O acil lahana hasadı görevinin üzerinden birkaç gün geçmişti. Topladığımız tüm lahanaları sonunda satmıştık ve maceracıların eline nihayet emeklerinin karşılığı geçmişti...
"Şuna bir bak Kazuma! Lahana avından kazandığım ödül o kadar iyiydi ki, dükkandayken zırhımı biraz geliştirmelerini istedim. Nasıl olmuş?"
Lonca salonundaki her maceracı kendi lahana ödemesini almak için debelenirken, Darkness yeni zırhıyla adeta parlıyordu. Tek söyleyebildiğim ise şuydu:
"Zırhla mezar çukurunu birbirinden ayıramayacak zengin bebelerinin süslü oyuncaklarına benzemiş."
"...Hiçbir zaman güzel bir şey söylemezsin, değil mi Kazuma? Bilirsin, ben bile arada sırada hoş bir söz duymak isterim." Beklenmedik şekilde mutsuz görünüyordu.
Ne bileyim ben arkadaş?
Daha önemlisi...
"Şu an seni pışpışlayacak vaktim yok. Başımızda daha büyük bir bela var. Şu kaçıkla bir ilgilenmen lazım. Seni bile gölgede bırakacak kadar tuhaflaşmaya başladı."
"Ahhh... Ohhhh! Dayanamıyorum! Bu manatit asa resmen büyü gücüyle zonkluyor... Ohhh! Ohhh!" Megumin, yeni yaptırdığı asasına yanağını sürtüp duruyordu. Anlaşılan manatit denilen nadir bir metalden yapılırsa asanın saldırı gücü artıyormuş. Megumin lahana görevinden gelen yüklü ödülü bu manatit asayı almak için kullanmıştı ve bütün gün böyle davranıyordu. Artık patlamalarının çok daha güçlü olacağına adı gibi emindi.
Patlama büyüsü zaten gereğinden fazla yıkıcıydı. Daha fazlasıyla ne yapacaktı ki? Öğrenebileceği daha faydalı bir büyü yok muydu sanki? Tabii bunu ona sormayacak kadar akıllıydım. Şu anki haliyle ondan uzak durmak en iyisiydi.
Ben de ödülümü almıştım ve keyfim yerindeydi.
Lahana peşine düşen canavarlara göğüs geren Darkness...
Hepsini havaya uçuran Megumin...
Ve diğerlerimizin ne yaptığına zerre dikkat etmeden bulabildiği her sebzenin peşinden koşan Aqua.
Ödülü eşit değil de yakalanan lahana sayısına göre paylaştırmaya karar vermiştik. Bu, benden sonra en çok lahanayı topladığı için bizzat Aqua’nın fikriydi.
Şimdi ise bu parlak fikrinin meyvelerini toplamak için bekliyordu...
"Neeeee?! Bir dakika, neler oluyor burada?!"
Feryadı Lonca salonunda yankılandı.
Eyvah...
Tabii ki Aqua görevli memurun tezgahında köpürüyordu. Kızı yakasından tutmuş, ağzına geleni sayıyordu.
"Kof bir elli bin eris mi? Kaç tane lahana yakaladım ben, haberin var mı?! Bundan çok daha fazlası olduğuna yemin edebilirim!"
"Ç-ç-çok özür dilerim efendim ama..."
"Ne?!"
"...Aqua Hanım, getirdiklerinizin çoğu maruldu..."
"Neden etrafta uçuşan marullar da vardı ki?!"
"B-bilemiyorum efendim..."
Görünüşe göre Aqua beklediğinden çok daha az para almıştı. Personeli daha fazla hırpalamanın bir işe yaramayacağını anlamış olacak ki, ellerini arkasında birleştirip yüzüne yaltakçı bir gülümseme yerleştirerek yanıma geldi.
"Ah, Kazuma, canım dostum... Bu görevden ne kadar kazandın?"
"Tam bir milyon."
Üç yoldaşımın da ağzı açık kaldı.
Doğruydu; bu görev gökten zembille inmiş ve beni küçük çaplı bir sonradan görme zengine dönüştürmüştü.
Tecrübe puanıyla dopdolu, özellikle yüksek kaliteli bir sürü lahana toplamayı başarmıştım. Yüksek şans değerimin bir başka getirisiydi herhalde.
"Biliyor musun yüce Kazuma, her zaman senin tanıdığım en... şey... en nazik insanlardan biri olduğunu düşünmüşümdür..."
"Eğer söyleyecek güzel bir şey bulamıyorsan kendini zorlama. Zaten bu parayı nasıl harcayacağıma karar verdim, o yüzden paylaşmıyorum."
Daha cümlesi bitmeden önünü kestiğimde Aqua’nın gülümsemesi yüzünde donup kaldı.
"Ama Kazumaaaaa! Bu görevin parasıyla her şeyi hallederim sanıp bütün paramı harcadım! Buradaki barda tam yüz bin erislik borç biriktirdim! Ödülüm bunu ödemeye yetmiyor bile!"
Üzerime yapışan yalvaran Aqua'yı kendimden uzaklaştırdım. Neden hiç sonrasını düşünmezdi ki bu kız? Sızlayan şakaklarımı ovdum.
"Benim sorunum değil. 'Herkes sadece hak ettiğini almalı' diyen sendin. Hem artık yaşayacak düzgün bir yer bulmak istiyorum. Tüm kariyerimizi bir ahır kiralayarak geçirirsek nasıl ciddi maceracılar olabiliriz?"
Maceracıların çoğu ev sahibi olmazdı. Bunun için çok fazla seyahat ediyorlardı. Öte yandan, bir elin parmaklarını geçmeyecek başarılı görevciler hariç çoğu kıt kanaat geçinen bir hayat sürüyordu ve bir evi çekip çevirecek güçleri yoktu.
Açıkçası elimdeki insan kaynaklarına bakınca İblis Kral’ı yenme fikrinden çoktan vazgeçmiştim. Buraya benden önce gönderilen o muazzam özel yeteneklere veya efsanevi ekipmanlara sahip tipler onunla ilgilensinlerdi.
Ben burada en düşük sınıf olan ve her kaybedenin olabileceği maceracı olarak oturuyordum. İstatistiklerim bile o kadar iyi değildi. Hayatları boyunca bu iş için eğitim almış insanlarla kesinlikle kıyaslanamazdım. Ortalamanın ancak bir tık üzerindeydim.
Sadece merakımı giderecek kadar, nispeten güvenli bir şekilde maceralara atılıp sonra da rahat, konforlu bir emekliliğe ayrılmak beni mutlu ederdi. Bu yüzden ödülümü bir yer kiralamak, hatta fiyatı uygunsa küçük bir kulübe almak için kullanmayı planlamıştım.
Aqua, gözyaşları dökülmeye hazır bir halde tekrar bana yapıştı.
"Hayırrrr! Kazuma, lütfennn! Bana biraz borç ver! Sadece borcumu ödeyecek kadar! Bak Kazuma, senin bir erkek olduğunu biliyorum ve bazen gece yarısı ahırın senin tarafındaki hışırtıları duyuyorum; bu yüzden neden bir an önce mahremiyetin olacağı bir yere geçmek istediğini anlıyorum! Ama lütfennn! Sadece elli bin! Elli bin yeter de artar bile! Yalvarırım sanaaa!"
"Tamam be, tamam! Elli bin, yüz bin, neyse ne! Umrumda değil! Yeter ki sus artık!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.