Maceracı olabilirdik, kendimizi koruma görevlisi olarak kiralatabilirdik belki ama yolculuk esnasında başımıza bir iş gelirse diye savaşa girme niyetim hiç yoktu. Bu yüzden herkes gibi yolculuk ücretini ödedik ve sıradan birer yolcu gibi seyahat etmeyi tercih ettik.
Savaşmak istemiyordum.
Şehrin hemen dışındaki zayıf canavarlarla uğraşırken bile canımdan olmuştum. Ağzına kadar dolu bir arabaya saldıracak kadar büyük bir şeye karşı ne şansım olabilirdi ki?
Neyse ki Vanir ile yaptığımız savaştan kazandığımız ödül, her birimize neredeyse onar milyon düşecek kadar büyüktü.
Sonunda tatile çıkıyorduk. Biraz keyif çatmanın kime ne zararı olurdu?
"Hey, Kazuma! Şu arabaya binelim! En rahat yolculuk bundadır, hissediyorum! Bu arada pencere kenarı benim. Manzarayı güzelce görebileceğimiz koltukları seçtiğinden emin ol. Hadi Kazuma, git biletleri al. Acele et, diğerleri en iyi yerleri kapmadan yetiş."
Gidip en pahalı görünen arabayı gözüne kestirmek zaten ancak Aqua'dan beklenecek bir hareketti.
Küçük bir arabaydı; sürücü koltuğu ile yolcu kısmı birleşikti, arkada da bagajlar için bir bölme vardı.
Bagaj bölmesi zaten tıka basa doluydu.
Sürücünün arkasındaki ahşap yolcu koltuklarında beş kişilik yer olması gerekiyordu ama...
"Şey, usta, koltuğun biri neden dolu? Bu da ne böyle? Biraz yolu kapatıyor sanki..." dedim.
Beş kişilik yerin biri zaten kapılmıştı.
Üstelik bir insan tarafından da değil. Koltuğun üzerinde içinde kertenkele olan küçük bir kafes duruyordu.
Kedi büyüklüğündeydi, tekinsiz parıltılar saçan kırmızı gözleri vardı.
Olamaz. Yoksa bu...
"O, efendim, bebek bir kızıl ejderha. Sahibi diğer arabada yolculuk ediyor ama ejderha bu arabada gitsin diye koltuk biletini ödedi. Maalesef partinizden birinin bagajlarla birlikte yolculuk etmesi gerekecek. Pek rahat olmayacağını biliyorum ama..."
"Anladım," diyerek durumu kabul ettim.
Böylece bu araba tek bilet parası kadar daha ucuza gelecekti. Yabancı biriyle yan yana gitmek istemediğimiz için bu arabada karar kıldım.
"O zaman geriye tek bir soru kalıyor, arkada kim gidecek...?"
"Taş, kağıt, makas oynayalım!" diyerek sözümü kesti Aqua. "Bu tarz durumları çözmenin en iyi yolu bence budur."
Görünüşe göre bu tarz işlerde ihale hep kendine kaldığı için durumu yavaş yavaş kavramaya başlıyordu. Bir şeyler yapmazsa bagajların yanına kendisinin postalanacağını hissetmiş olmalıydı.
"Ş-şey, benim geleceğimi tahmin etmiyordunuz, o yüzden oraya ben geçebilirim."
Wiz çekingen bir tavırla elini kaldırıyordu. Vanir'in ısrarı üzerine onu da yanımızda götürdüğümüzü zaten açıklamıştım.
Üstelik Vanir, Wiz'in yol masraflarını karşılamam için bana zaten para vermişti.
Aramızdan birine karşı böyle haksızlık yapamazdık.
"Hayır Wiz, bu işi adilce halledeceğiz. Taş, kağıt, makas oynuyoruz Aqua. Benim için hava hoş."
"Ha?" Aqua, bu kadar hızlı ve kendimden emin cevap vermem karşısında tamamen şaşkına dönmüştü.
...Taş, kağıt, makas mı? Ben vardım.
Bu dünyada da var olduğunu bilmiyordum.
Benden önce buraya gelen Japonlar bu güzel oyunu buralara kadar yaymış olmalıydı.
Darkness ve Megumin de itiraz etmediler, oynamak için hazırlandılar.
Aqua bağırır ve yumruğunu sıkar:
"Öyleyse başlıyorum! Taş, kağıt, makas!"
Herkes kağıt yapmışken ben makas yaptım. Bu turu ben kazandım.
Arabaya binmek için hareketlendim ama Aqua beni durdurdu.
"Elenme usulü yapacağımızı kim söyledi? Beşimiz birden oynuyoruz, tek bir kaybeden kalana kadar da devam ediyoruz."
"Şaka yapıyor olmalısın."
Bu işi ortaya attığında altında bir çapanoğlu olduğunu anlamalıydım zaten.
...Peki öyle olsun.
"Güzel Aqua. Sen ve ben teke tek oynayalım o zaman. Üç el. Tek bir el bile kazansan, gidip bagajların yanına ben oturacağım."
"Olamaz, ciddi misin? Göründüğünden bile daha aptal olmalısın. İhtimal hesaplarından hiç mi haberin yok? Üst üste üç kez kazanma şansın yok denecek kadar az."
Diğer üçüne arabaya binmelerini işaret ederken ona dik dik bakmakla yetindim.
"Hayatımda tek bir kez bile taş, kağıt, makas kaybetmedim."
Üç el. Taş, kağıt...!
"—Olamaz! Bu hiç mantıklı değil! Kesin hile yaptın! Hadi, bir kez daha! Eğer bu sefer de kaybedersem, gerçekten arkaya oturacağım!"
Gözyaşları gözünde biriken Aqua, beni sürekli şüpheli davranmakla suçluyordu. İstediği zaman ne kadar da ısrarcı olabiliyordu.
"Gerçekten mi? Eğer bundan sonra da mızmızlanmaya devam edersen, seni oraya iple bağlayacağıma yemin ederim."
Aqua bu sözüm üzerine kendinden emin bir şekilde hafifçe güldü.
"Görüşeceğiz. Nasıl hile yapıyorsun bilmiyorum Kazuma ama madem öyle oynamak istiyorsun, benim de kendime göre numaralarım var! Kutsama!"
"Hey! Bu resmen hilebazlık!"
Aqua, kendisine tanrıların şansını bahşeden bir güçlendirme yapmıştı. Etkisi durumdan duruma değişse de temel olarak şans değerini bir süreliğine artırıyordu.
"Şansın da bir çeşit yetenek olduğunu söylerler... Ee, benim büyü yeteneğim de bir nevi şanstır zaten! Şimdi, başlıyoruz! Taş, kağıt... makas!"
Yine ben kazandım.
"Ama nasıııl?" diye sızlandı Aqua, ben onu bagaj bölmesine doğru kış kışlarken.
"Tuhaf ama çocukluğumdan beri hiç taş, kağıt, makas kaybetmedim."
Sözüm ona muazzam olan şansıma gerçekten inandığım tek durum buydu.
"Çok kötüsün! Bu hile! Sen resmen doğuştan özel bir yeteneğe sahipsin! O yüzden benim kutsamalarıma ihtiyacın yok, beni hemen evime gönder! Doğruca cennete yolla beni, seni gidi hilekar!"
Bu tanrıça yok mu!
"Seni aptal kaçık! Benim tek ve biricik özel yeteneğimin taş, kağıt, makas oynamak olduğunu mu söylüyorsun? Ne kadar aptalsın sen? Bunun buralarda hayatta kalmama nasıl bir faydası dokunabilir? İblis Kral'ın kalesine dalıp ona 'Hey, çocuk oyununda seni yenersem herkesin yakasını bırakır mısın?' falan mı diyeceğim?"
"Ama... Ama...!"
Aqua orada durmuş hala itiraz ederken, en sonunda onu yakaladım.
"Ama beni en çok ne deli ediyor biliyor musun? Kendini bir kutsama olarak görmen! Hayatımda duyduğum en saçma şey bu! Senin neren kutsama? Eğer seni geri gönderip yerine gerçek bir özel yetenek alabilseydim, kendini o kadar hızlı cennette bulurdun ki...!"
"Hüüüü! Nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin Kazuma?! Hey, yapma! Bırak yanaklarımı!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.