Kan Bağının Ötesindeki Gerçek

Orun-san ve Alacakaranlığın Gökkuşağı'ndaki herkesle birlikte Carol'ın reşit olma kutlaması için düzenlenen içki meclisini bitirip bana ayrılan odada dinlenirken, Claudel malikanesinin hizmetçi kıyafetini giymiş bir kadın odama geldi.

"Dinlendiğiniz sırada sizi rahatsız ettiğim için özür dilerim, Sophia-sama."

"Sorun değil ama... Neden bana -sama diye hitap ediyorsun?"

"Sophia-sama, Marius-sama'nın kız kardeşidir, bu yüzden böylesi doğaldır."

"Öyle mi... Şey, peki, bir isteğiniz mi vardı?"

"Evet. Aslında Marius-sama sizinle görüşmek istiyorlar."

"Efendim...?"

Marius-san, kağıt üzerinde benim abim sayılırdı.

Ancak onunla şimdiye kadar düzgün tek bir kelime bile etmişliğim yoktu.

Çünkü Marius-san bana karşı hep tam bir ilgisizlik sergilemişti.

"Ayrıca Marius-sama, sizin iradenize saygı duymamı tembihledi. Eğer görüşmek istemezseniz, bunun da sorun olmayacağını iletti."

Hizmetçinin sözlerini duyunca şaşkınlığım daha da arttı.

Marius-san'ın ne düşündüğünü anlayamıyordum.

Geçmişte ablamdan onun hakkında bir şeyler duymuştum ama ablam ondan hep övgüyle bahsederdi.

Merhametli ve zeki biri olduğunu söylerdi.

Marius-san hakkında düşünürken nedense aklıma Carol'ın abisi ve ablası geldi.

O ikisiyle ilk kez yaklaşık yarım yıl önce, zindan araştırması için Regriff topraklarına gittiğimizde karşılaşmıştım.

Dürüst olmak gerekirse o zamanki tavırları berbattı.

Öz kız kardeşleri olan Carol'a çok ağır sözler sarf etmişlerdi.

Fakat bugün, bunun o ikisinin gerçek duyguları olmadığını öğrenmiştim.

Bugün Carol abisi ve ablasıyla tekrar yüzleştiğinde, ben kendisini Vikont Ermeto'nun elçisi olarak tanıtan "Doktor" ile meşguldüm; bu yüzden aralarındaki konuşmanın detaylarını bilmiyorum.

Ancak Carol'ın dediğine göre, o ikisi aslında Carol'ı korumak istemişler ama yöntemleri ters tepmiş. Carol bunu gülümseyerek anlatmıştı.

Bir insanın gerçek duygularıyla davranışlarının birbirini tutmaması sık rastlanan bir durumdu.

Muhtemelen Carol'ın abisi ve ablası için de durum buydu.

Öyleyse, Marius-san'ın bana karşı takındığı o ilgisiz tavrın arkasında da başka bir niyet yatıyor olabilirdi.

Belki de bu çok iyimser bir düşünceydi.

Beni gerçekten zerre umursamıyor olması da pekala mümkündü. Hatta bu ihtimal çok daha yüksekti.

Yine de, eğer Marius-san benimle görüşmek istiyorsa, karar vermeden önce onunla birkaç kelime etmemde fayda vardı.

Ben zaten artık ait olduğum yeri bulmuştum.

Marius-san bana ağır şeyler söylese bile, belki biraz canım yanardı ama yıkılmazdım; buna emindim.

Çünkü az da olsa güçlendiğime inanıyordum.

"Peki, anladım. Ben de konuşmak istiyorum, kabul ediyorum."

Ben böyle cevap verince, hizmetçi kadının yüzünde bir rahatlama ifadesi belirir gibi oldu.

Ardından onun peşine takılarak Marius-san'ın odasına doğru ilerledim.

Marius-san'ın odasının önüne geldiğimde kapıyı tıkladım.

İçeriden "Girin" sesini duyunca kapıyı açıp içeri daldım.

Marius-san, belgelerin üzerine eğdiği başını kaldırıp bana baktı.

Göz göze geldiğimizde, belgeleri masanın üzerine bırakıp yüzünde yumuşak bir ifadeyle bana gülümsedi.

Onun bu ifadesi, nedense beni inanılmaz rahatlattı.

"Geldiğin için teşekkürler, Sophia."

"Rica ederim, ben de sizinle konuşmak istiyordum Marius-sama."

Sözlerimi duyunca Marius-san'ın yüzünde hafif hüzünlü bir ifade oluştu.

...Acaba "Marius-sama" diyerek fazla mı mesafeli davranmıştım?

Ben bunları düşünürken, o başını eğerek konuşmaya başladı.

"Öncelikle senden özür dilemek istiyorum... Sophia, şimdiye kadarki kaba tavırlarım için beni bağışla."

"Şey..."

Marius-san'ın bu ani özrü karşısında ne diyeceğimi bilemedim.

O sırada başını kaldırdı ve tekrar göz göze geldik.

"Bunun sadece bir vicdan rahatlatma çabası olduğunun farkındayım. Sophia'nın beni bunca zamandan sonra affetmeyeceğini de biliyorum. Sana karşı o kadar kötü davrandım ki..."

"O kötü davranmak dediğiniz şey, ben bu konakta yaşarken beni görmezden gelmeniz mi?"

"...Evet. Seni hep yokmuşsun gibi saydım."

"Peki, neden bana karşı bunca zaman bu kadar ilgisiz kaldınız? Sebebini öğrenebilir miyim?"

Madem Marius-san ile yüz yüze konuşma fırsatı bulmuştum, nedenini bilmek istiyordum.

Bunu öğrenmezsem, sonunda hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliyordum.

"Şimdi söylesem bile mazeretten başka bir şey gibi gelmeyecek, biliyorsun değil mi?"

"Yine de bilmek istiyorum. Çünkü senin gerçek hislerini merak ediyorum."

Ben böyle deyince, Marius-san "Eğer Sophia bunu istiyorsa..." diyerek anlatmaya başladı.

"Ben, Selma'yı her zaman el üstünde tuttum. Ve bir kız kardeşim daha —yani Sophia— doğacağını duyduğumda çok mutlu olmuştum. Bir tane daha dünya tatlısı kız kardeşim olacağını sanıyordum. Fakat talihsiz bir kaza yaşandı. Sophia'nın annesi doğum sırasında hayatını kaybetti."

Bunu ablamdan duymuştum.

Annemin beni doğururken öldüğünü biliyordum.

"Asıl plana göre, Sophia ve annesi Claudel malikanesinden ayrılacaktı. Tabii yaşam masrafları gibi yardımları yapmaya devam edecektik. Ancak Sophia'yı doğururken vefat edince, Sophia'yı Claudel ailesi olarak yanımıza almak zorunda kaldık. İşte orada annemin varlığı sorun olmaya başladı."

Üvey annem mi sorun olmuştu...?

"Bu ülkenin soylularında köklü bir soyluluk ve kan bağı ideolojisi vardır. Halktan maceracıların başarılarıyla bu düşünce biraz zayıflamış olsa da, annem kan bağına ve saf soya özellikle çok önem veren biridir."

Bunun farkındaydım. Üvey annem her fırsatta "Şanlı Claudel ailesini kirletmenin günahı büyüktür" diyip dururdu.

"Öyle bir annenin önünde sana sevgi göstermemin, senin konumunu daha da kötüleştireceğini düşündüm. Şükür ki Selma sana sahip çıkıyordu, ben de senin koruyucu kalkanın olmaya karar verdim. Aslında seni neredeyse hiç koruyamadım ya... Gerçekten aciz bir abiyim."

Konuşmasını bitiren Marius-san, kendiyle alay edercesine güldü.

'Demek öyle, Marius-san aslında beni korumaya çalışıyormuş.'

Evet, kesinlikle dinlediğime değmişti.

Ailemin sadece ablamdan ibaret olduğunu sanıyordum ama yanılmışım.

Olaylara sadece yüzeysel bakmıştım.

O ise bunca zaman beni hep düşünmüştü.

Marius-san'ın anlattıklarını duyunca başımı iki yana salladım.

"Öyle bir şey yok—"

Hayır. Böyle değil.

Onun anlattıklarını duyunca, Marius-san ile yakın bir abi-kardeş olmak istediğimi fark ettim.

Öyleyse, bu kadar resmi ve mesafeli bir tavır sergilememeliydim.

Kendisinin suçluluk duygusu olduğu için, bana doğru ilk adımı onun atmasını bekleyemezdim.

Yakınlaşması gereken bendim.

Hayal ettiğim o ilişkiyi kurabilmek için.

"—Öyle bir şey yok. Hiç de aciz değilsin, abiciğim."

"...Ha?"

Ablamla birlikte bu evden ayrıldıktan sonra birçok insanla tanışmıştım.

Gerçekten de çok farklı insanlarla.

Böylesi karşılaşmalar sayesinde dünyam genişlemeye başladı.

Her insanın düşünce yapısı farklıdır, bu yüzden bazen insanların birbirini yanlış anlaması veya arasının açılması gayet doğaldır.

İşte tam da bu yüzden asıl önemli olan, az önce yaptığımız gibi karşıdakinin gerçek duygularını dinleyebilmek.

Tabii bu bazen işlerin daha da kötüye gitmesine yol açabilir.

Yine de, insanın içini kemiren o belirsizliği sonsuza dek taşımasından çok daha iyidir diye düşünüyorum.

"Beni korumaya çalışan birine aciz diyemem. Beni koruduğun için teşekkür ederim, abiciğim."

"Bu sözleri hak etmiyim... Ben Sophia'yı inciten, ona acı çektiren o insanlardan biriydim."

"Doğru, o zamanlar çok acı çekmiştim. Ama 'şimdiki ben', artık o günleri gülüp geçebilecek kadar değiştim."

Abimin sözlerini gülümseyerek reddettim.

Böyle bir şey için hak kazanmaya falan gerek yok ki.

Tek gereken, benim ve abimin hisleri.

"Hem biliyor musun, en yakın arkadaşım geçenlerde ablası ve abisiyle barıştı. Bunu bana o kadar mutlu anlattı ki... Onun adına çok sevindim ama birazcık, sadece küçücük bir parçam bunu kıskandı. Abiciğim... Artık beni kardeşin olarak görmüyor musun?"

Sorum karşısında abim başını hızla iki yana salladı.

"Asla öyle bir şey yok. Kim ne derse desin, Sophia benim için çok değerli bir kız kardeştir. Bu asla değişmeyecek, yemin ederim."

Abimin bu sözlerini duyunca içim ısındı.

"Öyleyse, şimdiden sonra seninle çok iyi anlaşan iki kardeş olalım istiyorum. Carol'a... yani en yakın arkadaşıma yenilmeyecek kadar hem de."

Abimin gözleri hafifçe yaşlarla dolmuştu.

"Teşekkür ederim Sophia..."

Bir an sonra benim de görüşüm buğulanmaya başladı.

İyi ki ilk adımı ben attım.

Artık bir ailem daha vardı. Hayır, bu yanlış oldu.

Biz zaten aileydik.

Sadece kısa bir süreliğine birbirimizden uzaklaşmıştık.

Şaka bir yana, bugün hayatımın en mutlu günüydü.

Küçüklüğümde böyle bir günün geleceğini hayal bile edemezdim.

Ablam, Orun-san, Carol, Log, Ruu-ane ve daha nice insan sayesinde, adımlarım küçük de olsa her seferinde bir adım ileriye gidebildim.

Sonucunda da belki bu mutlu günü avuçlarımın içine alabildim.

Tek başıma olsaydım, kesinlikle buraya kadar gelemezdim.

Dünyada benim gibi tek başına ilerleyemeyen pek çok insan olduğunu biliyorum.

İşte öyle insanların sırtından hafifçe iterek onlara destek olan biri olmak istiyorum.

'Ah, anladım. Benim asıl yapmak istediğim şey... hedeflemem gereken yol belki de budur.'

Abimle barışan ve kendi yolunu bulan ben, bir saniye bile beklemeden bu olanları Orun-san'a anlatmak istedim.

K Lanobe Books

Kahraman Partisinden Kovulan El Çabukluğu Fakiri 6

~ Parti Koşulları Yüzünden Efsunculuk Yapan Kılıç Ustası, Çok Yönlülüğün Zirvesine Ulaşıyor ~

1 Ocak 2024

Itsuki Togami

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.