Bir Masalın Son Sayfası

"Groselle!"

Devasa bedene en yakın olan Frunziar, hemen Groselle'e doğru atılıp onu tuttu. Ardından, kafa karıştırıcı bir rüyadan yeni uyanmışçasına tutuşunu yavaşça gevşetti ve ayağa kalktı.

Siatas kendisini Mobet'in kollarından sıyırıp çıkardı. Bütün vücudunu saran acıyı görmezden gelerek rüzgarın yardımıyla Groselle'in yanına koştu.

Eğilip bir an dikkatle onu inceledi. Sonra devin omuzlarını sarsarak histerik bir çığlık attı. "Uyan! Uyan artık!

Gitmemiz gerekiyor!"

Sesi giderek kısıldı, sonunda yerini derin bir sessizliğe bıraktı.

Mobet kenarda durmuş, yalpalayan ve bedenini daha fazla ayakta tutamayan dev izliyordu. En sonunda Groselle devasa bir kütleme ile yere serildi.

Mobet birkaç saniye boyunca tek bir kelime etmedi, ardından derin bir nefes verdi.

O sırada Anderson ve Edwina çoktan Snowman'in yanına koşmuştu. Biri alevleri, diğeri ise kutsi ışığı taklit eden yeteneğini kullanarak üzerindeki buzu hızlıca çözmeye çalışıyordu. Klein da yakınlarda olduğu için doğrudan Groselle'in yanına geldi.

Ruh Beden İplikleri görüşü, devin çoktan öldüğünü söylüyordu. Geride sadece dağılmaya başlayan bir ruh kalmıştı. Bu durum, Hasar Transferi yeteneklerini tamamen kullanışsız kılıyordu.

Groselle şafak ışığını yakıp buz ejderhasıyla ikinci kez dövüşe tutuştuğu an, ölüm fikrini zaten kabullenmiş olmalıydı. Klein derin bir sessizliğe büründü.

Mobet ona bakıp acı acı gülümsedi. "Dürüst olmak gerekirse hayatımda pek dev görmedim. Onlar hakkındaki izlenimlerimin çoğu kitaplardan, öğretmenlerimden ve ailemden duyduklarımdan ibaretti. Bu ırkın her zaman acımasız, şiddete meyilli ve canavarlara yakın zekasız yaratıklar olduğunu düşünürdüm. Ama Groselle hiç de öyle değildi. Açık sözlü, dürüst ve umut doluydu. Biraz saf görünse de neyin doğru neyin yanlış olduğunu herkesten iyi bilirdi.

Bana o kadim devlerden biri olmadığını söylemişti. İkinci veya üçüncü nesil bir dev bile değilmiş. O acımasız ve vahşi devler de üreyip çocuk sahibi olabiliyormuş. Onların soyundan gelenler arasında da zaman zaman daha mantıklı düşünebilenler çıkıyormuş. Bu torunlar da çoğalıp yeni nesiller verdikçe, tüm dev ırkı canavar olmanın cenderesinden kurtulmayı başarmış.

Heh, ona inanmalı mıyım bilmiyorum ama kendisinin varlığı bile bu ihtimali kanıtlamaya yeter..."

Mobet bunları söylerken sanki anılarına gömülmüş gibi bir an duraksadı.

O sırada Edwina ve Anderson, bedenindeki sertlik henüz tam geçmemiş olan Snowman'e destek olarak yanlarına getirdiler. Zahit, zorlukla adım atarak Groselle'in yanı başına kadar yürüdü.

Devin sıkıca kapalı duran tek gözüne bakan Snowman, göğsünde kutsal sembolü çizdi. Gözlerini yarıya kadar kapatıp fısıltıyla dua etmeye başladı:

"Her şeyin yaratıcısı, ulu kaynağımız, burada dürüst ve temiz bir ruh yatıyor... Senin krallığına kabul edilip ebedi kurtuluşa ermesini niyaz ederim..."

Siatas, Groselle'in aslında Dev Kral Aurmir'e inandığını söyleyecekmiş gibi ağzını açtı ama sonunda susmayı tercih etti. Snowman duayı bitirene kadar sessizce izledi.

Çevreyi süzerek konuşan Elf Şarkıcısı, "Bir an önce gitmeliyiz. Bu kapının ne kadar süre açık kalacağını kimse bilemez," dedi. İçini kaplayan keder ve acı, sabırsızlığını daha da artırıyordu.

Bakışlarını deve çevirip kasvetli bir sesle ekledi: "Groselle'in ruhunun bu hayali dünyada yok olup gitmesine izin veremeyiz. Onu gerçek dünyaya geri götürmek zorundayız!"

"Tamam," diyerek hemen onayladı Mobet. Klein ve diğerleri de itiraz etmedi.

Edwina başını çevirip buz ve kardan müteşekkil dağ mağarasına doğru seslendi.

"Danitz, dışarı çıkabilirsin."

O sırada Siatas'ın gözleri sanki bir şey hatırlamış gibi etrafta gezindi. Başını çevirip Klein'a, "Yanında kağıt kalem var mı?" diye sordu.

"Var." Klein yanından hiç eksik etmediği dolma kalemi ve not defterini çıkardı. Bu, bir Müneccim olmanın getirdiği mesleki bir alışkanlıktı.

Siatas kağıt kalem alıp hızlıca bir şeyler yazmaya başladı. Danitz mağaradan koşarak çıktığında bile yazmayı bırakmadı.

Danitz suskundu. Bu kitap dünyasından ayrılmak üzere olduğu için hissetmesi gereken o sevinç ve heyecandan eser yoktu, neşesizdi.

Sonunda Siatas yazmayı bitirdi, kağıdı ve kalemi Klein'a uzattı.

"İstediğin iksir tarifi."

Takası ancak dışarı çıktıktan sonra tamamlamayacak mıydık, diye düşündü Klein kafa karışıklığı içinde. Kalemi ve Okyanus Şarkıcısı iksir tarifini aldı.

Siatas onun bu şaşkınlığını hissetmiş gibi başını Groselle'e doğru çevirdi. Kasvetli bir ses tonuyla, "Artık yoldaşız," dedi.

Demek iksir tarifini doğrudan verecek kadar güvendi, diye düşündü Klein. Eşyaları cebine koyup hafifçe başıyla onayladı.

"Şarap kadehini dışarı çıkınca sana veririm."

Siatas cevap vermedi, bunun yerine Mobet'e dokundu.

"Groselle'i taşıyalım."

Mobet pek de kaslı sayılmayan bedenine ve sivri, kıvrık deri çizmelerine baktı. Çaresizce çarpık bir gülümsemeyle Groselle'in bacağına doğru ilerledi.

Frunziar sessizce onu takip etti, eğilerek devin sol omzunu kavradı.

Anderson etrafına bakınıp cık cık etti.

"Hepiniz ya yaralısınız ya da güçsüz düşmüşsünüz. Bırakın ben halledeyim."

Ardından devin diğer omzunu kaldırdı.

Klein diğer bacağa yardım etmek için hamle yapıyordu ki Danitz hızlıca koşup o yeri kaptı.

Bunu gören Klein duraksadı. Anderson ve beraberindekilerin Groselle'i kaldırıp karla kaplı o hayali kapıya doğru taşımasını izledi.

Klein, Edwina, sendeleyerek yürüyen Siatas ve Snowman sessizce arkalarından yürüdüler. En sonunda Ulyssan'ın cesedinden oluşan çıkış kapısına ulaştılar.

O anda etrafı inceleyen Klein, Kuzeyin Kralı'ndan akan açık mavi kanın tamamen yok olduğunu gördü. Sanki hiç var olmamış gibiydi.

Gerçekten de gerçeğe çok yakın, büyülü bir yaratıktı, diye düşündü Klein. İleride yürüyen Edwina'nın birkaç adım öne çıkıp öne doğru eğildiğini ve avuçlarını kapıya dayadığını gördü.

Buzdağı Amiral Yardımcısı tüm gücünü toplayıp karla kaplı kapıyı iterek açtı.

Hiçbir ses çıkmadan, her şey önce hayalileşti, sonra saydamlaşıp gözlerinin önünden kayboldu.

Gözlerinin önünde kahverengi-sarı kitaplıklar belirdi. Ufkun hemen altında batmakta olan turuncu-sarı güneş ile üzerinde dolma kalem, mürekkep şişesi ve kağıt bulunan bir çalışma masası belirdi.

Burası Amiral Yardımcısı Edwina'nın kamarasıydı.

Klein'ın gözleri hemen masanın ortasına kaydı. Masanın üzerinde sarımsı kahverengi keçiderisinden yapılmış bir kitap duruyordu.

Görünmez bir rüzgarın etkisiyle kitabın sayfaları hızla çevrildi ve son sayfada durdu. Klein ve yanındakiler sonsözü gördü.

"Deli maceracı ile en güçlü maceracının yardımıyla Groselle sözünü tuttu. Yoldaşlarına önderlik ederek Kuzeyin Kralı'nı katletti ancak kendisi de Donmuş Diyarlar'da ebedi bir uykuya daldı."

"Bizim sonumuzdan bahsetmemiş bile... Siatas, bundan sonra nereye gitmeyi planlıyorsun?" Mobet, Groselle'in bacağını bırakıp Elf Şarkıcısı'na dönerek sordu.

Siatas'ın gözleri birkaç saniye donuklaştı, ardından kararlı bir sesle, "Irkımı aramaya gideceğim..." dedi.

Bunu söyler söylemez, Mobet'in saman sarısı saçlarının hızla beyazladığını gördü. Yüzündeki pürüzsüz cilt bir anda derin kırışıklıklarla dolmuştu.

Sadece bir saniye içinde Mobet yaşlılıktan ölmek üzere bir hale gelmişti.

Siatas'ın yüreği sıkıştı. Öne doğru atılmak istedi ama bacaklarındaki tüm gücün çoktan çekip gittiğini fark etti.

Büyük bir kütleme ile yere kapaklandı. Ellerinin üzerinde yaşlılık lekelerinin belirdiğini gördü.

Neler olduğunu o an anladı. Gözlerinden yaşlar süzülürken acı içinde kıvranarak Mobet'e doğru sürünmeye çalıştı.

Mobet de benzer şekilde yere yığılmıştı, sağ elini ona doğru uzatmış, sürünerek gelmeye çalışıyordu.

Siatas uzanıp o kırışık ve zayıf eli sıkıca tuttu.

Son bir gayretle başlarını kaldırdılar, gözbeberinde birbirlerinin aksi yansıdı.

Dudaklarının kenarları aynı anda yukarı kıvrıldı, sonra dermansızca serbest kaldı. Göz kapakları süzülerek kapandı ve dışarıdaki ışığı sonsuza dek kesti.

Klein, Edwina, Anderson ve Danitz bu aniden gelişen değişim karşısında ne yapacaklarını bilemediler. Groselle'in cesedinin hızla çürümesini, eti ve kanının buharlaşıp geriye sadece kemiklerinin ve Yetenek özelliğinin kalışını çaresizce izlemekten başka ellerinden bir şey gelmedi. Mobet, Siatas, Snowman ve Frunziar ise saniyeler içinde yaşlanıp son nefeslerini verdiler; ardından Groselle'in bedenine olanların birebir aynısını yaşadılar.

Kıyafetleri ya yok oldu ya da toza dönüştü. Ruhları inanılmaz bir hızla dağılıp tamamen kayboldu.

"Kitabın içinde en kısa süre kalan bile orada yüz altmış beş yıl geçirmişti..." diye fısıldadı Edwina. Başını çevirip denize ve güneşe bakan kemiklere baktı.

Bu kişi İnzibat Şövalyesi Frunziar'dan başkası değildi. Sandalyede oturmuş, batıya, yani Backlund'a doğru bakıyordu.

Snowman ise kenarda bağdaş kurmuş oturuyordu. Cesedi dua etme pozisyonunu hâlâ koruyordu.

Doğru ya. Kitap dünyasında yüzyıllarca, hatta binlerce yıl yaşadılar. Dış dünyanın kurallarına göre, yarı tanrı olmadıkları için çoktan ölmüş olmalıydılar... Bunu fark etmeliydim... Neden bu konuda hiç şüphelenmedim ki? Yoksa... Klein, Mobet, Groselle ve diğerlerinin zihinlerine yapılan o gizli etkiyi aniden hatırladı.

Keçiderisi kaplı kitaba bir kez daha baktı. Bu kitabın çok ama çok daha fazla sır barındırdığına artık emindi.

"Bu adam da bayağı alemdi. Bir anda ölüverdi..." Anderson, Mobet'in cesedine bakıp çarpık bir gülümsemeyle konuştu.

O sırada tüm Yetenek özellikleri yavaşça yoğunlaşmaya başlamıştı. Ancak Frunziar'ın bedeninden böyle bir şey çıkmadı. Edwina bir süre inceledikten sonra alçak sesle konuştu: "İçtiği iksir de sahip olduğu güç de hayalden ibaretti. Tıpkı o buz ejderhası gibi."

Muhtemelen kitap dünyasında yaratılmıştı. Gerçeğe çok yakın bir hayal... Klein içini çekti. Bir an için ne diyeceğini bilemedi, bu yüzden Gehrman Sparrow'a yakışan o sessizliği korumakla yetindi.

Sonraki on dakika boyunca Altın Hayal'in kaptan kamarasında, o dört Yetenek özelliği tamamen şekillenene kadar kimse tek bir kelime bile etmedi.

Parçalardan biri yumruk büyüklüğünde bir kalbi andırıyordu; üzerindeki deliklerden şafak kızıllığı süzülüyordu. Bir diğeri denizanasına benziyordu; saydam gövdesinin içinde turkuaz bir deniz hapsolmuş gibiydi. Bu denizin derinliklerinde zaman zaman fırtınalarla kabaran girdaplar oluşuyor, gümüşi şimşekler çakıyor ve kulaklara belirsiz, ruhani bir melodi çalınıyordu. Bir diğeri, etrafına kutsallık yayan apaydınlık, saf bir kristaldi. Sonuncusu ise beş ince parmağı açık bir bebek avucunu andırıyordu; bulunduğu ortamın rengini alarak sürekli biçim değiştiriyordu.

İç çeker.

"Böyle bakıp duramayız." En sonunda Anderson sessizliği bozdu. "Şu yetenek özelliklerini paylaşalım artık."

Edwina'nın açık mavi gözlerinde beliren alev kırıntılarını gören avcı, omuzlarını silkip çarpık bir gülümsemeyle ekledi: "Onların da böyle istemiş olacağına eminim. Sonuçta omuz omuza dövüştüğümüz yoldaşlarımızdı."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.