İsimsiz Kısım

BAŞLIK: Eski Dershane, Yeni Hesaplar

“Çıkmak kolaydır da inmek zordur, ha hah. Hayat gibi işte. Peki, Araragi, sen nasıl indin aşağı?”

Anormallik hikâyeleri toplamak hobisi miydi, işi miydi bilinmez ama Oshino, benim gaflarımla ilgili hikâyeleri keyifle dinliyordu.

Dersler biter bitmez terk edilmiş dershanenin harabelerine koşmuştum, kendi aptallığımın ilk gündem maddesi olmasını beklemiyordum.

Köşeden somurtkan bir şekilde beni izleyen küçük sarışın kız, hikâyelerime pek değer vermiyor gibiydi; ister anormalliklerle ilgili olsun, ister gaflarla.

Sanırım benimle ilgili hiçbir hikâyenin onun için hoş olmadığını düşünüyordum.

“Şey, ıhım, herkes gibi tutunarak, herkes gibi dayanarak. Çitin üzerinden tırmandım ve kollarımı, bacaklarımı kullanarak duvardan aşağı indim, açık bıraktığım en üst kat penceresinden geri girdim.”

Güler. “Anlaşılan bayağı tutunmuşsun, Araragi. Vampir gücüne özlem mi duyuyorsun? Onunla çatıdan atlamak çocuk oyuncağı olurdu.”

“Elbette ama… Özlem mi? Asla. Yarı-vampir gücü bile bana göre çok fazla.”

“Hmm. Yarı-vampir gücünden bahsetmişken,” dedi Oshino, köşedeki kızı işaret ederek, “bu hafta sonu bir ara uğra da küçük Shinobu’ya biraz kan ver, tamam mı? Yoksa çocuk geberir.”

“…Anladım.”

Doğru.

Küçük sarışın kıza bir isim vermişti: Oshino Shinobu. Dürüst olmak gerekirse, hâlâ alışamamıştım buna ama ona gerçek adıyla seslenemezdim, bu yüzden istesem de istemesem de alışmam gerekiyordu.

“Shinobu’ya kan ver,” diye tekrarladım içimden.

Her neyse, Altın Hafta’dan beri bu harabelere biraz fazla sık geliyordum. Lise yıllarımın o değerli, biricik baharını terk edilmiş bir binada zevksiz yaşlı bir bunakla takılarak neden boşa harcıyordum ki?

O kadar uzun kalmıştı ki, zevksiz yaşlı bir bunaktan, pasaklı birine dönüşmüştü…

Bununla birlikte.

Lise yıllarımı aslında değerli, biricik bir bahar olarak görmüyordum. Elbette, bir kere yaşanır ve hayatımın baharıdır, ama değerli miydi?

Tek bir rüzgar esintisiyle yok olur, tek bir belirsizlik anında puf diye uçar; bana o kadar hafif geliyordu.

Hayatımın baharı mı?

Bahardan sonra yaz gelir, hepsi bu.

“Peki ne diyorsun, Oshino? Bu hikâye yüz yirmi, yani yüz bin yen eder mi?”

“Mmmm…”

“Hey.”

Sessiz düşünme rutinine dalmıştı, bana da cevap için onu sıkıştırmaktan başka çare bırakmıyordu.

“Yani, tamamı olmak zorunda değil. Yüz bin çok gelirse, seksen bin, ya da elli bin, ya da─”

“Y-Yirmi bin.”

Lanet olsun, bu iş olmuyor, diye düşündüm pazarlık ederken.

Oshino, yüzünden pek bir şey anlaşılan biri değildi ama içgüdülerim bana şunu söylüyordu ki, nasıl desem, oltaya gelmiyordu.

Hanekawa’nın tapınakla ilgili hikâyesine en azından bir miktar ilgi göstermişti, hatta sormuş olsaydı ona para bile ödeyebilirdi ama bu sefer işler farklı görünüyordu.

“O küçük hanımın telefon numarası veya e-posta adresi var mı sende, Araragi?”

“Hayır, istemedim,” diye yanıtladım ani sorusunu dürüstçe.

“Geçen gün almalıydın. Yani onunla iletişim kurmanın bir yolu yok, öyle mi?”

“Ih… Er ya da geç sormayı düşünüyordum…”

Beni aptal yerine koymaya gerek yok.

Telefon numarası alışverişi gibi şeylere alışkın değilim sadece.

“Neden onunla iletişime geçmem gerekiyor?”

“Ona şu mesajı iletmeni istedim: ‘Dileklerinize uyamayacağımı üzülerek bildiririm, bu yüzden lütfen ücretimi ödemek için başka bir yol bulun’─”

Pekala, buna kendimi hazırlamıştım, bu yüzden şaşırdığımı söyleyemem.

Ve bu, onunla iletişime geçmeye değmezdi. Senjogahara zaten yüz binin tamamını ödemek için yarı zamanlı bir iş bulmayı planlıyordu.

Bu sadece bir yedek plandı…

Eğer şansı yaver giderse bir değeri olup olmadığını gün içinde ona bildireceğime söz vermiştim. Başka bir deyişle, benden haber almazsa, bunu umursamayacak ve sadece yarı zamanlı iş ilanlarına bakmaya başlayacaktı.

Ama, Oshino işaret edene kadar fark etmemiştim, Oshino'nun Senjogahara’nın hikâyesi için ödeme yapmaya istekli olma ihtimaline karşı, telefon numarasının olmaması, taa onun apartman dairesine gitmek zorunda kalmak demekti…

Bu da delilikti.

Bugünlerdeki sıradan bir liselinin aksine ne kadar hareketliydim ki, ki kendimi sıradan bir liseli olarak da görmüyordum zaten.

“Hıh. Pekala, bir dahaki sefere okulda onu gördüğünde, ona resmi bir şekilde söyleyebilir misin?”

“Elbette ama bir süre hastaneye gündüz tedavisi için gidecek, bu yüzden okulda olacağını sanmıyorum… Ve ona durumu bildirdiğimde, bir sebep söylemezsem beni gebertir… Bana bu hikâyenin neden tek bir yen bile etmediğini söyleyemez misin?”

“Öyle demedim. Sadece bir defter tutmadığım için küçük küsuratları yuvarlamam gerekiyor, yoksa hesaplarım karışıyor.”

“Küçük küsurat…”

Neyi küçük küsurat sayıyordu ki?

Şahsen, beş yüz yenlik bir madeni paraya bile bozuk para demem ama desek bile, yuvarlanmak, değersiz bulunmaktan daha acımasız geliyordu.

Tamamen düşüncesizce… Tam da o herifin söyleyeceği türden bir şeydi. Senjogahara’nın bunu duymadığına gerçekten sevindim.

Bahar tatili ve Altın Hafta’yı aratmayacak bir kavgaya dönüşebilirdi.

Ne pahasına olursa olsun bundan kaçınmalıyım…

Güler. “Bugün neşelisin, Araragi. İyi bir şey mi oldu sana?”

“Hayır, bilmiyorum, sadece her şeye hazırlıklı olmak istiyorum sanırım…”

Oshino’nun meşhur sözüne verdiğim yanıt, geleceğin neler getirebileceğini düşünürken ağır kalmaktan öteye geçemedi. Gaflarımın hikâyelerine kayıtsızca gülüp geçerken, endişelerime gülecek kadar insanlıktan çıkmamıştı sanırım çünkü şöyle dedi: “Öyle mi? Evet, mantıklı. Normalde bunun için bir danışmanlık ücreti alırdım ama senle ben tamamen yabancı sayılmayız, bu yüzden sadece bir kereliğine sana bedavaya bir şeyler söyleyeceğim.”

“…Teşekkürler, gerçek bir hayat kurtarıcısın.”

Gizli amaçlarım olsa da ona işinde yardım etmeye çalışıyordum, bu yüzden ona zaten para ödememem gerektiğini itiraz etmek istiyordum ama bedava olacaksa, her şey yolundaydı.

Ancak, “Seni ben kurtarmıyorum. İnsanlar kendi kendilerine kurtulurlar,” diye yanıtladı Oshino. “Öncelikle, ikinizin denk geldiği o trafik kazası yerine gelince, geçen ay orada ölümle sonuçlanan bir kaza oldu. Yolu karşıdan karşıya geçen bir yaya, bir kei kamyonetinin çarpmasıyla hayatını kaybetti.”

“Vay canına… Peki. Gerçekten iyi bilgilendirilmişsin.”

“Sadece yakın olduğu için ve Araragi, senin yardımınla olsun olmasın, anormallik hikâyeleri toplamak için sağı solu kurcalıyorum; elbette bilgim var.”

“Anlıyorum…”

O “senin yardımınla olsun olmasın” ifadesi oldukça yabancılaştırıcı gelmişti ama sanırım doğruydu. Oshino, insanları kendinden uzaklaştıran bir tarzda konuşmayı adet edinmişti.

Bunu tahmin etsem de birinin kazada ölmüş olması derinden trajikti ama kim olduklarını veya nerede yaşadıklarını bilmediğim için, onların trajedisine ne kadar üzülebileceğimin bir sınırı vardı.

Düşüncelerim, oraya çiçek buketini koyduğunu varsaydığım yaslı ailenin düşünceleriyle boy ölçüşemezdi ama merhum için sessiz bir dua ettim.

“Pekala, ben bir trafik kazası araştırmacısı değilim, bu yüzden o kadar dikkatli incelemedim ama o noktanın düzeni neredeyse kazalara davetiye çıkaracak şekilde tasarlanmış gibiydi,” diye açıklamasına devam etti Oshino. “Gerçi, görünüşe göre bu sefer yayanın kendi dikkatsizliği suçluydu…”

Ölülere hiç saygı gösterip göstermediğini merak ettim ama işin insani boyutuna gelirsek, belki de ben sadece ikiyüzlü gibi görünüyordum.

“Durum böyle olmasa bile ve ölümle sonuçlanan kazalardan bahsetmesek bile, söylentilere göre bir sürü tek araçlı kaza ve küçük çarpışma yaşanmış.”

“Hmm, Senjogahara da az kalsın tam orada yola fırlayacaktı.” Bana güvenli olduğundan emin olduğunu söylemişti ama çoğu insan o durumda böyle derdi. Ve muhtemelen bir kaza geçirdikten sonra bile. “Ah, ama sanırım onun durumunda, çiçek buketinden dikkati dağılmıştı ve bu, yerleşimin suçu değildi.”

“Evet, evet. Bu da olabilir. Bu konuda endişeliyim ama yaslı ailenin duygularını göz ardı etmek istemeyiz. Bir dahaki sefere dışarı çıktığımda, buketin yerini değiştiririm.”

“Evet, lütfen öyle yap.”

Aslında, dün bunu kendim yapmalıydım; bu durumda, birine böyle “lütfen yap” derken ne düşünüyordum ki… Hiçbir şey, itiraf etmeliyim.

Oshino, bana karşı duyarsızdı ama bu tür endişelere karşı bu kadar dikkatli olabiliyordu…

Tüm bunları bir kenara bırakırsak, asıl konumuza dönelim, Oshino.

“Dönecek bir konu yok. Konudan hiç sapmadık. Şimdi, mesele şu ki, okul binalarından birinden atlayarak intihar eden ya da kazara düşerek ölen kimse olmamasına rağmen, okulunuzdaki her binanın çatısına birileri çiçek buketi bırakmış, değil mi?”

“Ih… E-Evet. Durum aşağı yukarı böyle.”

Senjogahara’nın bana yamamaya çalıştığı İntihar Johnny lakabı, bu konudaki düşüncelerimi etkilemiş olmalıydı çünkü çatıdan birinin kazara düşebileceği aklıma hiç gelmemişti.

Mesela, o sabah tırmanırken ben düşebilirdim…

“Pekala, birileri düşsün ya da düşmesin, çatı kaza olmaya müsait bir yerdir, değil mi, Araragi? Bu yüzden yasak bölgeydi.”

“Elbette… Yasak olmayan okullarda genellikle saçma sapan yüksek bir çit olur. Naoetsu Lisesi’nde ise dışarıdan tırmanabileceğim kadar alçaktı.”

“Gerçekten de… Sokaklar ve okullar, ikisi de kazalara ve olaylara yatkın yerlerdir. Açıkça söylemek gerekirse, sanırım güç noktalarının zıttı gibiler?”

“Ruhen fakir yerler mi demek istiyorsun? Bakalım, bu tür şeyleri duymuştum. Mesela kuzeydoğunun şeytan kapısı olarak adlandırılması gibi─”

Yine yarım yamalak hatırladığı bilgileri ortaya dökmek için acele ettim ama Oshino, beni basit bir sözle susturdu: “Hayır, o farklı.”

Zihnimi geliştirmeye hiç niyeti yoktu, değil miydi?

BAŞLIK: Tuhaf Bir Hikâye

İnanılmaz bir potansiyelle dolu olsaydım ne olurdu?

Neyin potansiyeli, orası meçhul…

“Elbette, ruhsal açıdan fakir yerler de var. Hatta tam şu an bu konu üzerine biraz araştırma yapıyorum.”

“?”

“Hayır, boş ver. Seninle bu konuyu konuşmak için henüz çok erken, ağzımı açmamalıydım. Şimdi asıl konumuza dönelim. Sürekli konuyu saptırdığın için değerli zaman kaybediyoruz.”

“Hadi canım, ne bu acele…”

Beni oyalıyormuş gibi hissettim ama… peki. Oshino’nun işinin ayrıntılarını bilmekle pek ilgilenmiyordum.

Gerçi, başlangıçta sadece bir vampir yüzünden geldiği bu kasabaya uzun süre yerleşecek gibi görünüyordu.

“Değerli Times Square kaybediyoruz.”

“…Korkunç şakalar yapmaya vaktin varsa, benim küçük sapmalarıma da vakit ayırabilirsin sanırım.”

“O cadde o kadar da kötü değil ama bir serseri olarak ülkenin dört bir yanında kazaya davetiye çıkaran düzenekler buldum. Şu yaya köprüsü görüş açısını engelliyor, şu inşaat karşıdan gelen birini görmeyi imkânsız kılıyor… Bir de intihar için bariz yerler var. İntihar noktaları dedikleri… Ama bunların hepsi araziyle veya çevreyle alakalıdır, ruhsal faktörlerin alakası yoktur.”

“Hıh, sanırım katılıyorum. Yine de bir anormallik uzmanından duyacağım bir şey değil.”

“İnsanların her olumsuzluğu anormalliklere bağlama eğilimine karşı koymaya çalışıyorum da ondan. Ha hah,” güler Oshino.

Kulağa takdire şayan geliyordu ama toplumun olumsuz yönleriyle ilgilenmek onların işlevinin bir parçası olduğundan, bu durum tavuk-yumurta tartışmasına dönüşme tehlikesi taşıyordu…

“Bu özel vakanın anormalliklerle bir ilgisi olduğunu düşündüğümden değil, Oshino. Bu bir ‘korku hikâyesi’ ya da o küçük tapınak hakkındaki gibi ‘ürkütücü bir hikâye’ bile değil. Senjogahara’nın kendisi de düne kadar unutmuştu, yani olsa olsa hafiften rahatsız edici… ‘gizemli bir hikâye’ sanırım.”

“Hafiften Gizemli mi diyorsun?”

“Yani, Fujio Fujiko’yu anmaya çalışmıyordum burada.”

Ama öyle bir şey, evet.

Ne halt oluyor seviyesinde.

O eski WTF.

“Ve dediğin gibi, o yoldaki kaza muhtemelen herhangi bir anormallik eseri değildi, Senjogahara’nın yola atlama girişimi de. Bu sadece çiçek buketinin yerleşimiyle ilgili bir meseleydi.”

“Gerçekten de öyle,” Oshino onayladı. “Orada da sorun büyük ihtimalle arazi veya çevreydi, bu yüzden o buketi yakında gidip değiştireceğim. Çünkü, Araragi, eğer bir çiçek adak kazalara davetiye çıkarabiliyorsa, tersinin de doğru olabileceğini düşünmez misin?”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.