Karnımız iyice doyup muhabbet tatlılaşmaya başladığı sırada oldu her şey. Ben gayet güzel çene çalmaya devam ederken, Beyaz Takımlı kadın aniden araya girdi:
"Sihirli kılıcıyla bilinen kahraman Mitsurugi’yi gerçekten alt ettiğinize inanamıyorum... Haddimi aştıysam lütfen bağışlayın Bay Kazuma, ama acaba Macera Kartı'nıza bakabilir miyim? Beceri puanlarınızı nasıl dağıttığınızı görürsem belki ben de feyzalırım..."
Hadi canım sen de. Sorulacak soru muydu bu şimdi? O garip Macera Kartı'mı ona göstermemin imkanı yoktu. Lich becerilerini nereden öğrendiğimi sormaya kalksa başım fena belaya girerdi. Paniklemeye başladığımı sezen Megumin duruma el attı:
"Öhöm, biz maceracıların kendimize sakladığı meslek sırları vardır. Majestelerinin maiyetinden biri olabilirsiniz ama yine de... Ah! Yemek de ne kadar lezzetliydi ama! Aqua, belki o efsanevi numaranı sergilemek istersin?"
Kurşunların önüne atlayıp konuyu değiştirmek için elinden geleni yaptı. İşte Aqua da yardıma geliyordu...!
"...? Bugün harika bir kum resmi çizdim ve işim bitti. İlahi Megumin, numaralarımı görmeyi bu kadar çok mu istiyordun? Eh, pekala, keyfim yerinde olursa yarın size gerçekten inanılmaz bir şey gösteririm. Hey, bana biraz daha şu şaraptan getirin, doldurun!"
Aqua her zamanki gibi hiçbir şeyden habersiz, uşaklardan birine kadehini tazelemesi için bağırıyordu. Beyaz Takımlı kadın bana şüpheci gözlerle baktı.
"Biz soylu sınıfındanız, diğer maceracılar gibi değiliz. Bay Kazuma'nın bilgilerini kimseyle paylaşmayız. Ancak becerilerinin incelenmesi Kraliyet Ordusu'nu güçlendirmemize yardımcı olabilir. Herkes İblis Kral'ı yenmenin hayalini kurar. Bu hedefi gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşmamıza yardım etmez misiniz? Yoksa kartınızı bize gösterememenizin özel bir sebebi mi var?"
Evet. Evet, var.
Tam o sırada Darkness söze girdi ve Beyaz Takımlı kadına yumuşak bir tebessümle baktı. "Bu adam, en zayıf sınıf olarak kabul edilen bir Maceracı. Bunu öğrenmenizden utandığına şüphe yok. Kartını sizin yerinize benim incelememe izin verir misiniz acaba?"
"E-evet, aynen öyle. Bir şekilde lafı açılmadı ama ben en zayıf sınıftanım. Tüh, bak sen şu işe... Bunu öğrenmiş olmanız ne kadar üzücü," dedim utançla başımı kaşıyarak.
Bunun üzerine Beyaz Takımlı kadının tavrı bir anda bıkkın bir hal aldı. "Gerçekten mi, bir Maceracı mı? İddia ettiğiniz şeyleri gerçekten yapıp yapmadığınızı merak etmeye başladım. Mitsurugi’yi bir dövüşte yendiğinizi söylüyorsunuz, ama bu doğru mu? Eğer doğruysa, onu tam olarak nasıl yendiğinizi açıklayın bakalım."
Kullandığı üslup kibardı ama benden şüphelendiği her halinden belliydi. Mitsurugi'yi Steal becerisiyle pusulayı düşürüp yendiğimi itiraf edersem durumun kötü görüneceğini düşündüm.
Ancak tam o sırada prenses, Beyaz Takımlı kadının kolunu çekiştirdi. Bana bakarak kadının kulağına bir şeyler fısıldadı. Beyaz Takımlı kadının kafası biraz karışmış gibiydi ama kısa bir tereddüttün ardından konuşmaya başladı:
"...Ah, öhöm... 'En zayıf sınıftan birinin Mitsurugi gibi yakışıklı birini yenebildiğine inanamıyorum. Kraliyet ailesinden birine yalan söylemiyorsunuzdur umarım? Kılıç Ustası olarak ünü ve sihirli kılıcı tüm başkentte bilinir. En zayıf sınıftan bir çömez tarafınca yenildiğine ciddi anlamda ihtimal vermiyorum. Özellikle de bu kadar yakışıklıyken.' Şey... Majesteleri böyle buyurdu. Ben de kendisine katılıyorum. Kendisi oldukça yakışıklıdır."
"Bakın, ben gayet rahat bir adamımdır ama o çenenizi boş yapmaya devam ederseniz ikinizi de kıçınızdan sopalarım." Özellikle beni tanımlamak için kullanılmayan bu "yakışıklı" lafının sürekli tekrarlanmasından gına gelmişti ve kontrolümü biraz kaybettim. Evet: Kraliyet mensuplarıyla muhatap olduğumu tamamen unutup her zaman nasıl davranıyorsam öyle davrandım.
Bu durum Beyaz Takımlı kadını derhal küplere bindirdi.
"Seni terbiyesiz! Majesteleriyle nasıl böyle konuşursun!" Bağırır bağırmaz kılıcı çoktan elinde belirmişti bile.
Hay aksi, hapı yuttuk!
"Yoldaşımın düşüncesizliği için en derin özürlerimi sunarım! Bu adamda terbiye kırıntısı dahi yoktur, bu yüzden lütfen hatırım için ona merhamet edin! Savaşlardaki gurur verici sicili gerçeğin ta kendisidir. Prenses Iris zaten bunları dinlemek için gelmedi mi? Onu bunun için cezalandırmak... ününüze leke sürer!" Darkness delicesine başını eğip özür diliyordu.
Bunun üzerine prenses yine Beyaz Takımlı kadına bir şeyler fısıldadı.
"Prenses Iris, krallığımıza uzun süredir sadakatle hizmet eden Dustiness ailesine hürmeten bu saygısızlığı cezasız bırakacağını bildiriyor. Ancak neşesi kaçtı. Bu macera hikayeleri için uygun bir Ödül teklif edecek. Yalancı zavallı sınıfın ise bu ödülü alıp derhal buradan gitmesi tavsiye olunur."
Vay be, bu gerçekten koydu işte!
Darkness paçamı harika kurtarmıştı. Ama bana söyledikleri laflar resmen kaşınmaktı; ben de karşılık verince neden bu kadar sinirlendiler ki? Tam eşyalarımı toplayıp gidecektim ki...
"Ayy, ah, off! Hey Megumin, ne yapıyorsun?!"
Bu çığlık Darkness'tan gelmişti. Büyücümüz Darkness'ın saç örgüsüyle oynamayı bırakıp hırsla saçını çekmeye başlamıştı anlaşılan. Darkness kadar benim de yüzümün kireç gibi kesildiğini hissettim. Megumin sanırım partimizde yoldaşlarına en çok değer veren kişiydi.
Kızıl Büyü Köyü'nde herkes Sylvia'dan kaçarken ve kaçmanın sonra başımıza daha büyük belalar açacağını öğrendiğinde, İblis Kral'ın generallerinden biri olan rakibimizin karşısına dikilen tek kişi Megumin'di. Bir kavgadan asla geri adım atmama gibi bir huyu vardı ve aramızda öfkesine en hakim olamayan, sabırsız kişi açık ara oydu. Mevcut durum göz önüne alındığında, büyük bir patlamanın yaklaşmakta olduğuna emindim.
"..."
Megumin ilk başta sessiz kaldı, Darkness'ın örgüsünü birkaç kez daha sertçe çekiştirdi. Sanki bu kadarı rahatlamasına yetmiş gibi saçı bıraktı ve yemeğine geri döndü.
Nefesimi tutmuş, "Sıkıysa bir daha söyle!" diye bağırmasını bekliyordum. Şaşırtıcı derecede sönük bir tepkiydi.
Prenses ve Beyaz Takımlı kadın hâlā şaşkınlık içinde dikilirken Darkness hayretle, "...Megumin, bugün acayip uslusun. Bir şeyleri patlatacaksın diye ödüm kopmuştu..." dedi.
Megumin sessizce ağzına bir lokma koydu, çiğnedi ve yuttu. Ancak ondan sonra alçak sesle konuştu: "Tek başıma olsaydım kesinlikle kendimi tutmazdım. Ama burada bir olay çıkarırsam bu sadece senin başını ağrıtır Darkness."
Ardından yemeğine devam etti. Hepimiz ona bakakaldık.
Darkness bir an sessiz kaldı. Sonra olduğu yerde doğrulup prensese doğru eğildi. "Beni bağışlayın Majesteleri, fakat bu adama yalancı dediğiniz için sözünüzü geri almanızı istirham ediyorum. Olayları abarttığı doğrudur ama söylediği hiçbir şey yalan değil. Ve en zayıf sınıftan olabilir, fakat ona gerçekten ihtiyacınız olduğunda tanıdığım herkesten daha çok güvenebilirsiniz. Sizden rica ediyorum Prenses, dediklerinizi yeniden düşünün ve ondan özür dileyin."
Beyaz Takımlı kadın bunu duyunca kaskatı kesildi. "Bayan Dustiness, Prenses Iris'in sıradan bir halktan biri önünde özür dilemesini mi teklif ediyorsunuz?"
Bu kez ayağa kalkan prenses oldu. Sonra benim bile duyabileceğim kadar yüksek bir sesle konuştu:
"Özür falan dilemeyeceğim. Eğer yalancı olmadığını iddia ediyorsan Mitsurugi’yi nasıl yendiğini anlatsın bana. Anlatamıyorsa, zayıf ve aşağılık bir..."
Sözleri, Darkness'ın attığı tokatla bıçak gibi kesildi.
"Ne yapıyorsunuz Bayan Dustiness?!" Beyaz Takımlı kadın, gözleri yuvalarından fırlamış bir halde donakaldıktan sonra gözü dönmüş bir gazapla Darkness'ın üzerine atıldı.
"Ah! Y-yapma...!" Iris kekeledi ama sesi Beyaz Takımlı kadının duyamayacağı kadar kısıktı. Kadının kılıcı Darkness'ın üzerine doğru indi...
"?!"
...ve hepimizin dehşet dolu bakışları arasında, boğuk bir sesle solgun koluna saplandı. Etrafa saçılan sıcacık, kıpkırmızı kan; Darkness'ı, prensesi ve Beyaz Takımlı kadını lekeledi.
Beyaz Takımlı kadın kımıldamadı—daha doğrusu kımıldayamadı. Muhtemelen Darkness'ın kolunu tek hamlede koparmayı hedeflemişti ama darbesi sadece deriyi ve kası çizebilmişti.
Şaşkınlıktan donakalan Beyaz Takımlı kadına dönüp bakmayan Darkness, sessizce prensese yöneldi.
Bizim Muhafızımız işte böyle bir şeydi, gerçekten inanılmaz dayanıklıydı. Belki de tüm krallığın en dayanıklısıydı.
"Saygısızlığım için özür dilerim Majesteleri. Fakat bu adam cesurca dövüştü ve harika işler başardı, onu sırf kollamak için söylemiyorum bunları. Mitsurugi’ye karşı kazandığı zaferi açıklama gibi bir mecburiyeti yok, açıklamadı diye de onu hor görmeye hakkınız yok."
Darkness alçak sesle konuştu, bir yandan kolundan oluk oluk kan akarken, diğer yandan sanki bir çocuğu tatlılıkla azarlıyormuş gibi prensesin kızarmış yanağını okşadı.
Iris ona tam bir şok içinde bakıyordu. Ayağa kalktım ve hâlā dehşetten yüzü kireç gibi olan Beyaz Takımlı kadına seslendim:
"...Pekala, tamam. Arkadaşlarım beni savunmak için bu kadar çabaladığına göre Sanırım her şeyi itiraf etmeliyim. Mitsurugi'yi nasıl yendiğimi göstereceğim size. Ama pek havalı bir şey değil, baştan söyleyeyim."
Kadının gözleri daha da büyüdü ama kılıcını kavrayıp dövüş pozisyonunu korudu.
"Yeter! Yeter Claire! Dur artık!" Prensesin sesi adeta bir çığlık gibi yükseldi. Daha az önce ondan yayılan o ezici gerilim duygusu kaybolup gitmişti. Bu kadar hızlı değişmesine ne sebep olmuştu ki? Belki de sadece şımartılmış küçük bir kız çocuğuydu?
"...İstiyorsan seni tutmayacağım. Yap Kazuma. Nasıl olsa kaybetmeyeceksin, değil mi?" Darkness yarasını bir eliyle bastırırken beni kışkırtırcasına güldü.
Beyaz Takımlı kadına doğru atıldım. "Aynen öyle! Bugüne kadar dövüştüğüm kişileri bir düşünün! Sihirli kılıçlı tipler, İblis Kral'ın generalleri ve ödül avcıları! Hepsi benim günlük çerezim! Şimdi ne geleceğini biliyorsun—Steal!!"
Beyaz Takımlı kadının neyin geleceğinden haberi yoktu elbette. Kılıcını çalacaktım ve sonra...!
...Sonra da burada mal gibi kalacaktım anlaşılan.
Bunun yerine utançtan kısılan bir sesle kadından özür diledim. "Üzgünüm... Bunları... Bunları geri vereceğim..."
"Ha? Ver— Oh... Aaaaaah!"
Beyaz takımlı kadın, alt bedenini umutsuzca kontrol ederken kılıcını elinden düşürdü. Utanç içinde elimdeki beyaz külotu ona doğru uzattım.
"Seni imkansız, ıslah olmaz adam! Neden tek bir sefer olsun havalı bir şey yapamıyorsun ki?!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.