Eve vardığımda Aqua beni ışıl ışıl bir gülümsemeyle karşıladı.
“Hoş geldin, Kazuma! Müjdeyi veriyorum, bu geceki akşam yemeği efsane olacak! Menüde yengeç var! Darkness'ın ailesinden birileri ev hediyesi olarak göndermiş. Beyaz benekli, kıpkırmızı yengeçler! Yanında da acayip pahalı bir şarap var! Görünüşe bakılırsa kızlarına göz kulak olduğumuz için bize teşekkür etmek istemişler.”
Yengeç burada da nadide bir yiyecek sayılıyordu demek.
Japonya'dayken pek yengeç yeme fırsatım olmamıştı. İlk tadına bir fantezi dünyasında bakacağım kimin aklına gelirdi?
“Ah! İnanılır gibi değil! Fakir maceracı maaşlarıyla geçinmeye çalışan sefil bir parti, akşam yemeğinde benekli yengeç yiyor! Bu gruba katıldığım için hiç bu kadar mutlu olmamıştım...!”
Yemeğin önünde saygıyla eğilmekle meşgul olan Megumin'e, “Bu zıkkım gerçekten o kadar üst sınıf bir şey mi?” diye sordum.
Megumin, cahilliğim karşısında abartılı bir şaşkınlıkla irkildi, ardından yumruğunu havaya kaldırıp açıklamaya girişti.
“Tabii ki öyle! Basit bir kıyaslama yapmam gerekirse; eğer bana bu yengeci yemek için bugün patlama büyüsü yapmamamı söyleseydin, bunu seve seve kabul ederdim! Ama yengeci yedikten sonra mutlaka bir şeyleri patlatırdım! İşte o kadar üst sınıf bir lezzet bu!”
“Vay be, ciddiymişsin! ...Ha? O ikinci dediğin neydi öyle?”
Biz konuşurken Darkness yemekleri masaya diziyordu. Aqua da neşeyle her birimiz için kadeh çıkarıyordu.
Sonra hepimiz sofraya çöküp yemeğe yumulduk.
Çat diye bir sesle bacaklardan birini kopardım, o pembemsi beyaz eti sirkeye batırıp ağzıma attım.
“?!”
Lezzet karşısında resmen çarpıldım. Hafif tatlı, buram buram yengeç kokan o tat bütün ağzıma yayıldı.
Diğerleri de sessizlik içinde yengeçlerinin tadını çıkarıyordu.
Ah dostum! Kendimi durduramıyorum!
Kabuğu kırıp içindeki o kahverengi etli kısımlara geçtim...
“Kazuma, şuraya bir ateş yakıver. Sana pahalı şarabın tadını çıkarmanın harika bir yolunu göstereceğim.”
Aqua, kendi yengecinin kabuğundaki etleri çoktan silip süpürmüştü. Konuşurken küçük bir tavanın içine kömür koyup üzerine tel örgü gerdi. Kendince derme çatma bir ocak hazırlamıştı.
İstediği gibi kömürlere büyü yaparak ateş verdim. O da üzerinde hala biraz kahverengi et parçaları kalmış olan kabuğu ocağın üstüne yerleştirdi.
Kabuğun içine damla damla içki doldurdu. Tıpkı sake gibi berrak görünüyordu.
Keyfi yerinde olan Aqua, kabuk hafifçe kızarana kadar onu ısıttı, sonra ısınan şarabı doğrudan kabuktan yudumladı...
“Ah...”
Huzur dolu bir iç çekti.
Bu manzara resmen içkisini yudumlayan yaşlı Japon amcaları andırıyordu; yine de geri kalanımız yutkunarak aynısını denemek için birbirimizle yarıştık. O an birden fark ettim:
Bu bir tuzak!
O lezzetli yengeç, yaklaşmakta olan sukkubus ziyaretini bana neredeyse tamamen unutturmuştu. O kadın beni uyarmamış mıydı? Eğer zil zurna sarhoş olursam hayalime kavuşamayacağımı söylemişti.
Sakin olmalısın. Kendini nasıl toparlayacağını biliyorsun. Evet! Ben çelik gibi iradesi olan bir adamım!
“?! Bu inanılmaz!”
Dikkatin dağılmasın!
Sırf Darkness'ın hoşuna gitti diye yoldan çıkma!
Eğer tek bir yudum bile alırsam, muhtemelen sonum olurdu.
Sukkubus falan umurumda olmaz, çatlayana kadar içmeye devam ederdim.
Yengeçte de aynısı olmuştu, şarap da en az onun kadar iyi görünüyordu.
“Darkness, bana da biraz versene! Ne olur ki? Sadece bir kerecik? Ben de şarabın tadına bakmak istiyorum!”
“Hayır. Duydum ki genç yaşta başlarsan hayatın kayarmış.”
Bunu duyunca Megumin, hala keyif çatan Aqua'ya ters bir bakış attı. Darkness da sessizce o tarafa baktı.
“...Ne var?”
Darkness, bu manzaraya karşı sessizce direndiğimi fark edip kafasını yana eğdi. “Bir sorun mu var Kazuma? Daha önce hiç içmedin mi? ...Yoksa yengeci mi beğenmedin?” Sesinde hafif bir endişe vardı.
Hayır, alakası bile yok, yengeç harikaydı.
“Yok, yengeç gerçekten çok iyiydi, ondan şüphen olmasın. Sadece az önce Keith ve bizimkilerle dışarıdayken bir şeyler içmiştim. Şaraptan da pek anladığım söylenemez, o yüzden bu gece kalsın... Şey, yarın içerim, olur mu?”
Bu bahane onu tatmin etmiş gibiydi. Rahat bir nefes alıp kaygısızca gülümsedi.
Hayır, yapma, bana öyle masum bakma! Normalde her gün beni utandırırsın, doğru düzgün tek kelime etmezsin; neden bugün böyle yapıyorsun?
Neden bugün?!
“Hmm? Yarın bundan geriye bir şey kalacağını mı sanıyorsun? Hepsini mideye indireceğim! Şuna bak, şunu içmemek olur mu hiç! Yaşasın! Kazuma'nın payı da benim oldu!”
Hırrr. Bu aptal kadından hiç bu kadar nefret etmemiştim.
Darkness bana tekrar gülümsedi. “Hmm. Öyleyse en azından yemeğini bitir. Bize ettiğin onca yardım için küçük bir teşekkür bu.”
Bu sözleri duyunca arkalarından iş çeviriyormuşum gibi hissettim, içimi bir suçluluk duygusu kapladı.
Belki de her şeyi boş verip sadece onlarla birlikte içmeliydim.
Yarın sukkubustan, onu buralara kadar yorduğum için özür dilerdim.
Evet... Dostlarımla içkinin tadını çıkarıp yarın işime bakmalıydım.
Neden bahsediyorduk ki? Alt tarafı bir rüyaydı; o ankete dayalı, gerçekçi bir rüya olsa bile. Uyandığında rüyayı hatırlayacağını iddia etseler de sonuçta sadece bir rüyaydı.
Bir de Darkness'a bak. Hepsine bak.
Hangisi daha önemliydi?
Ankete ne yazdığını hatırlıyor musun?
...Tabii ki. Endişelenecek hiçbir şey yoktu.
Yiyebildiğim kadar yengeç yedikten sonra ayağa kalktım.
“Pekala, biraz erken oldu biliyorum ama ben yatıyorum! Yemek için teşekkürler Darkness. Herkese iyi geceler!”
Ve daha fazla tereddüt etmeden kendimi odama kapattım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.