Sarayda Bir Akşam Yemeği

Bizim şövalye bir eliyle Aqua’yı, diğeriyle Megumin’i yakalamış zapt etmeye çalışıyordu. Aqua ise insafsızca Darkness’ın örgülü saçına asılmaktaydı. Darkness ağlamamak için kendini zor tutuyor, yüzüne eğreti bir tebessüm oturtmaya çabalıyordu. Aqua’nın ise kızın saçını bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi, belli ki dokusu hoşuna gitmişti.

Onların bu haline bakarken, tam karşımda oturan prenses beyaz takım elbiseli kadına doğru eğilip bir şeyler fısıldadı. Belki de yüksek sesle konuşmaya utandığından böyle yapıyordu.

"Sıradan bir halk insanı olarak, kraliyet ailesinden birine böyle fütursuzca bakman hiç hoş değil. Statü olarak majestelerinden o kadar aşağıdasın ki normal şartlarda yüzünü görmene bile izin verilmezdi, kaldı ki aynı sofraya oturacaksın. Başını öne eğ ve göz teması kurma. Daha da önemlisi, kendini tanıtıp başından geçenleri anlatmaya başla... Majestelerinin emridir."

Olduğum yerde kalakaldım. Kısa bir duraksamanın ardından durum zihninde netleşti. Japonya'nın samuraylar dönemini düşününce her şey oturuyordu. Derece farkından dolayı bir derebeyi ile hizmetkârları aynı odada yemek yemezdi, en azından aynı anda yemezdi. Beyaz Takımlı kadının bir mütercim gibi araya girip laf taşıması da muhtemelen prensesin alt tabakadan insanlarla doğrudan muhatap olmak istememesinden kaynaklanıyordu.

Darkness ve babası sayesinde soylu sınıfı hakkında az çok fikir sahibi olmuştum ama bir kraliyet mensubuyla karşılaşmanın ne demek olduğunu ilk kez şimdi anlıyordum.

Pekala, mevzuyu çözmüştüm.

Dudaklarımdan tek bir kelime döküldü:

"Pas..."

"Majesteleri, çok rica ederim, lütfen bir saniye bekleyin! Arkadaşlarım heyecandan ne yapacaklarını bilemiyorlar! Onlarla hemen iki çift laf edip dönüyorum..."

Darkness kolumdan tuttuğu gibi beni köşeye çekti.

"Seninle ben ne yapacağım böyle?! Ne demek 'pas'?! Bütün o utanç verici duruma rağmen neden seni kurtarmak için kendimi yıprattım sanıyorsun? Buradaki kurallar çok farklı!"

Darkness boğazıma sarılmaya yeltendi. Ben de onun saç örgüsüne asılarak karşılık verdim.

"Asıl kızması gereken benim! Bir prensesle tanışacağımızı söylemiştin. Ben de biraz daha... ne bileyim, 'Dış dünyaya bayılıyorum! Ah yiğit maceracı, lütfen bana başından geçen kahramanlıkları anlat!' kafasında birini bekliyordum. Şununla nasıl yemek yiyeceğiz biz? Sırf halimize gülmek için mi getirdin bizi buraya?"

"Ş-şey, dur yapma...! Bugün de herkes saçımı çekip duruyor, nedir bu ya?! B-bırak artık, yalnız kaldığımız zamana sakla bunları!" Darkness'ın yüzü al al olmuş, ne dediğini bilmez halde kekeliyordu.

Parmağımla prensesin olduğu tarafı işaret ettim. "Her neyse, orayı öyle kendi haline bırakmak doğru mu dersin? Zaten bir şeyler karıştırmaya başladı bile..."

Gösterdiğim tarafta Aqua, bir kâğıt parçasına tutkal sürüyor, üzerine de kum serpiştiriyordu. Bir an sonra ortaya inanılmaz derecede ayrıntılı bir kum portresi çıktı. Uzaktan baksanız siyah beyaz bir fotoğraf sanabilirdiniz.

"Lütfen bunu prenses hanıma olan sevgimin bir nişanesi olarak kabul edin," dedi Aqua. "Ağzının kenarından akan sos damlasına kadar her ayrıntıyı birebir işledim."

Bu yersiz sözler üzerine prenses telaşla dudaklarını sildi.

"Majesteleri! Bu edepsizin kulağını çekeceğim, bana sadece bir dakika izin verin!" Darkness elbisesinin eteklerini iki eliyle toplayıp Aqua'ya doğru atıldı.

Darkness’ın bu tehditkâr hamlesi prensesi tekrar Beyaz Takımlı kadına fısıldamaya yöneltti.

"Majesteleri bu küstahlığı bağışlıyor," dedi kadın. "Çünkü sayenizde son derece nadir bir manzaraya tanıklık etti: Her daim sakin ve ağırbaşlı olan Lalatina'yı böyle panik içinde görmek. Maceracı zümresinden nezaket beklemek zaten hata olur. Daha da önemlisi, artık hikâyelerinize başlamanızı talep ediyor."

Mütercim kadın lafını bitirirken Darkness, resmi korumak için elbisesinin içine tıkıştıran Aqua’nın elinden kâğıdı almaya çalışıyordu. Prenses ise durumdan keyif almış gibi hafifçe gülümsedi.

Darkness prensese doğru derin bir saygıyla eğildi. "En içten özürlerimi sunarım majesteleri! Ne desem boş, bu üçü maceracılar arasında bile en sorunlu tiplerdir...!"

O daha sözünü bitirmeden Aqua, "İşte al bakalım!" diye fısıldayarak resmi prensese uzattı.

Küçük kız resme baktı ve şaşkınlık dolu bir ifadeyle Beyaz Takımlı kadına fısıldadı.

"Majesteleri der ki: 'Bu kadar kısa sürede böyle mükemmel bir kum resmi yapmak... Harika, gerçekten fevkalade!' Size bir ödül takdim edilmesini emrediyor."

Kadın bunu söylerken cebinden bir şey çıkarıp Aqua'ya uzattı. Küçük bir değerli taştı bu. Mücevherlerden pek anlamazdım ama bayağı kıymetli bir şey olduğu ilk bakışta anlaşılıyordu. Aqua bu güzel taşı başparmağı ile işaretparmağı arasında tutup içinden geçen ışığı neşeyle süzmeye başladı.

Gözlerini yere dikmiş, utançtan kıpkırmızı kesilmiş olan Darkness gelip prensesin sağ tarafına oturdu. Yanına Megumin, onun yanına da Aqua geçti. Majesteleri eliyle işaret ederek benim de soluna oturmamı istedi.

Yanında edepli bir şekilde otururken bana kaçamak bakışlar atan prenses, Beyaz Takımlı kadına tekrar fısıldadı.

"Majesteleri soruyor: 'Sihirli kılıcın yiğit taşıyıcısı Mitsurugi'nin bahsettiği kişi sen misin? Bize kendi hikâyeni anlat.' Şahsen ben de merak ediyorum. Mitsurugi'nin kendisinden üstün gördüğü adamı gerçekten çok merak ediyorum."

Anlaşılan Mitsurugi bu ülkenin soylu sınıfı arasında bayağı tanınan biriydi. Yine de hakkımda tam olarak ne söylediğini merak etmeden duramadım. Beyaz Takımlı kadın ve prenses beklenti dolu gözlerle bana bakarken, zihnimde maziye doğru küçük bir yolculuğa çıktım...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.