Dans partisinin günüydü. Eris, bir prenses gibi süslenmiş, yerine oturmuştu ki Sauros şenliklerin başlamasını gür bir sesle ilan etti. Ben de bir köşeye sinmiş, oradan izliyordum.
Partinin açılış töreninde, Philip ve eşi, ailenin etrafını saran daha yoksul ve alt düzey soyluları ustaca idare ettiler. O kadar etkileyici davrandılar ki, kimse aralarından sıyrılıp geçecek bir boşluk bulamadı.
Eğer birisi geçmeyi başarsa, Sauros'un kendisiyle yüzleşirlerdi. Gürleyen sesinin ve mantıksız, tek taraflı konuşma tarzının hedefi olduklarında, hızla kaçış yolları ararlardı.
Onu da atlatmayı başarsalar, nihayet arzu ettikleri yere, yıldızın kendisinin, yani Eris'in önüne gelirlerdi. Eris'in ise hiçbir yetkisi yoktu ve siyasetten zerre anlamazdı. Herhangi bir konu açıldığında, "Lütfen babama söyleyin," demekten öteye geçemeyen bir robota dönüşürdü.
Bazıları oğullarını ona tanıtmak için getirmişti; iyi yetişmiş genç ve orta yaşlı adamlar. Bazıları bizim yaşımızdaydı, ama neredeyse hepsi gürültücü ve iticiydi. Muhtemelen tüm hayatlarını evde, dünyadan bihaber yaşamışlardı. Geçmişteki kendime bakmak gibiydi.
Onlarla bir tür akrabalık hissetmeye başlamıştım ki, dans zamanı gelmişti.
Başından beri planladığımız gibi, Eris’in ilk dans partneri rolünü üstlendim. En basit, en çocukça danstı, ama Eris yıldız olduğu için odanın ortasına geçtik. Sadece pratik yaptığımız gibi yapmamız gerekiyordu.
“N-n-ne yapıyorsun!”
Müzik çalmaya başladığında, Eris gerginlikten kaskatı kesildi. Böyle doğru düzgün dans etmemizin imkanı yoktu. Olamaz, beni yere serip kaçmaya başlayabilirdi.
Hmm.
Bakışlarımı ve adımlarımı kullanarak rutinimize bazı feykler ekledim. Bunu yaptığımda, hemen dudak büktü.
“Bu ne içindi?” diye mırıldandı yine, ama bu sefer daha az gergin, daha çok her zamanki hali gibiydi. Ardından ayağıma birkaç kez bastı, ama düşmeden dansı bitirmeyi başardık.
***
“İyi iş çıkardın, Lord Rudeus,” diye seslendi Edna dans bitince. Anlaşılan, Genç Hanımefendi'nin sinirlerini uzaktan bile yatıştırdığımı anlayabilmişti.
Nasıl yaptığımı sorduğunda, pratikte yaptığımızın aynısını yaptığımı söyledim sadece. Edna şaşkınlıkla baktı, ama ona kılıç oyunlarıyla aynı olduğunu söylediğimde kıkırdadı.
Görevlerim bitmişti, artık yemeklere saldırma zamanıydı. Bugün alışılmadık derecede geniş bir seçki vardı; tuhaf bir tür tatlı-ekşi meyveli turta, bütün bir inek başının kullanıldığı bir et yemeği ve güzelce düzenlenmiş bir pasta bunlardan sadece birkaçıydı.
Tıka basa yerken, nöbet tutan Ghislaine'i gözüme kestirdim. Gözleri tam olarak yemek dilenmiyordu belki, ama çenesinden salya akıyordu.
Neyse ki, ortamı okuyabilen bir adamdım. Bir peçeteye biraz yiyecek sardım ve bir hizmetçiye odama götürmesini söyledim. Muhafızlar ve hizmetkarların bundan sonra kendilerine lüks bir ziyafet çekeceklerini duymuştum, ama buradaki yemekler gibi değildi hiçbir şey.
***
Yemekleri taşıtma işim neredeyse bitmişti ki, gözlerim önümdeki şirin küçük bir kıza ilişti.
“Tanıştığımıza memnun oldum,” dedi, adını söyleyerek. Küçük soylulardan birinin kızıydı. Adı o kadar uzundu ki tamamını hatırlayamadım.
“Benimle dans eder misin?” diye sordu.
Sadece temel adımları bildiğimi açıkladıktan sonra dans pistine yöneldik. Aslında oldukça iyi dans ettiğimi düşündüm. Dans bitince başka bir kız geldi ve yine dans etmem istendi.
Bu da ne? Oldukça popülerim, değil mi? Ardı ardına geldiler; aralarında otuz yaşın üzerinde bir kadın ve benden daha genç bir kız da vardı. Boy farkımız sorun yaratıyorsa reddettim, ama genel olarak isteyen herkese evet dedim.
Hayır diyemeyen bir Japon gibi değildim. Sadece ilk kıza evet dedikten sonra, diğerlerini reddetmek zor oldu. Belki gizli bir amacım vardı, ama o kadar çoktular ki isimlerini veya yüzlerini hatırlayamadım, bu yüzden sadece kendimi yordum.
Popülerliğim yeterince azaldığında, Philip bana yaklaştı ve “Bu babamın işiydi,” diye açıkladı. Anlaşılan, insanlar Sauros'a başlangıçta Eris'le dans eden çocuğun kim olduğunu sorduğunda, övünerek Greyrat ailesinin bir üyesi olduğumu söylemiş. Başka bir deyişle, her şey yaşlı Sauros'un hatasıydı.
Aslında onu suçlayamazdım da. Bana dair sorular sorulmuştu ona: “Başlangıçta Genç Hanımefendi ile dans eden o çocuk, onun sinirlerini yatıştırmakta harika bir iş çıkardı. Sizin gayrimeşru çocuklarınızdan biri olabilir mi, Lord Sauros?” Bu, anlaşılan onu neşelendirmeye yetmişti. Soyadımı sır olarak saklamayı planlamıştık, ama alkol işin içine girince kaçınılmazdı belki de. Ama şimdi soyadımı bildiklerine göre, ya yan ailenin bir üyesi ya da bir hanımefendinin çocuğu olduğumu varsayabilirlerdi. Her iki durumda da dikkat çekici biri olacaktım, bu yüzden soylular kızlarını ve torunlarını peşime takmışlardı.
Ona sordum: “İlk danstan hemen sonra bana yaklaşmak daha mantıklı olmaz mıydı?” Tatlıları peçetelere sardığımı fark ettiğini ve bunu o kadar sevimli bulmuş ki ben bitirene kadar beklemeye karar verdiğini söyledi. Dikkatli insanlar gerçekten her ayrıntıyı fark ediyorlardı.
Bana yaklaşan kadınlar hakkında ne yapmam gerektiğini sorduğumda, onlarla özgürce etkileşim kurmamı söyledi. Gelecekte işler nasıl gelişirse gelişsin, siyasete bulaşmamı istemiyordu anlaşılan. Ya da belki o kızlardan biriyle birlikte olursam siyasi bir fayda sağlayabileceğini düşünüyordu. Siyasi güç kullanmaya zerre kadar ilgim yoktu, bu yüzden benim için bugünkü kısa süreli şöhretle karşılaşmam gelip geçici bir rüya gibiydi.
***
Ama dur bir dakika, belki daha güçlü olursam, istediğim tüm şirin kızlara sahip olabilirim, diye düşündüm bir an.
“Paul’ün örneğini takip etmekten kaçınmanı rica ediyorum; karşılaştığın her kadınla birlikte olmaktan uzak dur ki, evimizin soylu adını lekelemeyesin.” İşte bu. Philip bunu hemen en başında engelledi.
***
Bana yaklaşan son kız Eris’ti. Her zamanki canlı ve enerjik estetiği mavi bir elbiseyle değişmişti. Saçları topuz yapılmış, içine çiçekli bir süs takılmıştı. Çok hoş görünüyordu.
İlk dans partisine katıldıktan ve ardı ardına tanımadığı yetişkinler tarafından yaklaşılmaktan o bile yorgun düşmüş gibiydi. Yine de heyecanlı görünüyordu, belki de bu kadar iyi giden bir partinin yıldızı olduğu için.
“Benimle dans eder misin?”
Tanıdığım o kaba Eris’in her zamanki gür sesi, bacakları açık duruşu ve vahşi ifadesi gitmişti. Bana yaklaşan diğer kızlar kadar zarif duruyordu.
“Memnuniyetle.”
Elini tuttum ve salona yöneldik. Dans pistinin ortasına doğru ilerlerken, Eris etrafına bakındı ve nazikçe, hanım hanımcık kıkırdadı.
Aniden, düzensiz, hızlı tempolu bir şarkı çalmaya başladı; daha önce hiç pratik yapmadığımız bir şarkıydı bu. Belki de müzisyen konukları düşünmeye çalışıyordu.
“Şey, bu da ne…” Bu tek mecazi yumruk Eris'i şaşırtmaya yetmişti. Hepsi de o tuhaf rolünü yaptığı içindi.
Bana yalvarırcasına baktı ve ben de müziğin ritmine göre feykler eklemeye başladım. Düzensiz bir ritmi vardı, ama bu Eris’in tarzına daha çok uyuyordu, adımları oldukça dağınıktı gerçi. Edna görseydi, muhtemelen kızar veya çileden çıkardı.
Elini tuttum ve tıpkı kılıç pratiği sırasında yaptığımız gibi ileri geri hareket ettik. Hareketlerimizi müziğe uydurduk, ama yine de düzensizdi. İzleyenlere oldukça tuhaf görünüyorduk muhtemelen.
Eris keyif alıyordu. Her zamanki gibi asık suratlı ve dudak bükmek yerine, nihayet kendi yaşındaki bir kız gibi gülüyordu. Sadece bunu görmek bile bu partiye katılmaya değdiğini hissettirmeye yetmişti bana.
Dans bitince alkış koptu. Sauros koşarak geldi, ikimizi de omuzlarına kaldırdı ve avluda kahkahalar atarak dolaştı.
Keyifli bir partiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.