Klein “evet” ya da “hayır” diye cevap vermedi. Yatak odasına doğru attığı adımı yarıda kesti ve buz gibi bir sesle, “Bu bir soruydu,” dedi.
“Doğru, doğru, bir soruydu! Hiçbir dayanağı olmayan, iftira dolu bir soruydu! Üstelik ben de olumsuz cevap vermiştim,” diye atıldı Danitz. Hiçbir şeyi kabul etmediğini vurgulamak istercesine neşeyle konuşuyordu.
Klein ağırbaşlı bir tavırla başını salladı.
“Bunu kaptanınla netleştireceğim.”
Netleştirmek mi… Danitz donakaldı, ağzı yarı açık bir halde suratı buruştu.
Az çok dünyayı tanımış biri olarak artık açıklama yapmanın veya tartışmanın bir faydası olmayacağını anlamıştı. Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirdi.
“Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?”
Klein derin bir nefes aldı ve Palyaço yeteneklerini kullanarak yüzündeki ifadeyi dizginledi.
“Gözünü üzerinden ayırma.”
“Evet, tamamdır!” diyerek hemen onayladı Danitz.
Gehrman Sparrow’un arkasını dönüp yatak odasının kapısına yöneldiğini görünce, kendini tutamayıp sordu: “Bunu Kaptan’la gerçekten netleştirmeyeceksin, değil mi?”
Klein kapı kolunu çevirdi ve ifadesizce karşılık verdi: “Gözünü üzerinden ayırma.”
Sözü biter bitmez kapıyı itip odaya girdi. Yüzünde geniş bir gülümseme belirmeden hemen önce kapıyı arkasından kapattı.
Ertesi sabah kahvaltının ardından Klein; geniş kesim bir pantolon, kalın kahverengi bir ceket ve kasketini giydi. Görünüşünü değiştirip dışarı çıktı, Danitz’i telsizin başında nöbet tutması için odada yalnız bıraktı.
Yol boyunca tipini bir kez daha değiştirerek yerli halka benzeyen bir kılığa büründü.
Özel bir dükkan bulup bir çift keten eldiven, bir kefen ve bir ceset torbası satın aldı. Ardından, daha önce zihnine kazıdığı çevre detaylarını ve kerteriz noktalarını takip ederek köprüyü buldu. Köşede, çamurların içinde can veren o kızı gördü.
Mevsim kış olduğu için hava çok sıcak değildi, ceset henüz belirgin bir çürüme belirtisi göstermiyordu; ancak derideki yaralar ve yayılan koku Klein’ın midesini bulandırmaya yetti.
Dün gece bir insan gibi yaşamak isteyen o kızı hemen gömmeye gelmemişti; zira Bayam’da gece sokağa çıkma yasağı vardı ve mezarlıklar şafak vaktine kadar açılmıyordu.
Küçük metal bir şişe çıkaran Klein, eline bir miktar Quelaag yağı döküp burun ucuna sürdü.
Geniz yakan bir his zihnini istila etti. Nane kokusuyla karışık dezenfektan kokusu tüm duyularını sardı; sanki buz gibi bir denize düşmüşçesine ayıldı. Artık başka hiçbir kokudan etkilenmiyordu.
Şişeyi cebine koyup eldivenlerini taktı, birkaç adım ilerleyerek kadın cesedinin yanına çömeldi.
Kefeni açtı ve cesedi nazikçe torbaya yerleştirmeye başladı.
Torbayı omzuna alıp mahsus Bayam’ın en kalabalık caddelerinden geçerek şehrin dış mahallelerine ulaştı. At arabalarının giremediği dar bir yoldan ilerleyerek bir dağın yamacına tırmandı.
Burası, Fırtına Kilisesi ve valilik tarafından yerli halk için tahsis edilmiş bir mezarlıktı.
Tüccarlar, maceracılar, Loen, Intis veya Feynapotter’dan gelip buraya yerleşen yabancılar içinse mezarlık Bayam’ın öteki tarafında, arkasında ormanların uzandığı düz bir ovadaydı.
Klein daha da yükseğe tırmanarak isimsiz mezarlığa girdi ve orada pinekleyen mezarlık bekçisini buldu.
“Nasıl gömülmesini istersin?” Bekçi ceset torbasını işaret etti. “Ücretsiz olsun dersen, morgdaki cesetlerin belli bir miktara ulaşmasını beklemek zorundasın. Sonra hepsini beraber yakıp aynı mezara gömerler. Tabii öncesinde rahipler ruhları için bir tören yapar. 5 soli verirsen kendine ait bir vazosu ve nişi olur. 2 pound verirsen hem vazosu hem de mezar taşı olan bir mezarı olur. Eğer yakılmasını istemiyorsan bir tabut lazım. Şuradan seçebilirsin, odununa göre fiyatı değişir.”
Klein bir an düşündü, sonra 5 soli değerindeki banknotları çıkarıp uzattı.
“Adı ne?” Bekçi paraları sayıp dolma kalemini eline aldı ve nazikçe sordu.
Aslında yazı yazmayı bilmiyordu, sadece hatırlamasına yardımcı olacak bazı semboller çizecekti.
Klein bir an duraksadı. “Bourdi,” dedi.
“Bourdi...” Bekçi ismi alçak sesle tekrarlayıp bir sembol karaladı.
Başını kaldırmadan devam etti: “Nişin üzerine bir mezar yazısı yazdırabilirsin.”
Bourdi, Rorsted Takımadaları’nda yaygın bir kadın ismiydi; bu yüzden bekçi artık cinsiyetini karıştırmıyordu.
Klein birkaç saniye sessiz kaldı, sonra kısık bir sesle konuştu: “O bir insandı.”
“O bir insandı mı? Ne tuhaf bir yazı...” diye mırıldandı bekçi. “Resmi var mı? Yoktur herhalde.”
Sözünü bitiremeden, karşısındakinin bir “fotoğraf” uzattığını gördü.
Bu, Klein’ın bir ritüel kullanarak çizdiği bir portreydi. Kızın hastalanmadan önceki halini kusursuz bir şekilde yansıtıyordu. Şüphe çekmemek için uygun bir kağıt ve bazı teknikler kullanarak portrenin gerçek bir fotoğraf gibi görünmesini sağlamıştı.
Bekçi şaşırdı ama bir şey demedi. Bilgileri alıp ceset torbasıyla birlikte rahiplerin kaldığı kulübeye yöneldi.
Dua, yakılma işlemi ve küllerin vazoya konulmasının ardından fotoğraf nişe yapıştırıldı ve yazı kazındı. Böylece her şey tamamlanmış oldu. Klein son bir kez uzun uzun baktı ve arkasını dönüp mezarlıktan ayrıldı.
Dağ yolundan aşağı inerken Bayam’ın tamamı görüş alanına girdi.
Deniz, yeşile çalan uçuk bir maviydi. Gözün alabildiğine uzanan bir boşluk... Limanda üst üste yığılmış yelkenler, göğe yükselen bacalar... İnsanların gelip geçtiği birbirini kesen caddeler... Sık ağaçlarla çevrili, yeşillikler içindeki malikaneler... Uzaktaki geniş yollar ve dümdüz uzanan demir yolları... Usta bir elden çıkmış muazzam bir yağlı boya tablo gibiydi. Anlatılması güç bir canlılıkla doluydu.
Dalgalar Katedrali’nin saat kulesinin tepesinde, Fırtına Kilisesi Kardinali ve Görevli Cezalandırıcılar’ın üst düzey diyakozu Jahn Kottman, kulenin kenarında durmuş ferahlatıcı denizi ve kıyı boyunca uzanan dağ silsilesini izliyordu.
Madencilik ve metalürji sanayisi adanın diğer şehirlerinde toplandığı için Bayam’daki kirlilik oranı oldukça düşüktü. Buranın can damarı baharat ticareti, genelevler, kumarhaneler ve mal sevkiyatıydı. Henüz tam teşekküllü bir sanayisi yoktu ve kömür yakılarak ısınmaya ihtiyaç duyulan gün sayısı sınırlıydı.
Deniz Kralı Jahn Kottman bakışlarını çektiği anda, döner merdivenlerden yukarı koşan bir Görevli Cezalandırıcı gördü.
“Ekselansları, yeni bir istihbarat var.” Görevli Cezalandırıcı sağ eliyle göğsünün sol tarafına vurarak selam verdi.
“Nedir?” dedi kalıplı vücuduyla Jahn Kottman, arkasını dönerek.
Görevli Cezalandırıcı elindeki kağıt parçasını uzattı.
“Direniş’in içinden gelen bir haber. Kalvetua’dan yanıt almışlar. Yeni heykeller dikmekle meşgullermiş.”
“Yeni heykeller mi?” Jahn Kottman notu açıp hızlıca göz gezdirdi.
Ardından başını çevirip Mavi Dağ Adası’nın balta girmemiş ormanlarla kaplı iç kısımlarına baktı. Bir an düşündükten sonra, “Takımadaların deniz sahasındaki tüm anormallikleri araştırın,” dedi.
İstihbarattan emin olduğu bir şey vardı; Kalvetua’dan kalan özelliği alan o gizemli kişi, Rorsted Takımadaları sularından ayrılmamıştı. Kalvetua’nın yerine geçip takipçilerine cevap verebilmesi bunun kanıtıydı.
Aynı zamanda Jahn Kottman şunu da çok iyi biliyordu: Ölmeden önce deliren Kalvetua’nın bıraktığı Beyonder özelliği, ister ham haliyle kalsın ister gerçek bir eşyaya dönüştürülsün, çok ağır yan etkilere sebep olurdu. Bu da mutlaka çevrede bir anormallik yaratırdı.
Üstelik o gizemli kişinin bu özelliği düzgün bir şekilde mühürleme yöntemini bulmasının hiç de kolay olmadığını düşünüyordu.
Bulmuş olsa bile, cevap verirken bu etkileri kontrol etmesi imkansızdı; dolayısıyla açık verecekti.
İpucu buradaydı!
“Emredersiniz Ekselansları, Fırtına sizinle olsun!” Görevli Cezalandırıcı tekrar eğilerek selam verdi.
Bayam şehrine girdikten sonra Klein, kimsenin dikkat etmediği bir anda Suratız gücünü iptal etti. Bir faytonla Masmavi Rüzgar Hanı’na döndü.
Kapıyı açıp içeri girer girmez Danitz’i telsizin önünde, yüzünde tuhaf ve ciddi bir ifadeyle otururken buldu.
“Bir şey mi çıktı?” diye sordu Klein alçak sesle.
“Hayır, hayır.” Danitz sağ elini kaldırıp tuttuğu kağıtları salladı. “Ödülüm! Başımdaki ödül 5.500 pounda çıkmış...”
Bu miktar neredeyse Çelik Maveti’nin ödülüne yetişiyordu!
Bu yüzden dışarı çıkıp bir şeyler içmeye veya kafa dağıtmaya cesaret edemiyordu; tek yapabildiği odada oturup bir sinyal beklemekti.
Bu değer artışı gerçekten iştah kabartıcı... Bir an ne tepki vereceğini bilemeyen Klein, ifadesizce, “Bu daha başlangıç,” dedi.
“Bay 10.000 Pound.”
... Kahrolasıca! Danitz içinden küfretti ama yüzünde en ufak bir saygısızlık belirtisi göstermeye cüret edemedi.
Tüm o işleri yapan Gehrman Sparrow’du. Neden kabak benim başıma patladı da ödülüm arttı? Fırtına Kilisesi’nin o aşağılık herifleri! Surat kasları hafifçe seğirirken zoraki bir gülümsemeyle başını salladı.
Klein gülmemek için kendini tuttu ve onu görmezden gelerek uykusunu almak üzere yatak odasına geçti.
O sırada aniden havada bir mektubun belirdiğini, süzülerek tam önüne düştüğünü gördü.
Klein sağ elini uzatıp mektubu yakaladı.
Haberci yüzünü bile göstermeden mektubu fırlatıp gitti mi? Klein dilini şaklatarak mektubu açtı ve okumaya başladı.
...Bir haberci edinmenin iki yolu vardır. İlk yöntem, kesin bir betimleme belirleyip ayin düzenlemek, bu betimlemeye uyan ruh dünyası yaratığını çağırmak ve onunla bir sözleşme imzalamaktır. İkinci yöntem ise doğrudan ruh dünyasına girip edinmek istediğiniz haberciyi bizzat aramaktır. Gönlünü kazandıktan sonra sözleşmeyi imzalar ve daha sonra kullanmak üzere o varlığa has betimleme dilini kaydedersiniz.
İlk yöntem nispeten basittir ancak oldukça tehlikelidir; çünkü betimlemeye uyan şey güçlü bir ruh dünyası yaratığı ya da tuhaf, kötücül bir ruh olabilir. Her çağırdığınızda karşınıza tam olarak neyin çıkacağından asla emin olamazsınız. Bu, önceden kehanetle kestirilmesi güç bir risktir.
İkinci yöntemin tehlikesi ise uygun haberciyi bulmanın kolay olmaması ve ruh dünyasında kaybolma riskidir.
Eğer bir Gezgin değilseniz ikinci yöntemi tavsiye etmem. İlk yöntem için size daha önce test edilmiş ve doğrulanmış bir betimleme sunabilirim. Süreç hatasız yürütüldüğü müddetçe tehlike seviyesi oldukça düşük kalacaktır. Fakat sonuç sizi tatmin etmeyebilir. Ayrıca sözleşme için ölümsüzlük alanına ait güçler kullanmak gerekir. Bunun için benim bakır düdüğümden faydalanabilirsiniz.
Format şu paragrafları içerir...
Elbette, eğer sakıncası yoksa, size hediye olarak bir haberci devredebilir ve onun sizinle sözleşme imzalamasını sağlayabilirim...
Bana hediye olarak devretmek mi? Habercinin neden yüzünü bile göstermeye cesaret edemediğine şaşmamalı, diye düşündü Klein, taşlar yerine otururken.
Önceki haberciyi kalkan olarak kullandığını ve zavallının Bay A tarafından haklandığını, bu yüzden de sonraki habercilerin kendisine giderek daha kaba davrandığını anımsayınca bu teklifi içinden reddetti.
İlk yöntemi mi yoksa ikinciyi mi seçmeli? İlk yöntemde hata payı yüksek. Haberci adayını çağırıp üstüne bir de dayak yiyebilirim. Sık kullanılan betimlemeler ise pek özgün değil, bu da habercinin gücü konusunda endişe verici. Peki ya ikinci yöntem? Gri sisin üzerine anında dönebildiğim için kaybolmaktan korkmama gerek yok. Üstelik Ruh Bedeni formundayken Deniz Tanrısı Asası'nı da kullanabilirim. Ruh dünyası yaratıklarının kanlarının çekilmesinden korkmalarına da gerek yok. Evet, bunu takımadaların dışında yapmalıyım, aksi takdirde duaların gürültüsünden etkilenirim.
Klein kararını çabucak verdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.