Bir Yumruk ve Bin Pişmanlık

“İşte tam da bu yüzden sıra sende Karen!”

“Şey... Neyin sırası bende, ne neden?”

Onu coşkulu tavrımla ikna edebileceğimi sanmıştım ama görünüşe göre eve geldikten sonra o sihirli işte tam da bu yüzden formülü Karen üzerinde pek işe yaramıyordu.

Onu odama çağırıp lafı hiç dolandırmadan doğrudan sadede geldim. Diğer küçük kız kardeşim Tsukihi, şu an yan odada Ononoki ile oyun oynuyordu.

Tsukihi cephesinde Ononoki’nin bir oyuncak bebekten farkı yoktu; bu yüzden birlikte oynamak tabiri biraz farklı bir anlam kazanıyordu ama her hâlükârda, aralarındaki ilişkiyi ve kaderin onları nasıl bir araya getirdiğini düşününce, bu oyun randevusu hayli tekinsiz bir kombinasyondu.

Konuyu Karen’a açmadan önce doğrudan Ononoki’ye de sorabilirdim ama sahibinin bana anlatmadığı bir şeyi onun malı hükmündeki birine sormak biraz kural dışı geliyordu.

Dürtülerinle hareket etme prensibimi uygulamak için iyi bir zaman gibiydi; yani bir soru, sorulması gereken kişiye sorulmalıydı.

Gerçi Ononoki de şimdiki karakteriyle kendine has bir şekilde hayli başına buyruktu, sorsam da bana bir şey anlatacağını pek sanmıyordum...

Üstelik hayatı koca ablam beni ölümden geri getirdiğinde başladı diyen birinin, gerçeklerin ne kadar farkında olduğu da şüpheliydi.

“Boş ver şimdi bunları Karen. Sana bütün hikâyeyi anlatamamamın bir sebebi var ama ortada iblis kadar güçlü bir tip var, ona karşı elim kolum bağlı ve sadece tek bir yumruk indirmek istiyorum. Bunun bir yolu yordamı yok mu?”

“Beni ne sanıyorsun abi sen...” Karen şüpheyle baktı; daha doğrusu bakışları canı sıkılmış gibiydi. “Ben dövüş sanatları yolunda ilerleyen bir dövüş sanatçısıyım. Şiddet uygulamak için bir yöntem bilsem bile, senin gibi bir acemiye bunu asla öğretmem. En azından bu kadar üstünkörü bir açıklamayla olmaz.”

“Öyle yapma be. Bundan sonra ne zaman istersen memelerini mıncıklamana izin veririm.”

“Öyle mi? Anlıyorum. Madem öyle, teklifini değerlen... Asla olmaz be! Memelerini mıncıklamayı falan istemiyorum!”

Gazaba gelmişti.

Ne kadar da çabuk parlıyor.

Ağabeyi olarak bu durum cidden utanç verici.

“Hayır, bir düşün Karen. Hangisini tercih ederdin: Ağabeyinin memelerini sen ne zaman istersen mıncıklamasını mı, yoksa sen istemediğin halde mıncıklamasını mı?”

“Ha? Şey, kesinlikle ben istediğim zaman! Tartışmaya bile gerek yok! Cidden çok zekisin abi!”

“...”

Cidden çok aptalsın Karen.

Ağabeyi olarak bu durum cidden endişe verici.

“Tamam o zaman, anlaştık. Normalde öğrenci almama gibi bir prensibim vardır ama senin için bir istisna yapacağım abi. Benim müridim olabilirsin. Dur, doğru kelime bu mu? Kafam karıştı şimdi!”

“Çırağım diyecektin herhalde. Ama senin öğrencin olmaktan bahsetmiyorum... Sen olsan ne yapardın? Senden bariz şekilde güçlü bir rakibe tek bir yumruk indirmek istesen ne yapardın?”

“Yapılamaz!” diye cevap verdi neşeyle.

Bu neşe de nereden geliyor şimdi.

“Hayır, ciddiyim,” diye üsteledi. “Tüm detayları bilmeden söylüyorum ama talebinden anladığım kadarıyla o rakibe tek bir yumruk kondurmak bile hayli zor, değil mi? Gardını aşıp temiz bir vuruş yapmaktan bahsediyorum, öyle değil mi?”

“Hı-hı. Dediğim gibi, çaresizim.”

“Yetenek farkı bu kadar fazlaysa dövüşmemelisin. Gerçek bir dövüş sanatçısı böyle bir rakipten kaçar.”

“...”

Karen’ın sözleri son derece mantıklıydı.

Gelgelelim, yenme ümidi olmayan rakiplere milyonlarca kez körü körüne daldığına şahit olmuştum; her seferinde de onu zapt edeceğim diye canım çıkmıştı. Abartmıyorum, ben engel olmasam birileri ölecekti.

Ele verir talkını, kendi yutar salkımı misali; kendisinin asla tutmayacağı nasihatleri dağıtıyordu işte.

“Sonra, bir şekilde yumruğu indirsen bile sonrasında ne olacağı sorusu var. Mesela, üstünlüğü su götürmez birine şans eseri vursan ve o kişi de sinirlense ne olacak? Muhtemelen karşılık verir ve canını okur, bok çuvalına çevirir seni.”

“Hmm... Kesinlikle haksız sayılmazsın.”

Diyelim ki bir mucize oldu ve Kagenui Hanım’a bir darbe indirebildim; o asla omuzuma vurup “Aferin evlat!” diyecek biri değildi. Daha ziyade “Ne bok yediğini sanıyorsun sen!” deyip kolumu omuzumdan koparması daha muhtemeldi.

Kagenui Hanım’ın kişiliği hakkında sadece genel bir fikrim vardı ama nedense peşinde olduğum bilgi için bu risk çok büyük geliyordu. Evet, belki de sözünü bile tutmayacak birine vurmaya çalışmak için planlar yapmak...

En akıllıca yol, Kagenui Hanım’ın zaten sadece oyun olsun diye öne sürdüğü bu teklifi unutup, önünde diz çöküp ellerimi birleştirerek “Boş ver o işleri de anlat bana ne oluuuun!” diye yalvarmaktı herhalde...

Hmm.

“Karen. Sen ne yapardın? Ne olursa olsun vurmak istediğin biri olsaydı.”

“Senin gibi birinden mi bahsediyoruz?”

“Hayır, kötü biri, benim tam zıttım gibi. Karşında öyle biri olsa, hiç şansın olmadığını bilsen, nasıl yaklaşırdın? Aklına bir şey geliyor mu?”

“Söyledim ya. Benim aklıma bir şey gelmiyor, onlara da hiçbir şey gelmeyecek zaten. İlla bir şey diyeceksem, meseleye uzun vadeli bakmalısın derim. Antrenman yapmaya başla ki ileride bir gün onu yenebilesin.”

“Antrenman mı...”

Meseleye uzun vadeli bakacak kadar sabırlı değildim henüz...

Ononoki’nin geçmişini öğrenmeyi bir dövüşçüye dönüşecek kadar önemsemiyordum aslında... Tamam, Kagenui Hanım’ın yanına gitme sebebim zaten fani bedenimle dövüşmeyi öğrenmek istememdi, yani genel olarak bir tutarlılık vardı ama yine de...

“O vuruşu bir kez yaptın mı savaş başlamış demektir, o yüzden kazanma niyetiyle girmelisin bu işe,” dedi Karen. “Öldürücü bir darbe başka hikaye; ama eğer tek yumrukla birini öldürecek kadar iyiysen, zaten dövüşme kısmı en başından sorun olmazdı.”

“Hmm, öyle düşününce, dövüş sanatları nihayetinde rakibinden daha güçlü olmak için gereken bir beceriler bütünü, zayıfın güçlüyü yenme yolundan ziyade, güçlünün daha da güçlü olması için bir teknik—”

“Sensei hep der ki, dövüş sanatlarını hala bir teknik olarak gördüğün sürece asla güçlenemezsin. Ve bu kaçınılmaz bir gerçek, çünkü sonunda dövüş sanatlarında aradığımız zihniyet, büyük gücün büyük sorumluluk getirdiğidir. İşte bu yüzden ben adalete bağlıyım.”

“Peki, o adaletinle dize getiremeyeceğin biri çıkarsa?”

“Öyle biri yok. Benim adaletim su jeti gibidir, her şeyi keser!”

“Sen de az değilsin ha...”

Sizin lakabınız Ateş Kız Kardeşler değil miydi?

Gerçi son zamanlarda kız kardeşlerim genelde bağımsız hareket ediyorlardı.

Yakında lise öğrencisi olacaklar... Korkunç bir düşünce.

O anda bir aydınlanma yaşadım. Karen’a karate sanatının en derin sırlarını ifşa ettirsem bile, bunları Kagenui Hanım üzerinde sergilediğimde bana Ononoki’yi anlatmak yerine beni eşek sudan gelinceye kadar dövme tehlikesi hâlâ bakidir. Tabii bu, benimle Kagenui Hanım arasındaki o devasa güç farkını, o uçurumu varsayıyordu.

Peki, ona vuracak olan kişi illaki ben mi olmalıydım? Hayır, yerime bir vekil çıkarabilirdim.

Ya bu su jetini benim yerime sahaya sürseydim? Kagenui Hanım’ın Tsukihi’nin yanına yaklaşmasına bile izin veremezdim ama o ve Karen bir keresinde karanlıkta birbirini teğet geçen gemiler gibi karşılaşmışlardı.

Bu durumda, acaba.

“Hey Karen.”

“Ne oldu abi?”

“Benim yerime dövüşmek ister misin?”

“Hayır.”

Bir saniye bile düşünmemişti.

“Ağabeyimin dokunamadığı bir rakibi ben nasıl yenebilirim ki?”

“...”

Ağabeyine olan güvenin ürkütücü derecede yersiz.

“Yani, anlattıklarından anladığım kadarıyla abi, eğer bir vuruş yapabilirsen sana bir sorunun cevabını verecek biri var, değil mi?”

“Hı-hı, aynen öyle. Cidden hemen kavrıyorsun Karen.”

“Bu kişinin seni sadece başından savmaya çalıştığını düşünmüyor musun?”

“...”

“Yani, hadsizce bir soru sordun, değil mi? Sence de bu kişi kimsenin kalbini kırmadan seni geçiştirmeye çalışıyor olamaz mı? Buna hedef şaşırtma diyebiliriz sanırım... Bir anda sorunun cevabını alıp almayacağını düşünmek yerine, tamamen rakibine vurmaya odaklanmışsın, değil mi?”

“Kahretsin...”

Söyleyecek söz bulamadım.

Kelimenin tam anlamıyla bir kayıp hissi içimi kapladı; sanki bir yakınımı kaybetmişim gibi. Öyle bir şoktu ki hayatımın geri kalanında tek bir kelime bile edemeyecekmişim gibi hissettim.

Öyle kederli bir sessizlikti ki, dilimin çözüldüğü an hikâyenin en duygu yüklü zirve noktası olmalıydı. Bu şokun iki sebebi vardı.

Aslında bu iki sebep neredeyse aynıydı ama o hedef şaşırtmacaya kanmış olmanın şokunun çok ötesinde iki büyük sebepti bunlar.

Birincisi, bugüne dek beyni, hatta ruhu bile tamamen kastan ibaret olduğunu düşündüğüm küçük kız kardeşim Araragi Karen tarafından bunun yüzüme vurulmasının utancıydı; yani bir utanç şoku. İkincisi ise, bir illüzyonistin el çabukluğu gibi o lakayt, hatta neredeyse düşünceli hedef şaşırtmacanın bizzat Kagenui Hanım tarafından bana yapılmış olmasının şokuydu.

Her şeyi şiddetle çözmeye çalışan, ayaklı bir fırtına olan Kagenui Yozuru’nun böyle bir şey yapacağını düşünmek... Bir noktada Shinobu’yu bir kasırgaya benzetmiştim ama Kagenui Hanım çok daha fazla hasar verme potansiyeline sahip bir felaketti. İşte o kadar tehlikeliydi ve yine de.

“...”

Şey.

Belki de tam olarak öyle biri olduğu için Karen bu stratejinin arkasını görebilmişti.

“Anlıyorum... Demek Kagenui Hanım’ın yetişkin gibi davranma şekli buymuş...”

Oshino ve Kaiki’den farklı olarak.

Düşüncesizce sorulmuş sorumu bir oyuna çevirerek, işleri tuhaflaştırmadan halletmişti... Hayır.

Belki de sorum o kadar “müdahaleci” gelmişti ki, meseleyi doğrudan şiddetle çözmek yerine, böyle sokak kurnazı bir “yetişkin tavrı” takınmak zorunda kalmıştı.

"Peki ama bu doğruysa, şimdi ne yapmam gerekiyor?" diye sordum Karen’a.

Kendi düşüncesizliğimden, yani bir kez daha dürtülerimle hareket etmiş olmamdan dolayı tamamen cesaretim kırılmış bir halde, kendimi aynı kararlılıkla Karen’ın ellerine bıraktım.

Şu noktada küçük kız kardeşim Karen’ı kurtarıcım olarak görüyor, ona adeta tapıyordum.

"Ben ne bileyim be? Kendi başının çaresine bak."

"..."

Kurtarıcım pek bir soğuktu.

"Yine de, biri bana böyle bir incelik gösterse, hatta bu inceliği üzerime yıksa, onu utandırmamak için elimden geleni yapardım. En azından gidip de örnek niteliğindeki küçük kız kardeşime danıştığımı ve tüm o düello meselesinin aslında bir bahane olduğunu anladığımı açık etmemeye çalışırdım."

"Bahsettiğin o örnek kız kardeş kim bilmiyorum ama haklısın. Bunu yüzüne vurmak epey kaba bir davranış olurdu."

Birinin sunduğu o gelişigüzel inceliği, hiç fark etmemiş gibi yapmak. Tam Kanbaru’nun yapacağı türden bir şeydi bu.

Belki de şu an yapmam gereken şey buydu; ama yapabilir miydim ki?

"Eğer anlamamış gibi yaparsam, yine de o hesaplaşmaya gitmem gerekecek... Yani, hiçbir kazanma şansım olmadığını bildiğim anlamsız bir dövüşe meydan okuyacağım ve o kadın beni bok gibi benzetecek..."

"Yazık olmuş. Git de seni bir güzel benzetsin o zaman."

"Ağabeyini korumakla hiç mi ilgilenmiyorsun?"

"Benim tek ilgilendiğim, ağabeyimin dürüst kalması."

"Peki ya ağabeyin dürüstçe dayak yemek istemiyorsa?"

Dürüstlüğümü bir kenara bırakırsak, eğer bu iyiliğin altında kalmamak için niyetimi gizlemeye çalışacaksam; yani Kagenui Hanım’ın o ince düşünceli tavrını görmezden geleceksem, onun karşısına çıktığımda gerçekten bir bahaneye ihtiyacım olacaktı.

Hiçbir başarı ihtimali hazırlamadan körü körüne savaşa atılamazdım; maçı bilerek sattığımı anlardı. Öte yandan, pes edip düellodan vazgeçmeye karar verdim desem, öylece gitmeme izin verecek bir tip de değildi.

Öyle biri olsa bile, onu utandırmak istemiyordum.

"..."

Tam bir zihin mıncıklaması.

Kazanmak için değil de, ikna edici bir şekilde kaybetmek için mi bir darbe indirmenin yolunu bulmalıydım yani?

Kazanmak için bir yol bulmalıydım ama o yolla kazanmamalıydım, öyle mi? Neden böyle gizli saklı manevralarla uğraşmak zorundaydım ki?

Sınıf ortalaması çok yükselmesin diye bir soruyu bilerek yanlış işaretlemek gibi bir şeydi bu... Eğer dürtülerimle hareket etmenin bedeli buysa, benim için çok fazlaydı.

"Görünen o ki, onun deyimiyle vücudum yolun sonuna gelmiş."

"Vücudun yolun sonuna mı gelmiş? Vay canına, dövüş sanatları konusunda hemen usta mı oldun yani ağabey?"

Ne geri zekâlıydı ama.

Ve bu geri zekâlı, ne kadar düşüncesiz olduğumu yüzüme vuran kişinin ta kendisiydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.