Öldürmek mi? Klein hayatında ilk kez böyle bir taleple karşılaşıyordu. Bir an ne cevap vereceğini bilemedi, nutku tutuldu.
Hatta içten içe bunun arkasında bir komplo olup olmadığını sorgulamaya başladı.
Piskopos Utravsky gözlerini açıp tepeden Klein’a baktı.
“Eski beni öldür.”
...Peder, konuşurken şu aralara bu kadar uzun esler vermeseniz olmaz mı... Klein’ın dudağı seğirdi. Şaşkınlığını gizleyemeyerek, “Efsanelerde ve mitlerde bile kimse geçmişe dönemez,” dedi. “Korkarım bu isteğinizi ancak yedi tanrı yerine getirebilir.”
“Hayır, kastettiğim bu değil. Kalbimin derinliklerinde hâlâ yaşayan, bir türlü ölmeyen geçmişimi öldürmenden bahsediyorum.” Klein’ın hâlâ anlamadığını gören hafif kambur piskopos sözlerine devam etti: “Eskiden savaşı ve öldürmeyi seven o benliğim, duyduğum pişmanlık yüzünden öylece ölüp gitmedi. Onun hâlâ bedenimin içinde yaşadığını, her an dizginleri yeniden ele geçirmek istediğini açıkça hissedebiliyorum. Onu sürekli bastırıyor; ayinler, çileci gelişim ve vaazlar aracılığıyla arınmasını umuyorum. Toprak Ana’nın öğretilerine gerçekten inanmasını ve yeniden benimle bir bütün olmasını diliyorum.”
Özetle, geçmişin izleri çok derin ve şimdiki hayatınla fena halde çatışıyor, bu da bir kişilik bölünmesine yol açıyor... Sözde psikolog ve klavye şövalyesi Klein Moretti, durumu böyle teşhis ederek ölçüp tarttıktan sonra konuştu: “Bu psikolojik bir sorun. Bence sizin asıl ihtiyacınız olan bir psikiyatr.”
“Bunu daha önce denedim. Belki bilmiyorsundur ama Toprak Ana Kilisesi’nin kontrolündeki beyonder yollarından birinde Doktor seviyesi bulunur; kadim zamanlarda buna Şifa Rahibi de denirdi. Durumumu incelediler ve bunun sadece psikolojik bir rahatsızlık olmadığına karar verdiler. İşin içinde kontrolü kaybetme eğilimi de var. Eğer geçmişteki ben, şimdiki beni yenerse, hiç şüphesiz kontrolü kaybedip bir canavara dönüşeceğim,” dedi Utravsky iç çekerek.
O zaman sana İzleyici yolunun 7. seviyesi, yani bir psikiyatr lazım... Klein bir an düşündü. “Sözlerinizden anladığım kadarıyla bu sorunu çözmenin bir yolunu bulmuşsunuz ama uygun bir uygulayıcınız eksik, yanılıyor muyum?”
“Evet, bunca yıl vaaz vermenin yanı sıra bana yardım edebilecek kişileri ve nesneleri de aradım. Sonunda Toprak Ana’nın lütfuyla çok gizemli bir eşya elde ettim. Kadim bir ejderhadan kalan bir yadigar olduğu söyleniyor.” Klein’ın korkup kaçmadığını gören Utravsky, umutla devam etti: “Bu eşya, kullanıcının hedefin ruhunun en derinlerine, bir başka deyişle rüya aleminin en dibine girmesini sağlıyor. Orada, zihindekilere karşılık gelen bir sahne somutlaşır. Bu sayede geçmişteki halimi bizzat görebilir ve onunla savaşarak onu yok edebilirsin. O özel durumda, eğer gerçekten ölürse bir daha asla ortaya çıkamaz.”
Gizemli dünyadan bekleneceği gibi; kişilik bölünmesini tedavi etmek için bile böyle yöntemler var... Klein içinden bir iç geçirdi ve temkinli bir şekilde sordu: “Peki ne gibi kısıtlamaları var veya kullanıcıya ne zarar verir? Benim bu görevi yerine getiremeyeceğimi düşünmenizin sebebi ne?”
Piskopos Utravsky bakışlarını Klein’ın üzerine dikti. “O gizemli eşyayı kullandığında bilincin yerinde olsa da ruhun veya rüya aleminin pek çok katmanı vardır. Geçmişteki halim, seni kandırmak için bu durumu sonuna kadar kullanacaktır; hatta seni öldürebilir bile. Üstelik belirli bir süre sonra —tam beş dakika— o gizemli eşya bilincini tamamen yitirmene neden olur. Zihnin bir daha asla bedenine dönemez ve o eşyanın kurbanı haline gelirsin.
Böylece bir bitkisel hayata girersin.
Ayrıca, sahne somutlaştığı için, eğer kalbinin en derinlerinde —yani rüyanın en alt katmanında— öldürülürsen, benzer yan etkiler ortaya çıkar. Bu, gerçek bir ölüme eş değerdir.
İnan bana, geçmişteki ben sandığından çok daha güçlüdür.”
Demek mevzu bu... Ancak benim için bu durum hiç sorun değil. Ben ruh çağırma ve rüyalar sırasında uyanık ve rasyonel kalabilen biriyim. O gizemli eşya beni kendimden geçirmeye çalışsa bile çok endişelenmeme gerek yok. Direnecek en ufak bir alanım olduğu sürece, saat yönünün tersine dört adım atıp onurlu ismimi fısıldayarak doğrudan gri sisin üzerine çıkabilirim... Asıl mesele, Piskopos Utravsky’nin geçmişteki halinin ne kadar güçlü olduğu ve onu yenme şansımın ne kadar yüksek olduğu. Somutlaşmış bir ruh dünyasında savaşmanın ne gibi kısıtlamaları veya yasakları var acaba? Klein biraz düşündükten sonra, “Peder Utravsky, ne kadar güçlüydünüz? Kesin kaybedeceğimi sanmıyorum,” dedi.
Piskopos Utravsky’nin gözleri bir anlığına daldı.
“Bir savaşçıydım.
Beyonder yolumda 6. seviyeye ulaşmış, bir Şafak Şövalyesi olmuştum.”
Demek Çiftçi yolundan bir beyonder değil... Kendisi de zaten bir suç işlediğini ve Toprak Ana Kilisesi’ne girmeden önce korsanlık yaptığını söylemişti... 6. seviye. Evet, kazanmam imkansız değil. Bir Büyücü, önceden hazırlık yaparsa çok daha güçlü olan türde bir beyonderdır. Ayrıca benim eşsizliğim sayesinde, kalbimin en derinleri veya rüyamın en alt katmanı benim kalem sayılır... Klein birkaç saniye düşündükten sonra, “O gizemli eşya onu zayıflatacak mı?” diye sordu.
“Evet, ama orası hâlâ onun ana faaliyet alanı, bu yüzden zayıflama çok büyük olmayacaktır. En fazla, sanki az önce yoğun bir savaştan çıkmış gibi olur.” Utravsky önceki denemelerini anımsadı.
Bu şansımı biraz daha artırır... Klein devam etti: “O özel ortamda dikkat etmem gereken bir şey var mı?”
“Tıpkı gerçek bir savaşta olduğu gibi; etkili saldırılar her zaman etkilidir, illüzyonlar illüzyon kalır ama şunu unutmamalısın; seni her an rüyanın diğer katmanlarına çekebilir, neyin gerçek neyin hayal olduğunu ayırt edemediğin bir durum yaratabilir.” Piskopos Utravsky vurgulayarak ekledi: “Bu yüzden, bu görevi tamamlamak için en az 6. seviye veya özel bir 7. seviye olman gerekir ve risk hafife alınacak gibi değil. Ah, eğer misyonerlik faaliyetlerim başarıya ulaşmadan önce Kilise’den yardım istemeyeceğime dair Toprak Ana’nın bir kutsal eseri üzerine yemin etmemiş olsaydım, işler bu kadar zorlaşmazdı.”
Anlaşıldı... Rüya kısmından korkum yok... Klein’ın dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
“Son bir soru. Bir Şafak Şövalyesi ile savaşırken dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?”
Piskopos Utravsky kırışık suratını asarak iç geçirdi. “Bu, beyonderlar için mutlak gizlilik gerektiren bir konudur.
Ancak yeterince savaşa girersen, başkaları bazı özellikleri zaten çıkarabilir. Üstelik ne kadar çok detay bilirsen, başarı şansın o kadar artar, değil mi?”
“Evet,” diye onayladı Klein dürüstçe başını sallayarak.
Anımsayan bir tonla söze başladı Utravsky: “Bir Şafak Şövalyesi, bir devinkine benzer bir güce sahiptir; 40-50 metrelik bir alanı şafak ışığıyla yıkayabilir. Bu ışık sadece illüzyonları bozmakla kalmaz, aynı zamanda hayaletleri ve hortlakları defetme konusunda özel bir yeteneğe sahiptir, hatta kötü ruhları bile zayıflatabilir.
Bedenlerinin etrafında, hiçbir ağırlığı olmayan ve hareketlerini kısıtlamayan, özel dövülmüş tam boy bir zırha eş değer Şafak Zırhı oluşturabilirler. Eğer bu zırh yok edilirse, tekrar oluşması için belirli bir süre gerekir.
Ayrıca farklı silahlar da var edebilir. En güçlü silahı çift elli bir meçtir. Genellikle Şafak Kılıcı olarak adlandırılır; keskin ve sağlamdır, her darbesi arındırma etkisi taşır.
Bunların dışında, Şafak Şövalyeleri bir tür Işık Kasırgası yaratma yeteneğine de sahiptir. Bu, bir insanın bedenini doğrudan yok edebilir, hortlakları ortadan kaldırabilir ve kötü ruhlara ağır hasar verebilir.”
Çok fazla beyonder yeteneği yok ama tam benim doğal düşmanım sayılırlar. Yüksek saldırı gücü, yüksek savunma ve illüzyonlardan korkmuyorlar. Tek iyi haber, hayalet ve hortlaklarla karşılaşmadıkları sürece bir Şafak Şövalyesi’nin gizem düzeyinin çok düşük olması... Klein, zihninde bir savaş senaryosu kurarak bir Şafak Şövalyesi ile başa çıkmanın en güvenilir yolunu ararken bunları dinledi.
Bahsettiği gizem düzeyi; tuhaflık, öngörülemezlik, anlaşılamazlık ve kavranamazlık gibi unsurları temsil ediyordu.
Piskopos Utravsky onu sessizce izledi. Ne sıkıştırdı ne de kovdu.
Yavaş yavaş bir plan oluşturan Klein başını kaldırdı, piskoposa bakarak, “Belki bir deneyebilirim ama yalan söylemediğinizden emin olmak için birkaç dakikalığına ayrılmam gerekecek,” dedi.
Piskopos Utravsky hafifçe şaşırmış bir sesle, “Sorun değil,” dedi.
“Ancak seni bir kez daha uyarmalıyım. Öz güveninin nereden geldiğini bilmesem de geçmişteki halimi sakın küçümseme. Dövüş konusunda son derece yeteneklidir.”
“Hayatımı riske atacak bir şaka yapmam.” Klein elini göğsüne bastırıp selam verdi ve Hasat Kilisesi’nden dışarı çıktı. Gözden ırak bir yer bulup hızla gri sisin üzerine çıkarak kehanette bulundu.
Belirli bir tehlikenin olduğu ancak bunun tolere edilebilir seviyelerde olduğu cevabını alınca hemen gerçek dünyaya döndü. Gri sisin üzerinde geçirdiği süre en fazla on yirmi saniye sürmüştü.
Ardından Hasat Kilisesi’ne döndü ve hâlâ yerinde duran Piskopos Utravsky’ye, “Bu görevi kabul ediyorum,” dedi.
Piskopos Utravsky ona dikkatle baktıktan sonra ağır ağır konuştu: “Eğer başarılı olursan, sana sadece Eczacı formülünü vermekle kalmayacak, aynı zamanda çok fazla yan etkisi olmayan gizemli bir eşya da hediye edeceğim.”
Klein önce bir an duraksadı, sonra içtenlikle övdü: “Peder, gerçekten çok cömert bir insansınız!”
Piskopos Utravsky başka kelime etmedi. Kahverengi din adamı cübbesinin gizli bir cebinden tuhaf bir mum çıkardı.
Kısa mumun dış yüzeyi bir insan derisiyle kaplanmış gibi görünüyordu ama üzerinde birkaç tuhaf şişkinlik vardı.
Mumun fitili yaklaşık bir parmak boğumu uzunluğundaydı ve simsiyah bir rengi vardı. Üzeri, birbirine sımsıkı kenetlenmiş küçük pul desenleriyle kaplıydı.
Utravsky, bu tuhaf küçük mumu Klein’a uzatırken, “Maneviyatınla tutuştur onu,” dedi.
Klein hemen söyleneni yapmak yerine kibrit kutusunu çıkardı; içinden birkaç tane alıp pantolonunun cebine attı. Birkaç kibriği yakıp söndürdükten sonra katedralin çeşitli köşelerine fırlattı. Ardından kağıt figürlerin, notların, uzun şeritlerin, Azik’in bakır düdüğünün ve çeşitli muskaların yerlerini tek tek düzeltti.
Tüm bunlar, hayal edebileceği en kötü senaryoya karşı aldığı önlemlerdi.
Her şey hazır olduğunda Klein parmaklarını şıklattı; parmak uçlarında maneviyat yüklü, mavi bir alev peydah oldu.
Cızzz!
Alevi küçük mumun tepesine yaklaştırdı ve siyah fitilin tutuşmasını izledi.
Görünürde hiçbir şey değişmemiş gibiydi ama Klein zihin dünyasına adım attığının gayet farkındaydı.
Hemen önünde, Piskopos Utravsky’nin hâlâ olduğu yerde durduğunu gördü. İki metre yirmi santimi aşan o heybetli vücudu, insanda müthiş bir baskı hissi uyandırıyordu.
Tövbekâr piskopos, yüz kasları seğirerek aşağıdan ona baktı. Hemen ardından ifadesi akılalmaz bir vahşiliğe büründü.
Çok geçmeden Klein, etrafındaki ışık ve gölgelerin hızla değiştiğini fark etti; sanki gerçek ve amansız bir savaşın tam ortasındaydı.
Güm!
Savaşın sonunda Piskopos Utravsky ağır bir şekilde yere serildi. Nefessiz kalan bedeninden oluk oluk kan akıyordu.
Klein, zihni berrak bir şekilde önündeki manzarayı izlerken dudakları belli belirsiz kıpırdadı. Sessizce bir değerlendirme yaptı.
Gerçekten profesyonelce bir performanstı.
Ancak bunun bir düşün içindeki düş olduğunu biliyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.