Kasaba halkı, maceracılarla el ele verip yerleşim biriminin sınırlarına yığılmış, ellerinden geldiğince hızlı bir şekilde derme çatma barikatlar kurmaya girişmişti. Çalışanların arasında, Aqua ile bu dünyaya ilk geldiğimizde bize iş veren inşaat şirketinin patronunu bile gördüm.
Yok edici’yi ana kapının hemen dışındaki düzlükte karşılamayı planlıyorduk. Sınıfları gereği tuzak kurma yeteneği olanlar, nafile olduğunu bile bile dört bir yana tuzaklar yerleştirmeye başlamıştı.
Barikatın önünde ise bir grup yaratıcı sınıfından maceracı, yere en etkili büyü çemberi nasıl çizilir diye hararetli bir tartışmaya tutuşmuştu.
“Hadi ama Darkness,” dedim belki de bininci kez. “Seni küçük görecek falan değilim. Ne kadar dayanıklı olduğunu biliyorum ama bu, senin yardımcı olabileceğin türden bir dövüş değil. Şu aptal fantezilerini bir kenara bırak da benimle birlikte yol kenarına çekil. Olmaz mı?”
Darkness, kasaba kapısını koruyan barikatın tam önünde dikiliyordu. Bizim sapık şövalye, yerinden bir santim bile kıpırdamayacağını söyleyip bu konudaki tüm itirazlarımı geri çevirmişti.
Yeni ulu kılıcını toprağa saplamış, iki elini de kabzasına dayamıştı. Bakışlarını uzaklara, henüz görünürde olmayan Yok edici’nin geleceği yöne dikmişti.
Sessizlik
Nihayet sessizliğini bozdu.
“Kazuma. Sana bunları söyleten şeyin benim her zamanki tavırlarım olduğunu biliyorum, seni suçlamıyorum da. Ama böylesine kritik bir anda bile arzularımın esiri olduğumu mu düşünüyorsun gerçekten?”
“Kesinlikle öyle düşünüyorum. Aksini düşünmem için bir sebep mi var?”
Lafım üzerine sustu. Sonra yanakları hafifçe kızardı ve kısık bir sesle devam etti:
“Ben bir şövalye'yim. Dahası, bu kasabayı korumak için kendime has bir sebebim var. Belki bir gün sana anlatırım.”
Onu onaylamak için başımı salladığımı görünce konuşmasını sürdürdü:
“Şimdi söyleyemem ama burada yaşayanları korumak benim görevim. Çoğu kişi muhtemelen bunu ne biliyor ne de umursuyor ama ben biliyorum. Bu yüzden çabamın ne kadar beyhude olduğunu yüzüme vurmaya devam et. Yine de buradan bir adım bile öteye gitmeyeceğim.”
“Bazen gerçekten çok bencil ve inatçı olabiliyorsun,” dedim bıkkınlıkla. Darkness’ın yüzünde huzursuz bir ifade belirdi.
“...Bencil ve inatçı parti üyelerinden nefret mi ediyorsun?” diye sordu.
“Sanırım malum rahip böyle davrandığında suratına bir tane çakmak istiyorum. Ama senin bu türden bir bencilliğin... hayır, bundan nefret etmiyorum.”
Bu kelimelerin üzerine pek düşünmeden konuşmuştum. Ama Darkness sanki bir nebze olsun rahatlamış gibiydi.
“...Demek öyle.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.