Aqua beni kurtarmak için içeri daldı dalmasına ama toz bulutu dağıldığında üzerime yapışan o nahoş lakabı çoktan almıştım: loliNEET.
Darkness olmadan yediğimiz ikinci akşam yemeği tuhaf bir şekilde ıssız geçti.
Ve ertesi sabah...
Oturma odasına girdiğimde, "Siz ikiniz çoktan kalkmışsınız bile," dedim.
Bir önceki gece, yanımızda Darkness olmadan göreve çıkmanın tehlikeli olacağına karar vermiştik. Bu yüzden bugün hepimiz için serbest zaman olacaktı.
Sonuç olarak Darkness dün gece de eve gelmemişti.
Şu derebeyinin ona kafayı taktığını biliyordum ama sahiden kızı kaçırmış olabilir miydi?
Yoksa beklenmedik bir şey mi gelmişti başına?
Eğer bu gece de dönmezse, ipleri elime almam gerekecekti.
Kahvaltı hazırlamakla uğraşmak istemediğim için yiyecek bir şeyler bakınarak kasabada dolaşırken, şu Kızıl Büyü Klanı'ndan kızı gördüm.
Kendi başına paytak paytak yürüyor, her yemek tezgahına iştahlı gözlerle bakıyordu.
Sonunda durdu ve kebap satan bir yeri gözüne kestirdi.
Bir an sonra bir müşteri yaklaştı, satıcıyla şakalaşıp gülüştü ve üç şiş satın aldı.
Bu durum kızın kararını vermesine yardımcı olmuş gibiydi. Tezgaha yöneldi ve tıpkı önceki müşteri gibi o da üç tane aldı.
Sanki daha önce hiç sokak yemeği sipariş etmemiş gibi bir hali vardı, ne yapacağını tam kestiremiyordu.
Ona seslenmeyi düşündüm ama yemeğini iştahla mideye indirdiğini görünce kendi haline bırakmaya karar verdim.
"Son zamanlarda kasaba civarında tuhaf canavarlar türediğini duydum. Çok güçlü değillermiş ama..."
"Evet, ben de duydum. Görünüşleri çok garipmiş, hareket eden bir şey gördüklerinde üzerine yapışıp patlıyorlarmış. Şu şeylerden bahsediyorsun, değil mi?"
Rastgele bir dükkanda kahvaltımı yaptıktan sonra kasabada gezinirken iki maceracı arasındaki bu konuşmaya kulak misafiri oldum.
Tuhaf canavarlar ha?
Şahsen ben buralardaki tüm canavarları tuhaf buluyordum.
Yine de bunu aklımın bir köşesinde tutmakta fayda vardı.
Zihnimden bunları geçirirken aynı tanıdık kızı tekrar gördüm; bu kez bir atış poligonu tezgahının önünde dolanıyordu.
Ama burası Japonya'daki karnaval atış poligonlarına pek benzemiyordu. Uçları küt, gerçek ok ve yaylar kullanılıyordu.
Oyunun tadını çıkaran müşterilerin çoğu çiftlerdi. Erkek bir ödül kazanıyor ve onu kız arkadaşına veriyordu.
Burası buraların randevu mekanı olmalıydı. Ve bu tezgah, özellikle romantik vakit geçiren insanlara hitap ediyor gibiydi. Ödüllerden bile bu durum açıkça anlaşılabiliyordu.
Kız orada yalnız olmaktan utanmış olmalıydı çünkü tüm çiftler gidip tezgah boşalana kadar bekledi, ancak ondan sonra şansını denemek için öne çıktı.
Okçuluktan pek anlamadığı belliydi, attığı okların hiçbiri istediği ödülün yakınına bile düşmüyordu.
Tekrar denemek için tezgah sahibine para verip durdu, ta ki bir çift gelip atış yapmaya başlayana kadar. Kız yayı geri verdi ve garip bir şekilde oradan ayrılmaya yeltendi.
Hmm...
Şöyle bir düşündüm. Partimde bu kızın rakibi vardı, bu yüzden aramızın pek de iyi olduğu söylenemezdi ama...
"Hey," dedim ona yaklaşarak.
"...? Ah! Şey, Bay Kazuma, merhaba...!"
Bana selam veren Yunyun'a doğru dürüst bir bakış atmadan, doğrudan poligon sahibine yürüyüp ona para uzattım.
"Keskin Göz!"
Nişancılık becerim sayesinde, Yunyun'un istediği ödülü tek atışta vurdum.
Samuraya benzeyen bir peluş oyuncaktı. Raftan aşağı yuvarlanırken bir an Kış Generali'ne benzediğini düşündüm.
"Al bakalım. İstediğin buydu, değil mi?"
Gönülsüz görünmeye çalışarak oyuncağı Yunyun'a uzattım.
Eğer onun yerinde olsaydım, kendime oracıkta aşık olmama şaşırmazdım.
Yunyun'un yanakları hafifçe kızardı ve bir an oyuncağı kabul edip edemeyeceğinden emin değilmiş gibi duraksadı.
Ama sonra yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı ve neşeyle, "Ç-çok teşekkür ederim...!" dedi.
"Kusura bakmayın beyefendi ama tabelada açıkça belirtildiği üzere okçuların ve Keskin Göz becerisinin kullanılması yasaktır. Ödül sizde kalabilir ama ücretin çift katını ödemeniz gerekiyor..."
Özür dileyip dükkan sahibine daha fazla para bayılırken muhtemelen hayal ettiğim kadar havalı görünmüyordum.
"Pekala o zaman, gidip partinin geri kalanını bulmam lazım. Sonra görüşürüz."
Biraz da mahcubiyetten, Yunyun'a veda etmek için elimi kaldırdım...
"Ne? Ah... Şey..."
Yunyun beni durdurmak ister gibi elini hüzünle uzattı ama sonra geri çekip kollarını peluş figürün etrafına sardı. Onun yerine eğilerek selam verdi.
"Bu Kış Generali oyuncağı için tekrar t-teşekkür ederim!"
Demek gerçekten Kış Generali'ydi.
Onun ellerinde ölmenin travması bende gerçek bir okla vurulmuşum hissi yarattı ama memnun görünmeye çalıştım.
Yunyun'la yollarımızı ayırıp kasabayı dolaşmaya devam ettim.
Benim parti üyelerim zaten yeterince dikkat çekici olduklarından, er ya da geç onlara rastlayacağımı tahmin ediyordum ama...
"Gelin, çekinmeyin! Sıradaki rakibimiz kim?!"
Sese doğru döndüğümde büyük bir kalabalık gördüm.
Merakım beni daha da yakına çekti. Sese kapılan herkes alışılmadık derecede iriyarı görünüyordu.
Yeterince yaklaştığımda görebildim...
"Tamam, sıra bende!"
Muhtemelen kendisi de bir maceracı olan kalıplı bir adam kalabalığın arasından çıktı. Üzerinde sivil kıyafetler olduğu için tam olarak sınıfını söyleyemezdim ama ön saflarda çarpıştığı her halinden belliydi.
Adam dükkan sahibinden çekici aldı ve...
"YAAAAAAHHHH!"
Müthiş bir nida eşliğinde çekici indirdi.
Darbe indirdiği şey bir tür kayaydı.
Çekiç taşa çarptı ve etrafa küçük kıvılcımlar saçıldı. Ama kayanın kendisine gelince...
"Lanet olsun. Yine olmadı ha?"
Adamın pişmanlık dolu sözleri haklıydı. Taşın üzerinde tek bir çizik bile yoktu.
Bunun üzerine dükkan sahibi sesini tekrar yükseltti:
"Bir yiğit daha diz çöktü! Ödül parası yüz yirmi beş bin eris'e çıkıyor! Denemesi on bin eris! Her başarısızlıkta havuz beş bin eris daha artıyor! Burada gücüne güvenen kimse yok mu? İstediğiniz kadar büyü kullanın! Kendinizi Adamantit'e karşı test edin! Onu kırabilen herkes birinci sınıf bir maceracı sayılmaya hak kazanır! Meydan okumayı kabul eden var mı?"
Anladım. Vay canına, buralarda her şeyi düşünmüşler.
Arada sırada kendi işimi kurmayı düşündüğüm için bu yer bana öğretecek çok şeye sahipti.
Yine de kendi beceri ve gücümle o Adamantit'e bir çentik bile atabileceğimi sanmıyordum.
Aniden uzaklara dalmış bakarken, onu o gün üçüncü kez gördüm.
"Yine karşılaştık, Yunyun."
Her zamanki gibi tek başınaydı; maceracıların çekici taşa indirmesini pür dikkat izlerken yumruklarını sıkmıştı. Bu sefer onu açıkça selamladım.
İlk başta, Megumin'in sözde rakibi olarak beni de bir düşman olarak görüp görmediğini merak ettim ama az önceki olaylara bakılırsa benden o kadar da nefret etmiyordu.
Beni görünce sevinçle bağırdı: "Ah, Bay Kazuma! O peluş oyuncağı aldığınız için tekrar teşekkürler. Şuna bakın! O kayanın Adamantit olduğunu iddia ediyorlar!"
Belki de Kızıl Büyü Köyü'nde böyle sokak oyunları yoktu.
"Yunyun, sen İleri Seviye Büyü kullanabiliyorsun, değil mi? Sence o taşı kırabilir misin? Büyü kullanmanın serbest olduğunu söylüyorlar."
"Ben mi? Adamantit'i mi? Sanmıyorum," dedi Yunyun. "Onu havaya uçurmak için son derece güçlü bir büyüye ihtiyacınız olurdu. Patlama büyüsü biraz fazla kaçabilir ama bu işi bitirmek için en azından bir tür patlayıcı büyü ya da tahrip büyüsü gerekir." Mahcup bir şekilde gülümsedi.
Biz konuşurken bir başka meydan okuyan daha ortaya çıktı, başarısız oldu ve yoluna devam etti.
Daha ne olduğunu anlamadan ödül iki yüz bini aşmıştı.
Kalabalık giderek büyüyor, çığırtkan daha da heyecanlanıyordu.
"Belki de Adamantit bu kasabanın maceracılarına ağır geldi! Hareketli Kale Yok Edici'yi devirdiğinizi duyduğum için gelmiştim. Bu taşı parçalamadan mı bırakacaksınız? Hadi ama, gelin öne! Hiç mi meydan okuyan yok?!"
Avazı çıktığı kadar bağırırken maceracılar birbirlerini hafifçe dürtmeye, arkadaşlarını güçlerini denemeye teşvik etmeye başladılar.
Herkes bunun çığırtkanın bir oyunu olduğunu biliyordu ama kimsenin taşı kırmayı başaramamış olmasına da katlanamıyorlardı.
Toplanan maceracılar birbirlerine bakış atarken genç bir kadın öne süzüldü.
Orada, partimin bir üyesi göğsünü mühim bir tavırla kabartmış duruyordu. Her zamanki cübbesinin yerini günlük kullanım için siyah bir elbise almıştı.
Yüzündeki ifade, Yok Edici'yi dize getirdiği günkü kadar mağrurdu.
"Meydan okuyan kişi," diye ilan etti, "geldi."
Megumin bunu söyler söylemez, ben de dahil olmak üzere oradaki diğer tüm maceracılar onu durdurmak için üzerine atıldık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.