◇ ◇ ◇
Carol'un reşit olma kutlaması ve Sophie'nin nişan bozma kutlaması (?) sona ereli epey olmuştu. Sophie'den gelen davet üzerine Claudel malikanesinin balkonuna çıktım.
Bu arada, Marius-san'ın nezaketi sayesinde Claudel malikanesinin odalarından birinde konaklamamıza izin verilmişti.
— Ah, Orun-san, iyi akşamlar! Kusura bakmayın, sizi bu kadar geç bir saatte buraya çağırdım.
Balkona vardığımda, orada ayı seyreden Sophie beni fark edip seslendi.
— Hiç sorun değil. Yine de, ayı gerçekten çok seviyorsun değil mi Sophie?
— Öyle sanırım. Ay, Gümüş Gece Tavşanı'nın simgesi sonuçta. Ona bakınca sanki içime bir güç doğuyormuş gibi hissediyorum.
Bunu söyleyen Sophie'nin yüzündeki ifade son derece aydınlıktı.
— ...Aslında az önceye kadar abiciğimle— yani Marius-san ile konuşuyordum. Belki de doğduğumdan beri onunla ilk kez adamakıllı sohbet ettim.
— ...Demek öyle. Ondan abiciğim diye bahsettiğine göre, Marius-san ile arayı düzelttiniz mi?
— Evet. Abimin benden her zaman nefret ettiğini sanıyordum. Fakat onunla konuşunca, aslında gizliden gizliye bana hep yardım ettiğini anladım.
Ardından Sophie, Marius-san ile neler konuştuklarını anlattı.
Görünen o ki Marius-san aslında oldukça duygulu bir insanmış.
Selma-san ile çok iyi bir abi-kardeş ilişkisi kurmuş ve aynısını Sophie ile de yapmak istemiş ancak içinde bulundukları koşullar buna izin vermemiş.
Marius-san ve Selma-san'ın öz annesi eski bir Kontes iken, Sophie'nin öz annesi bir hizmetçiymiş ve üstelik doğum sırasında hayatını kaybetmiş.
Kan bağına ve soyluluğa aşırı takıntılı olan eski Kontes, Claudel Kontluk hanesine halktan birinin kanı karışmasından hiç hoşlanmamış.
Marius-san, bu ortamda Sophie ile yakınlık kurarsa onun konumunun daha da kötüleşeceğini düşünmüş. Bu yüzden dışarıya karşı ilgisiz görünürken, bir yandan da ebeveynlerinin nefret dolu bakışlarının Sophie'ye yönelmesini engellemek için perde arkasından çabalamış.
— ...Ailemden geriye sadece ablamın kaldığını sanıyordum ama yanılmışım. Doğduğum andan itibaren sadece ablam değil, abim de gerçekten ailemin bir parçasıymış. Bunu sonunda anlayabildiğim için şu an kendimi çok mutlu hissediyorum! Ait olduğum ve dönebileceğim yer Gümüş Gece Tavşanı, evet; ama artık böyle bir yerim daha var.
— Buna sevindim.
— Evet!
Benim artık bir ailem olmadığı için, aile içi ilişkiler meselesini tam olarak kavrayamıyorum.
Yine de, bir ailen varken onlarla yabancı gibi olmanın ne kadar acı verici bir şey olduğunu tahmin edebiliyorum.
Bu yüzden Sophie'nin abisiyle barışabilmiş olması beni gerçekten mutlu etti.
— Bir de şey... Orun-san, sizi buraya çağırmamın asıl sebebi söylemek istediğim bir şey olmasıydı.
— Bana söylemek istediğin bir şey mi...?
Sophie'nin sözlerinin ardındaki asıl amacı anlamayıp sorusunu yineleyince, hafifçe başını salladı ve konuşmaya başladı.
— Orun-san, usta'mız olduğunuz o ilk gün bize bir soru sormuştunuz hatırlıyor musunuz? "Hayallerinizi ve hedeflerinizi bilmek istiyorum," demiştiniz.
— Ah, sormuştum. Çok iyi hatırlıyorum. O zaman bana, "Hayallerimi ve hedeflerimi bulmak için kaşif oldum," demiştin. ...Bunu şimdi açtığına göre, onları buldun mu demek oluyor?
— Evet. Buldum. — Ben, geceyi aydınlatan ay gibi, herkesin yolunu aydınlatan biri olmak istiyorum.
Sorumu, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle yanıtladı Sophie.
— ...Benim ya da Carol gibi geçmişte acı tecrübeler yaşamış çok fazla insan olduğunu düşünüyorum. Üstelik Krallık ve İmparatorluk arasındaki savaş şiddetlenirse, şimdiki çocuklar ve gelecekte doğacak olanlar için çok daha zorlu bir dünya kapıda demektir. İşte o insanların karanlığını defeden ve onlara yol gösteren bir varlık olmak istiyorum.
— İnsanlara rehberlik etmek istiyorsun demek. Yüce bir hayal. Ama bir o kadar da çetin bir yol.
— Evet. Farkındayım, yani öyle umuyorum. Ama artık kararımı verdim. Bunun için hem ruhen hem de bedenen çok daha güçlü olacağım. Ve sonunda Orun-san'ı da, ablamı da geçeceğim!
Sophie doğrudan gözlerimin içine bakıyordu.
Bu bakışlar, onunla ilk tanıştığımız zamanki halinden hayal bile edilemeyecek kadar kararlıydı.
Az önce Prenses Lucilla'nın karşısında kendi hislerini açıkça dile getirmesi de dahil olmak üzere, Sophie artık tek başına ilerleyebilecek güce sahipti.
Neredeyse benim desteğime bile ihtiyaç duymayacak kadar hem de...
Bu durum biraz içimi burksa da, aslında asıl sevinilmesi gereken şey buydu.
— Bak sen, dili de çözülmüş. Beni geçmek o kadar kolay olmayacak ama, biliyorsun değil mi?
— Öyle olmasa sizi kovalamanın bir anlamı kalmazdı zaten. Ben de tam olarak bunu istiyorum!
Işıl ışıl parlayan ayın altında gülümseyen o yüz, bugüne kadar gördüğüm en huzurlu ve en aydınlık haliydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.