Jasmine heyecanlıydı ama içindeki endişeyi bir türlü söküp atamıyordu.
Ödemem gereken bedel nedir?
Ona göre, ilk denemenin bedava olması, sonraki dileklerin de faturası olmayacağı anlamına gelmezdi.
Klein silindir şapkasını düzelterek gülümsedi.
Ödediğin o bakır sikke işin bedeli. Dileğin gerçekleştikten sonra üstlenmek zorunda kalacağın o değişim de ödemen gereken diğer bedel.
Jasmine adamın ne demek istediğini tam olarak kavrayamasa da kafasını salladı. Hiç tereddüt etmeden elini cebine attı; dileği için birkaç bakır sikke çıkaracaktı.
Ancak cebinde mendilinden başka hiçbir şey yoktu.
Bunca zamandır evden dışarı adımını atmadığı için parayla pulla hiç işi olmamıştı.
Belediye meydanına gelirken de raylı troleybüslere binmemiş, buraya kadar yürümeyi tercih etmişti.
Ben... Önce eve gidip gelebilir miyim? diye sordu Jasmine, mahcup ve çaresiz bir sesle.
Elbette, gitmekte özgürsün, dedi Klein tam bir sihirbaz edasıyla. Ama Tam Otomatik Dilek Makinesi’nin her zaman burada seni bekleyeceğinin garantisini veremem. Bazen fazlasıyla kaprisli olabiliyor.
Jasmine kısaca onaylayıp teşekkür etti. Ardından arkasını dönüp belediye meydanının aksi istikametine doğru koşmaya başladı.
Koştukça bedeninin hafiflediğini hissetti. Yanmadan önceki o sağlıklı günlerine dönmüş, hayatının baharında gencecik bir kız oluvermişti sanki.
Onun için bu, ancak rüyalarda görebileceği bir mucizeydi.
Tabii sıradan bir insan olduğundan, bir süre koştuktan sonra nefesi kesilmeye başladı. Mecburen adımlarını yavaşlatıp yürümeye koyuldu.
Esintili gece rüzgarı tenini yalayıp geçiyor, gökyüzündeki bulutların arasından parıldayan yıldızlar göz kırpıyordu. Yol kenarındaki ağaçlar hafifçe sallanarak sokağa titrek gölgeler düşürüyordu. Her şey o kadar sessiz ve huzurluydu ki Jasmine zihninin ve bedeninin hafiflediğini, tüm dertlerinin uçup gittiğini hissetti.
Yaralandığından beri ilk kez bu kadar huzurluydu. Yüzünde kendiliğinden bir gülümseme belirdi.
Yaklaşık beş dakika yürüdükten sonra, birden birinin kendisine seslendiğini duydu.
Aa, Jasmine?
Jasmine başını çevirdiğinde tanıdık bir yüzle karşılaştı. Eski komşuları Bayan Hamil’di bu.
İyi akşamlar Bayan Hamil, görüşmeyeli uzun zaman oldu. Karnavala mı gidiyorsunuz? dedi Jasmine, yüzünü gizleyen o atkı olmadan, içten bir tebessümle.
Bayan Hamil saçları ağarmış bir kadındı. Jasmine’i tepeden tırnağa dikkatle süzdü. Taşındığınızdan beri seni hiç görmemiştim. Geçen patlamada yaralandığını duymuştum?
Evet ama tamamen iyileştim, diyerek başını salladı Jasmine.
Hemen ardından ekledi: Jolie nasıl, iyi mi?
Jolie, Bayan Hamil’in büyük kızıydı ve eski oyun arkadaşıydı.
Bayan Hamil’in yüzü bir anda gölgelendi.
Feysac askerleri ona akılalmaz şeyler yaptılar... Dayanamayıp öldü kızım...
Jasmine donakaldı, içini derin bir hüzün kaplarken kendi yaşadıkları aklına geldi.
Bir Feysac askeri onun da evine dalmış, ona tecavüz etmeye yeltenmişti. Ancak kızın yanık içindeki yüzünü görünce sadece bir tekme savurup çekip gitmişti.
Zavallı Jolie... Jasmine içten gelen bir acıyla elini göğsüne götürdü ve saat yönünde dört kez dokunarak yıldız işaretini çizdi.
Arkadaşının başına gelenleri duyunca, kendi haline şükretmesi gerektiğini ancak o an idrak edebildi.
Bayan Hamil ile vedalaştıktan sonra apartman dairesine doğru yürümeye devam etti.
Eve vardığında keyfi iyice yerine gelmiş, neşesi yüzüne vurmuştu. Anne ve babasının, kendisini eski haline dönmüş olarak gördüklerinde verecekleri tepkiyi merakla bekliyordu.
Artık içlerindeki o acıyı saklayıp hiçbir şey olmamış gibi davranmak zorunda kalmayacaklardı. Sevinçten ağlayıp boynuna sarılacaklardı... Jasmine boynunda kolye gibi asılı duran anahtarı kavradı, bunları hayal ederek kapıyı açtı.
Ev karanlıktı. Ne mumlar ne de gaz lambaları yanıyordu.
İçerideki yataktan anne ve babasının hafifli ağırlı horultuları yükseliyor, belediye meydanındaki o şenlik havasıyla tam bir tezat oluşturuyordu.
Uyumuşlar... Tabii ya, çok yoruluyorlar... Jasmine kapıyı usulca kapatıp yataklarına doğru ilerledi. Pencereden sızan kızıl ay ışığının altında onlara gözlerini dikti.
Babasının saçları ne kadar da ağarmış, kırışıklıkları iyice derinleşmişti... Annesi ise uykusunda bile kaşlarını çatıyordu. Yüzü pul pul dökülüyordu; kuru ve yıpranmıştı... Jasmine anne ve babasının yüzüne ne kadar uzun zamandır dikkatle bakmadığını ancak o an fark etti. Bu kadar yaşlandıklarını hiç görememişti.
Savaştan önce babası iyi kazanan bir muhasebeciydi. Müstakil bir ev kiralayabiliyorlar, annesinin çalışmasına gerek kalmadan evin işleriyle ilgilenmesini sağlayabiliyorlardı. Şimdiyse ancak tekstil fabrikalarında en ağır işleri yapabiliyordu. Annesi de ev hanımlığını bırakıp dokuma işçisi olmak zorunda kalmıştı.
Babamın sağlığı gitgide bozuluyor. Sürekli öksürüp duruyor. Ama neyse ki son Memurluk Sınavı’nı kazandı. Sözlü mülakat sonuçları açıklandığında düzgün bir işi olacak... Annem de sürekli kollarının ağrısından yakınıp duruyor... Jasmine anne ve babasına sevgiyle baktı, onları uyandırmaya kıyamadı.
İkinci dileğinin ne olacağına çoktan karar vermişti.
Parmak uçlarında yürüyerek iç odaya geçti. Daha önce neredeyse tamamen boşalttığı kumbarasında kalan son birkaç bakır sikkeyi avucuna döktü.
Ardından apartmandan çıkıp raylı troleybüse bindi.
Biraz daha gecikirse o Tam Otomatik Dilek Makinesi’nin yok olmasından korkuyordu.
Troleybüs o saatte hınca hınç doluydu. Yolcuların çoğu karnavala gidiyordu. Jasmine etrafına bakındı ama boş koltuk bulamadı. Mecburen bir yerlere tutunarak kalabalığın arasında ayakta dikildi.
On dakika sonra durağına varıp sokağa saptı.
Üzerine cam parçaları işlenmiş pirinç renkli makineyi karşısında görünce, rahatlamayla iç çekip hızlı adımlarla yaklaştı.
Bu esnada etrafı kolaçan etti ama Merlin Hermes adındaki o sihirbazı göremedi.
Gerçekten de tamamen otomatikmiş. Yanımda durmasına gerek bile kalmadı, diye fısıldadı şaşkınlıkla.
Vakit kaybetmeden cebinden bir bakır sikke çıkarıp makinenin haznesine bıraktı.
Anne ve babamın eski sağlıklarına kavuşmasını istiyorum. Bir de ailemin zengin olmasını diliyorum, diye fısıldadı dileğini. Gözlerini kapatıp mucizenin gerçekleşmesini bekledi.
Hemen ardından makinenin içinden metalik bir ses geldi, sanki sikke geri yuvarlanmıştı.
Jasmine şaşkınlıkla gözlerini açtı. Az önce attığı bakır sikkenin, para girişinin hemen altındaki küçük hazneye geri düştüğünü gördü.
Bu dilek kabul edilmedi mi? Yoksa bir dileğe çok fazla şey mi sığdırdım? Aslında tek seferde iki şey dilemiştim... Yanıklarının iyileşmesiyle makineye olan güveni tamdı, bu yüzden cihazda bir sorun olduğunu düşünmedi.
Biraz düşünüp sikkeyi tekrar deliğe attı. Başını eğip kısık sesle mırıldandı:
Anne ve babamın yeniden sağlıklı olmasını diliyorum.
Bu kez makineden hafif bir tıkırtı yükseldi.
Tak!
Bakır sikkenin içeride kaldığını gören Jasmine, dileğinin kabul edildiğini anladı. Bir an önce eve gidip anne ve babasına bakmak için sabırsızlanıyordu.
Heyecanını bastırmaya çalışarak bir sikke daha attı.
Aslında ailesini zengin etmeyi dileyecekti ama babasının Limon Şehri’nde memur olmak üzere olduğunu, dolayısıyla düzenli bir gelirlerinin olacağını hatırlayınca aklına başka fikirler üşüştü.
Henüz on yaşındayken pek de güzel bir kız olmadığını biliyordu. Çevresindekiler onunla alay ettiğinden değil, oyun arkadaşlarından ikisinin çok güzel olmasından kaynaklanıyordu bu. O kızlar her yerde el üstünde tutulur, dünyanın tüm güzellikleriyle karşılaşırlardı.
Bu kıyaslama, Jasmine büyüdükçe içinde daha güzel olma arzusunu körüklemişti. Ama gerçekler, hayallerin sadece hayal olarak kalacağını her defasında yüzüne vurmuştu.
Fakat şimdi, bu hayal gerçeğe dönüşebilirdi. Çünkü önünde mucizeler yaratan Tam Otomatik Dilek Makinesi duruyordu.
Eğer güzel bir kız olursam, iyi bir koca bulabilirim. Böylece ailemin durumunu da düzeltebilirim... Jasmine sanki kulağına fısıldayan bir şeytanın sesini işitiyordu. İradesizce gözlerini yumdu ve dileğini diledi:
Çok ama çok, olağanüstü güzel bir kız olmak istiyorum.
İstediği güzelliğin derecesini vurgulamak için o kelimeyi ardı ardına sıralamıştı.
Sözleri biter bitmez, makinenin kapağı bir kez daha açıldı. İçinden gümüş beyazı bir maske fırlayıp yüzünü kapladı.
Jasmine hızla gözlerini açtığında maskenin yok olduğunu gördü.
Aynı anda, bedeninde bir şeylerin değiştiğini hissetti.
Heyecanla arkasını dönüp yol kenarındaki dükkanın vitrinine doğru yürüdü. Gaz lambalarının ışığı altında, camdaki yansımasından yeni yüzüne baktı.
Bir an için yüz hatlarındaki ve çehresindeki değişimi kelimelerle tarif edemedi. Tek bildiği, şu an kendi güzelliğine kendisinin bile hayran kaldığıydı.
Burnu daha biçimli, dudakları daha dolgun olmuştu. Gözleri irileşmiş, pırıl pırıl parlıyordu. Cildi sütlaç gibi pürüzsüz ve bembeyazdı. Eski halinden sadece çok ufak izler kalmıştı.
Bu... Bu gerçekten bir mucize... Jasmine hayranlıkla iç çekmeden edemedi.
Kendini seyretmeye dalmıştı, adeta büyülenmişti. Büyük bir çabayla bakışlarını vitrinden çekip makinenin önünde saygıyla eğildi.
Ardından troleybüs durağına doğru yürümeye başladı. Yol boyunca geçen herkes dönüp ona bakıyordu.
Bam!
Gözlerini genç kadından alamayan bir adam, önündeki gaz lambası direğine bam diye çarptı.
Jasmine dudaklarını bükerek gülümsedi. Tek kelime etmeden troleybüse bindi.
İçerisi hâlâ çok kalabalıktı, boş yer yoktu.
Jasmine duracak bir yer bulmaya çalışırken birkaç erkek birden ayağa kalkıp kendilerine çeki düzen verdi. Genç kadına bakarak gülümsediler.
Hanımefendi, buraya oturabilirsiniz.
Jasmine bir an şaşkınlık yaşadı. Bu kadar kibar bir muamele göreceğini hiç tahmin etmemişti.
Bu teklifi reddetmedi ve yerine oturdu. Kendisine yer veren adama gülümseyerek baktı.
Teşekkür ederim.
Adamın yüzünde güller açtı, büyük bir tevazuyla karşılık verdi. Bir centilmenin yapması gereken de budur zaten.
Evde kapalı yaşadığı günlerden kalma alışkanlığıyla Jasmine daha fazla konuşmadı. Apartman dairesinin yakınındaki durağa gelene kadar sessizce oturdu ve sonunda araçtan indi.
Birkaç adım atmıştı ki birden üzerinde birinin bakışlarını hissetti. Başını hızla o yöne çevirdi.
Bu bir sarhoştu. Jasmine’e tarif edilemez derecede iğrenç gözlerle dik dik bakıyordu.
Jasmine korkuyla irkildi ve adımlarını hızlandırıp apartmanına doğru yöneldi. Ancak yol boyunca karşılaştığı diğer erkeklerin gözlerinde de benzer bakışlar vardı; sanki her an birer canavara dönüşecek gibiydiler.
O an Jasmine, sanki yırtıcılarla dolu bir vahşi doğada tek başına yürüyormuş gibi hissetti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.