararlarım gibi, şu an oturduğum apartman dairesini seçerken de tamamen pratikliği göz önünde bulundurmuştum. Ortaokuldayken annemle babamın tayini yurt dışına çıkmıştı ama arkalarında bana para derdi tasası yaşatmayacak kadar iyi bir bütçe bırakmışlardı. Ben de yeni liseme yürüme mesafesinde olan apartman dairelerini epey araştırmıştım.
En güvenli yer olduğu ve hırsızlık gibi olaylardan en az etkileneceği için binanın en üst katı olan beşinci katta yaşamaya karar verdim. Böylece yolum 502 numaralı daireye düştü. 501 numara ise köşe daireydi. Yan binaya çok yakın olduğu için güvenlik ve mahremiyet açısından sorun yaratabileceğini düşünüp orayı seçmemiştim. Burada yaşadığım üç yıl boyunca oraya hiç kimse taşınmadı, demek ki bu sonuca varan tek kişi ben değilmişim.
Burayı seçtiğime gerçekten çok memnunum. Hemen yan daire olan 503 numarada yaşayan Kohinata ailesiyle ve 504 numarada oturan, namıdiğer Sumire-sensei olan Murasaki Shikibu-sensei ile tanıştım. Beşinci Kat İttifakı üyelerinin çoğunun aynı katta buluşması tatlı bir tesadüf olmuştu.
Kendi sıcak, küçük cennetimizde o kadar mutluyduk ki orada hâlâ boş bir daire olduğunu tamamen unutmuştuk.
Şimdi de kitaplık. Madem o kadar kafanız çalışıyor, bunları taşımaya da alışkın olmalısınız.
Emredersiniz efendim.
Her an birinin taşınabileceği boş bir daire.
Bunda bir sorun yoktu da, neden durum buraya varmak zorundaydı ki?
Okuldan eve döndüğümde, kamyondaki eşyaları apartmana taşıyan iri yarı nakliyecilerin neşeli sesleriyle karşılaştım. Beşinci kata ulaştığımda ise okulda yanımda oturan kızla burun buruna geldim.
Sessizlik içinde birbirimize bakakaldık.
Ne yapacağımı ya da ne söyleyeceğimi bilemedim, o an beynim aptalca bir refleksle tam olarak aklımdan geçen şeyi dışa vurdu.
Olamaz. Şaka yapıyor olmalısın.
Aaa, ne büyük tesadüf. Selam. Benimle birlikte eve yürüyen Iroha, arkamdan kafasını uzattı. Selam verirken yüzündeki o genişçe sırıtmak sesinden bile anlaşılıyordu.
Neden hiç şaşırmamıştı ki? Böyle bir şeyin yaşanmasına imkan yoktu. Ama işte tam karşımda duruyordu; okulda saatlerce yanımda somurtup duran Tsukinomori Mashiro, nakliyecilerin eşyalarını 501 numaraya taşımasını endişeyle izliyordu.
Şu an bana attığı o öfkeli bakışın tarifi yoktu.
Beni mi takip ediyorsun sen?
Yoo, ben burada yaşıyorum.
Yalan söylemeyi kes.
Ben de burada yaşıyorum. Iroha da hemen lafa atladı.
Ha? Mashiro, Iroha önümüze doğru atılınca tek kaşını kaldırdı. Bir soru. Sen tam olarak Aki’nin nesi oluyorsun?
Ben onun kız kardeşiyim.
Aki’nin kız kardeşi mi var?
Arkadaşının kız kardeşiyim, bu da beni onun öz kız kardeşi yapar. Keşke insanlar artık bunu anlasa.
Aptal mısın nesin?
Acıttı doğrusu. Laf sokma kabiliyetin tıpkı Senpai gibi. Bana da öğretsene Mashiro-sama. Bunun sırrı ne? Çok mu acı yiyorsun?
S-Sana daha önce hiç aşırı sinir bozucu olduğunu söyleyen oldu mu? Mashiro, bunu gerçekten merak ediyormuş gibi sordu.
Iroha hiç istifini bozmadan Mashiro’nun omuzlarına şakayla karışık vurmaya devam etti. Hedef tahtasında bu kez ben olmadığım için onun bu tavırlarının dışarıdan ne kadar çekilmez durduğunu bir kez daha anladım.
Gereksiz dışa dönüklüğünün bir sonucuydu herhalde. Yoksa daha yeni tanıştığı birine böyle davranmasını başka ne açıklayabilirdi ki?
Kes şunu Iroha. Kıza neden böyle sataşıyorsun? İstediğinde normal davranabildiğini sanıyordum.
Zamanı ve yeri iyi seçerim de ondan. Mashiro-san’a da tam olarak böyle davranacağım. Özellikle de bu seni deli ettiği için.
Tek bir amaca odaklanmıştı. Ne yazık ki bu odak noktası tamamen çarpıktı ve acilen düzeltilmesi gerekiyordu.
Onun bu sırıtışını ve arkasından gelen o yersiz onay işaretini görmezden gelerek, ortamdaki aklı başında taraf olmayı seçip Mashiro’dan özür dilemeye karar verdim.
Kouhai’m böyle sinir bozucu olduğu için kusura bakma.
Bu onun sorunu, senin değil, diye mırıldandı Mashiro, huzursuz yüzünü benden tarafa çevirirken. Sonra bana tekrar bakıp ekledi: Arkadaşının kız kardeşi, değil mi? Yani aranızda kan bağı yok. Yani akraban olmayan bir kızla birlikte yaşıyorsun. Yani...
H-Hayır, durum hiç de düşündüğün gibi değil.
Birlikte böyle rahat davranmamız, çok uzun süredir dip dibe olmamızın bir sonucuydu. Dışarıdan nasıl görünebileceğini tamamen unutmuştum. Üstelik okuldan eve birlikte dönmüştük, bu da normalde aynı dairede vakit geçireceğimiz anlamına gelirdi. Ve karşı cinslerdik. Mashiro’nun aramızda bir şeyler olduğu sonucuna varması son derece doğaldı.
Birlikte yaşamıyoruz, dedim. Ben 502 numaradayım, o ise...
Ben de 503 numaradayım.
Ne? Mashiro gözlerini kırpıştırdı.
Ozu da burada yaşıyor. Sınıfta sürekli bahsettiğim Kohinata Ozuma var ya? İşte bu kız onun kardeşi olur.
Sen kime kız diyorsun be? Ne kadar kaba. Hadi ama, her zamanki gibi adımı söylesene. Iroha, benim tatlı Iroha’m desene.
N-Ne? Mashiro büyük bir kafa karışıklığı içinde bakakaldı.
Iroha şimdi kahkahalarla gülüyordu ama nedenini çözememiştim.
Mashiro yanımızdan sıyrılıp hızla kapıların üzerindeki isimlikleri kontrol etmeye gitti.
Ooboshi... Kohinata... Y-Yalan söylemiyormuşsunuz.
Bu arada, bir sonraki daire olan 504 numarada da öğretmenimiz Kageishi Sumire-sensei yaşıyor.
N-Neden hepiniz burada yaşıyorsunuz? diye sordu Mashiro.
Tamamen büyük bir tesadüf işte.
Öyle mi... Gözlerini şüpheyle kıstı.
Ona hak vermiyor değildim. Taşındığım yeni apartmanda aynı kattaki herkesin zaten tanıdığım kişiler olduğunu öğrensem ben de aynı tepkiyi verirdim.
Hm? Mashiro’nun yüzü birden gölgelendi ve kendi kendine duyulmayacak bir şeyler mırıldandı. Beşinci kat... Beşinci Kat... İttifakı mı? Olamaz...
Bir şey mi dedin?
Mashiro cevap vermedi. Sanki bilim dünyasında çığır açacak büyük bir atılımın eşiğindeymiş gibi derin, düşünceli bir sessizliğe gömüldü. Ensesindeki açık renk teni hafifçe pembeleşmişti ama öfkeden mi yoksa başka bir şeyden mi anlayamadım. Bir süre kendi kendine mırıldandıktan sonra aniden bize dönüp parmağını ikimize doğru uzattı.
İkiniz de çok sinir bozucusunuz. Ve gittiğiniz her yere bu enerjiyi taşıyorsunuz. Arkasını döndü. Sırf komşu olduk diye benimle öyle içli dışlı olmaya kalkmayın sakın.
Bu tavırlar da biraz kabak tadı vermeye başladı ama. Neden arkadaş olmuyoruz ki? Öylesi çok daha... Ah.
Buzdolabı. Hadi bakalım, bacaklardan güç alarak kaldırın.
Emredersiniz efendim.
Tam Mashiro’nun kendi kalesine çekilmesini engelleyecekken, önümde iri yarı adamlardan oluşan bir duvar yükseldi. Sırayla önümden geçerlerken, Mashiro’nun 501 numaralı dairede kaybolan sırtını ancak hayal meyal görebildim.
Kahretsin. Zamanlama dedikleri bu olsa gerek...
İnanılmaz. Şu nakliyeciler ne kadar da çekici. Onların yüzde doksanının vücut geliştirmeyle ilgilendiğini ve haklarında bir sürü popüler hayran çizgi romanı olduğunu biliyor muydun? Araştırdım da söyledim.
İlgilenmiyorum.
Kıyafetlerin varken çelimsiz görünsen de aslında sen de epey kaslısın. Yakında seni de o çizgi romanlarda görürüz herhalde.
Beni kıyafetsiz görmedin ki.
Gördüm bir kere. Banyodan çıkarken üzerinde hep sadece baksır oluyor ya. Göz göze geldiğimiz an hemen kaçsam da beynimle çoktan ekran görüntüsü aldım bile. Bütün sırlarını o ekran görüntülerine borçluyum işte.
Kafanı duvara vursam o veriler silinir mi acaba?
Hayır ama bu durum biraz heyecan verici olabilir.
Tanrı aşkına, kes şunu artık. Ayrıca ben banyodayken odama dalıp durmayı bırak. O seslenenin sen olduğunu bilmiyordum.
Evet, saçımı şampuanlarken birinin bana seslendiğini duyunca polisi aramıştım. Ama onlara gelenin bir kedi olduğunu söylemiştim, çünkü gerçekten kedi sanmıştım.
Hadi ama. Utanacak hiçbir şeyin yok. Karın kasların gayet belirgin işte.
Abartılacak bir şey değil, her gün egzersiz yaptığım için normal. Bir profesyonel güreşçi veya ragbi oyuncusunun yanında kürdan gibi kalırım yine de.
Tabii kendini öyle insanlarla kıyaslarsan öyle görünürsün.
Günlük egzersiz yapmak artık benim için bir alışkanlıktı. Hayatımı hastalıklarla veya sakatlıklarla harcamak istemiyordum. Fiziksel enerjimi en verimli şekilde kullanabilmek için sağlıklı kalmanın her yolunu araştırmıştım.
Meğer bunun en iyi yolu düzenli ve hafif egzersizlermiş. O günden beri her gün kas çalışıyordum. Takviye gıda almıyordum, büyük hedeflerim yoktu ya da spor salonuna gitmiyordum ama günlük egzersizler sayesinde vücudum ortalamaya göre biraz daha kaslıydı.
Her neyse, şimdi bunun bir önemi yok. Asıl önemli olan...
Mashiro-san’ın senden kaçması mı?
Hayır, bunu dert etmiyorum. Aslında onunla burada karşılaştığımız an bunu bekliyordum.
Bir an duraksadım ve yüzümde geniş bir tebessüm belirdi. Iroha’nın gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Hey, seni uzun zamandır hiç bu kadar heyecanlı görmemiştim.
Murasaki Shikibu-sensei’nin ayaklarımın dibinde sızlandığı günden beri böyle hissetmemiştim, diyerek ona katıldım. Yüzündeki o ifadeyi görmeliydin...
Senin bu kadar sadist olduğunu bilmezdim.
Ne dersen de. Ama Mashiro da elimden kurtulamayacak. Parmaklarımı çıtlattım, gülümsemem daha da genişledi.
Mashiro ile iletişimim sadece sınıfla sınırlı olduğunda elimden pek bir şey gelmiyordu. Hem öğretmenimiz hem de amcam onunla ilgilenmem ve erkek arkadaşı gibi davranmam için baskı yapsa bile, Mashiro beni uzak tutmaya devam ettiği sürece bir şey yapamazdım.
Ama şimdi kendi ayaklarıyla ağıma düşmüş bir sinek gibi benim bölgeme gelmişti. Ve bunda benim hiçbir suçum yoktu. Aynı binaya taşınma hatasını kendisi yapmıştı. Bana ister sinir bozucu desin, ister ikiyüzlü. Umrumda bile değildi.
Ona ne kadar ısrarcı olabileceğimi göstereceğim.
Pekala, şimdi nihayet yatak sırası. Asansöre sığmayacak, o yüzden pencereden içeri itin.
Emredersiniz efendim.
Nakliyecilerin bağırış çağırışları arasında kendi kendime sinsice güldüm.
Prenses Mashiro sonunda kalesinden çıkmış, şimdi bir grup neşeli cüceyle birlikte yaşıyordu. Ve bu cüceler, tam da Pamuk Prenses’in şu an ihtiyaç duyduğu şeydi.
Haddimi aştığımı düşünüp endişelenmiyordum, Mashiro’nun o soğuk tavırlarını alttan almaya da hiç niyetim yoktu. Yalnız kalmayı falan istediği yoktu çünkü, olamazdı.
Akran zorbalığıyla geçen o yapayalnız anılarından başka hiçbir şey barındırmayan eski hayatına geri dönmeyi arzuluyor olamazdı. Okulumuza o kadar da uzak olmayan eski evini sırf bunun için terk etmiş, buraya taşınmıştı.
Eğer yeni bir başlangıç yapmak istemeseydi, neden bunca zahmete girsin ki? Kendince, okul yıllarından geriye kalan zamanı neşeli ve mutlu geçirmek istediğine adım gibi emindim.
Şimdi benim için yapılacak tek bir şey kalmıştı. Onun bu dileğini gerçekleştirmek için elimden gelen en verimli, en etkili yöntemi bulmuştum bile.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.