Gözünde tek camlı bir gözlük olan Amon, Enuni’nin suretine bürünmüş haliyle bir sızmacıdan ya da saldırgandan çok, bir ziyaretçiyi andırıyordu. Yaptığı tüm hazırlıklardan ve Arrodes’in kökeninden büyük bir hevesle bahsederken oldukça rahattı.
Cümlesini bitiremeden duraksadı. Karşısındaki Dwayne Dantes, kirli gri bir fareye dönüşmüştü.
Fare sağ pençesini kaldırıp gözüne bastırdı.
Aynı anda Boklund Caddesi 160 numaranın bahçesinde, bir gül demetinin ortasında; zayıf, keskin hatlı, siyah saçlı ve kahverengi gözlü haliyle Gehrman Sparrow belirdi.
Amon o cezbedici lafları sıralarken, bir yandan da gizlice bir Zaman Kurdu ayırmış ve asalak olarak yerleşmek için Klein’ın vücuduna sızmaya yeltenmişti. Ancak Klein her an tetikteydi. Ruh Gövdesi İpliklerindeki değişimden bu girişimi fark etmiş, kritik anda hızla bir kukla oluşturup yer değiştirmişti!
Melez bir gence benzeyen Amon, sessizce Klein’ın önünde belirdi.
Arkasında, üçüncü kattan aşağı düşen on iki halkalı şeffaf bir kurt, tekrar asıl bedenine döndü.
O an bahçenin toprağındaki solucanlar, ağaçlardaki böcekler ve gölgelerdeki farelerin hepsi dışarı fırladı. Ya Gehrman Sparrow ile Amon’un üzerine üşüşüyor ya da bölgeden kaçmaya çalışıyorlardı.
Klein’ın Amon’u sabırla dinlemesinin asıl sebebi, bu süreyi yeni kuklalar oluşturmak için kullanmaktı!
Bir Garabet Büyücüsü, ancak kuklalarıyla tam kapasitesine ulaşırdı!
Amon hâlâ harekete geçmek için acele etmiyordu. Göz çukuruna iyice oturmuş gözlüğünü parmaklarıyla düzeltti, etrafa bakındı ve gülümseyerek konuştu: "Eylemlerin sık sık zayıf noktalarını ele veriyor. Bir aldatma ustası için yaptıkların, senin yumuşak karnını tespit etmemi sağlamaya yetti de arttı bile."
"Böylesine gergin ve tehlikeli bir durumda, hizmetçilerini kullanmak yerine fareleri, böcekleri, kuşları ve solucanları kuklaya dönüştürmeyi seçtin. Bu bana ne anlatıyor? Ahlaki değerlerinin hâlâ çok yüksek olduğunu. Kendini hâlâ bir insan olarak gördüğünü ve onlara zarar vermek istemediğini."
"Bunu kavradıktan sonra, kopyam senden zayıf olsa bile seni yıkmak çok kolay. Canına kıymak istesen bile bunu başaramazsın."
"Ah, bu arada. Ruh Gövdesi İpliklerimi gizlice kontrol etmeye çalışma. Çünkü şu an kontrol ettiğin iplikler, benim çaldıklarım. Kahyana, hizmetçine ve arabacına aitler. Eğer böyle devam edersen, korkarım ki derin bir suçluluk hissedeceksin."
Ruh Gövdesi İplikleri bile çalınabiliyor mu? Hayır, bu daha çok bir aşılama gibi... Klein’ın ifadesi hafifçe dondu ve Amon’un iplikleri üzerindeki kontrolünü kesti.
Amon’un boş boğazlık etmesine, bu saçmalıkları anlatmasına gizlice onun kopyasını kuklaya dönüştürmeye çalıştığı için katlanmıştı.
Bir Garabet Büyücüsü için zaman kazanıp gizlice nüfuzunu yaydığı bu tarz savaşlar, en uzman olduğu ve en keyif aldığı anlar olmalıydı. Ne yazık ki karşısında Yağmacı yolunun zirvesindeki isim, Küstah Amon vardı. Karşısındaki sadece bir kopya olsa bile ona diş geçiremiyordu.
Klein aslında Amon’un söylediklerinin bir tuzak olduğundan şüpheleniyordu ama işin aslını göremiyordu. Risk almaya cesareti yoktu.
Böyle anlarda bir İzleyici’nin yardımına ihtiyacı vardı!
Gehrman Sparrow’un o soğuk maskesiyle, "Bu kadar çok konuşmanın tek sebebi bana asalak olarak yerleşmenin bir yolunu bulmak olamaz, değil mi?" dedi sakince. "Ruh Gövdesi İpliklerini görebilen bir Garabet Büyücüsü’nü, onu ağır yaralamadan asalaklaştırmanın çok zor olduğunu biliyor olmalısın."
Amon bir anlık kahkaha attı.
"Sonunda fark ettin."
"Kaderimi mi çalmaya çalışıyorsun?" Klein tekrar bir kuklasıyla yer değiştirdi; asıl bedeni sürekli bahçenin farklı köşelerinde beliriyordu.
"Hayır." Amon elleri cebinde, rahat bir tavırla başını salladı. "Arrodes gibi sihirli bir ayna senin talimatlarını dinlemeye ve sana yaranmaya bu kadar hevesliyse, bu senin hayal ettiğimden daha karmaşık biri olduğun anlamına gelir. Ben Zalim yolunun bir beyönderi değilim, bu yüzden kaderini doğrudan çalacak kadar düşüncesizce davranmam. Hele ki senin yerine geçmenin, görmeyi hiç istemediğim sonuçlara yol açabileceğine dair bir his varken içimde..."
"Arrodes’in bana yaranmaya çalıştığını nereden biliyorsun? Flora Jacob’un kaderinde böyle bir şey olmamalı." Klein bir ağacın tepesinde belirdi.
Kuklaları sürekli yer değiştiriyordu.
Amon bir elini çıkarıp çenesini sıvazladı. "Söyledim ya, bilgi toplamak ve kaynağı bulmak için zaman harcadım. Buhar Kilisesi’ne gidip Arrodes ile biraz lafladım. Pek dürüst değildi; senin gerçek kökenini açıklamak yerine benden işkence görmeye razı oldu. Ne yazık ki Buhar Kilisesi’nin içindeydik; yoksa doğrudan ona asalak olarak yerleşir ve her şeyi öğrenirdim."
Canlı mühürlü eşyalar bile asalaklaştırılabiliyor mu? Eğer Arrodes kurallara sıkı sıkıya bağlı kaldıysa, geçmişteki cevaplarına bakılırsa benim durumumdan o da tam emin değil, sadece bazı tahminleri var... Klein’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Tam bir şey söyleyecekken Amon’un güldüğünü duydu.
"Gerçekten hiç acelen yokmuş gibi görünüyor. Ne bekliyorsun?"
"Benim yolumun Seviye 2 adının Kaderin Truva Atı olduğunu bilmiyor musun? Sadece sıradan bir kopya olsam da kullanabileceğim bazı güçlerim var. Kaderinle oynamak, belli bir süre boyunca bazı hatalar yaratmak gibi... Mesela, ne kadar yardım çığlığı atarsan at, kimsenin seni fark etmemesi gibi."
"Yani, elindeki Geceyarısı Amblemi’ni tetiklesen bile sadece gizlenme etkisini alırsın. Önceden anlaşmış olsan dahi yardım isteme niyetini iletemezsin. Ayrıca, yardım için bağırsan ya da bir patlama yaratsan bile, içerideki hizmetçiler veya yoldan geçenler tek bir ses bile duymaz."
"Bu kadar çok konuşmamın sebebi buydu. Sıradan bir kopya için bazı işler zaman alır."
"Pekala, şimdi benim sorumu cevaplama sırası sende."
Klein cevap vermedi, kuklalarıyla konum değiştirmeye devam etti. Ancak Amon, onlar "sohbet" ederken sürekli önünde bitiveriyordu.
O sırada kuklalarından birine şu soruyu sordurdu: "Kaderi kontrol altına almayı bitirdiysen, neden hâlâ harekete geçmiyorsun?"
"Sen de bir şeyi bekliyor gibisin..."
İnce bir kağıt figür olan bu Gehrman Sparrow cümlesini bitiremeden, uzaktan sert bir rüzgar esti.
Siyah trençkotu ve gümüş işlemeli bastonuyla Leonard, Boklund Caddesi’ne doğru uçuyordu!
Amon’un yanında beliren Klein, "İşte beklediğim şey buydu!" dedi.
Bunu söylerken, sıkıca kavradığı Geceyarısı Amblemi’ni tetikledi.
Aynı anda sol elinin parmaklarını şıklatarak bahçedeki en uzun ağacı tutuşturdu ve kızıl alevlerin gökyüzüne yükselmesini sağladı.
Caddenin öbür ucundan bile bir bakışta fark edilebilecek bu devasa ateş, ne pencereleri silen hizmetçilerin ne de ağaçların altında yürüyen yayaların dikkatini çekti. Havadaki Leonard Mitchell bile bu sahneyi görmezden gelerek büyük bir hızla Boklund Caddesi 39 numaraya doğru ilerledi.
O an, Kızıl Eldiven’in zihninde Pallez Zoroast’ın yaşlı sesi yankılandı:
"Geri dön. 160 numaraya git."
Leonard’ın kafası karışsa da tecrübeli bir beyönder olarak doğaüstü meselelerde neden diye sormadı. Deniz Sözü’nün işaret ettiği yönü hemen değiştirip oraya yöneldi.
Boklund Caddesi 160 numaranın bahçesinde Amon, sağ elindeki kristal gözlüğü gözüne bastırarak başını kaldırdı ve kıkırdadı.
"Benim de beklediğim şey tam olarak buydu."
Gülümsemesi iyice belirginleşirken Gehrman Sparrow’u görmezden geldi. Dizginlenemez bir keyifle konuşmaya devam etti: "Bu bölgedeki kader anormalliklerini fark edebilecek tek kişi..."
"O, Pallez!"
Bunu söylerken Küstah Amon tavrını değiştirdi ve gözlüğünü düzeltti.
O an tüm caddeye tuhaf bir kasvet çöktü. Sanki tüm mekan gerçeklikten koparılmış, bir sırra dönüştürülmüştü.
Boklund Caddesi 39 numaradaki dinlenme odasında Hazel pencereden dışarı baktı ve şaşkınlıkla mırıldandı: "Yağmur mu yağacak?"
Bu önemli bir şey değildi, bu yüzden bakışlarını çekip elini çay tepsisine uzattı.
Sonra babası Milletvekili Macht’ın garip bir şekilde sağ avucunu açtığını gördü.
Havada süzülen ışık hüzmeleri yoğunlaşarak avucunda kristal bir gözlük oluşturdu.
Macht, bu gözlüğü sağ gözüne taktı.
"Bu da ne..." Hazel bir terslik olduğunu sezmişti; dehşet içinde odadaki diğerlerine baktı.
Annesi Bayan Riana, burnundaki aksesuarı çıkarıp bir yerden bulduğu tek camlı gözlüğü taktı. Yanında duran hizmetçilerin her biri de benzer birer gözlük çıkarıp sağ gözlerine yerleştirdiler.
Küt!
Hazel içgüdüsel olarak ayağa fırladı, geri geri giderken sandalyeyi devirdi.
Bu ses odadaki herkesi uyardı. Macht, Riana ve hizmetçiler başlarını çevirip Hazel’a baktılar.
Dudaklarının kenarına yavaş yavaş bir gülümseme yayıldı.
"Ah!"
Hazel sinir krizi geçirerek tiz bir çığlık attı.
Bu çığlık evi ve bahçeyi geçip sokaktaki yayaların dikkatini çekti. Bu sırada Amon, sağ elini gözlüğünden indirdi. Havada süzülen figüre bakarak gülümsedi.
"Pallez, Beşinci Devir’in 1350’nci yılındayız artık. Seviye yükseltmek için kopyaları bir araya getirme tekniği artık eskidi."
Amon’un hemen ardında duran Klein, vakit kaybetmeden elini silah çeker gibi cebine attı. O esnada Sürünen Açlık’ı şeffaf bir hâle büründürdü ve önünde saydam bir kitap yoğunlaşmaya başladı.
Ancak Amon elini şöyle bir kaldırdığı an eldiven yok oluverdi.
Gelgelelim, insan derisinden yapılma o eldivenle birlikte Gehrman Sparrow da sırra kadem bastı.
Pat!
Amon’un avucuna konan şey bir eldiven değil, kuklaya dönüştükten sonra can vermiş bir lağım faresiydi.
Amon’un diğer tarafında, üzerinde şapkası olmasa da gömleği ve yeleğiyle Klein belirdi. Az evvel cebinden çıkardığı eşyayı hiç beklemeden hedefine doğru fırlattı.
Bu, kağıttan bir turna kuşuydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.