Gözüm dönüp de buraya tıkılmamın üzerinden bir haftadan fazla zaman geçti.
Şans eseri anılarımı geri kazandığım için, zamanımı kendi anılarımı düzenlemek, Büyü Gücü odaklama ve Qi eğitimi yapmakla geçirdim. Şaşırtıcı bir şekilde canım hiç sıkılmadı.
"İşte tam doksan üçüncü katın tam çözümü için uğraşırken bana uzun süreli bir görev kitlediler. Şimdi Reglif Bölgesi'ne gitmem gerekiyor."
"............"
"Reglif Bölgesi'nin şarabı meşhurmuş. Deniz kenarında bir bölge olduğu için tadı sıradan şaraplardan farklıymış. Vaktim olursa sana da gönderirim. Şarap içiyordun, değil mi?"
"......Hey."
"Ha? Ne oldu?"
"Ne olduğu mu var! Senin burada ne işin var?!"
Camın arkasında karşımda oturan Orn'a karşı ister istemez sesimi yükselttim.
Orn ise tam aksine, aynı partide olduğumuz zamanlardaki o huzurlu havasıyla cevap verdi:
"Ne demek ne işin var? Tek başına canın sıkılıyordur diye düşündüm. Aslında biraz daha bekleyip gelecekti ama az önce dediğim gibi, şimdi Tsutrail'den ayrılıyorum."
"Onu demiyorum... Neden hiçbir şey olmamış gibi benimle muhatap oluyorsun? Seni öldürmeye çalıştım lan ben!"
Evet. Orn o zamanlar neler döndüğünü bilmiyor. Onun bakış açısından bakarsak; aniden kontrolden çıkan beni durdurmaya çalışırken ölümden döndü. Normalde benden kaçması gerekmez mi? Neden zahmet edip buraya gelir ki?
Bir gün beni ziyaret edeceğini biliyordum ama o gün bugün olmamalıydı.
"Hımm... Öyle oldu ama bunun sebebi Algı Tahrifi değil miydi? Öyleyse Oliver, sen de bir mağdur sayılmaz mısın?"
...Orn, Algı Tahrifi olayını nereden biliyor? Phillie'nin o günden beri kayıplara karıştığını duymuştum. Bu şehirde benden başka Algı Tahrifi'ni bilen kimsenin olmaması gerekiyordu...
Orn kendi çabasıyla mı bu sonuca vardı? Hayır, bu pek olası değil. Ne kadar zeki olursa olsun, elinde hiçbir veri olmadan bu sonuca ulaşamaz.
Phillie'nin gerçek kimliğini ve Algı Tahrifi'ni bilen bir başkasının olduğunu düşünmek daha mantıklı ama o kişi kim?
"...Ayrıca o anlar sanki bir rüyaymış gibi geliyor, dürüst olmak gerekirse pek gerçeklik hissi vermiyor. Ama o rüyadaki manzara── yok, bir şey değil."
Orn'un şimdiki hali, eskiden her şeyi tek başına omuzlayan o eski hallerini anımsatıyor.
Buraya gelmesi beklenmedik bir durumdu ama madem gelmişti, bir dahaki karşılaşmamızda söylemeyi planladığım şeyi dile getirmek için bu harika bir fırsattı. Gerçi bu sadece kendi vicdanımı rahatlatmaktan başka bir işe yaramayacaktı ama...
"............Orn."
"Efendim?"
"Özür dilerim."
"Durup dururken bu da nereden çıktı? Dediğim gibi, o anki şeyin senin iradenle olmadığını biliyorum. Sonuçta ikimiz de sağ salim buradayız, kendini paralamana gerek yok."
"O da var ama asıl özrüm, seni Kahraman Partisi'nden kovduğum için. O karardan dolayı çok pişmanım... Özür dileyince her şeyin affedilmeyeceğini biliyorum. Ama yine de söylememe izin ver. Gerçekten çok üzgünüm."
İçimdeki hisleri dürüstçe döktüğümde, Orn ne düşündüğü belli olmayan bir ifadeyle gözlerimin içine baktı.
"...Bak Oliver, beni partiden kovma kararını alırken çok tereddüt ettin mi?"
"Evet. Hemen karar veremedim. 'Büyük Zindan'ı birlikte temizleyelim' sözümüzü hatırlıyordum, çok arada kaldım. Ama sonunda kendi başıma Büyük Zindan'ı temizlemeyi önceliğim yaptım."
Bu kararda Phillie'nin iradesi parmağı var gibi görünse de, bu durum Orn'u ilgilendirmez.
Yıllarca omuz omuza verdiği biri tarafından ihanete uğramakla aynı şey bu. Orn'un kalbindeki yaranın derinliğini benim gibisi hayal bile edemez. Özür dilemekle affedilmeyeceğini biliyorum ama yine de söylemeden edemedim.
"Bir süre önce, saygı duyduğum biri bana şöyle demişti: 'Tereddüt ederek verdiğin her karardan mutlaka pişman olursun.' Beni kovduğun için pişmanlık duyuyor olabilirsin Oliver ama muhtemelen beni partide tutsaydın, bu sefer de onun için pişman olacaktın."
'Tereddüt ederek verdiğin her karardan mutlaka pişman olursun', ha? Muhtemelen haklıydı.
Benim ve Orn'un Büyük Zindan'ı temizlemeye çalışması, o herif için bulunmaz bir fırsattı.
Eğer o şekilde Güney Büyük Zindanı'nı temizlemeye devam etseydik, şüphesiz pişman olacaktık. Sonuca bakılırsa, Orn'u partiden kovma kararı doğruydu gibi görünüyor.
Ama yine de bu durum içimi rahatlatmıyor.
"Ben artık takılmıyorum. Kovulduğum ilk anlarda çok üzüldüğüm doğru ama kovulma sebebim mantıklıydı. Her şeyden öte, şu anki halimden memnunum. Luna bile Kahraman Partisi'ndeyken olduğumdan çok daha rahat göründüğümü söylüyor."
"Luna mı?"
"Ah doğru ya, senin haberin yoktur. Luna da Gecenin Gümüş Tavşanı'na katıldı."
"Öyle mi? Sevindim. Luna yine Orn'la aynı partide desene."
"Farklı partilerdeyiz aslında. Ama Reglif Bölgesi'ne Luna da gelecek, bir süre birlikte hareket edeceğiz."
"Anladım."
Orn'u kovduktan sonra Luna'ya çok büyük bir yük bindirmiştim. Bunu söylemek bana düşmez ama umarım o da mutlu olur.
"──Neyse, artık gitme vaktim geldi. Son zamanlarda aramızda çok şey geçti ama yine de sen benim çocukluk arkadaşım ve en yakın dostumsun. Döndüğümde yine uğrarım, o zaman da böyle dertleşelim."
Orn, yüzünde en ufak bir art niyet barındırmayan bir ifadeyle bunu söyledi.
"............Tamam, bekliyor olacağım. ──Teşekkürler."
Cevabımı alan Orn, memnuniyetle kafa sallayıp oradan ayrıldı.
Beklenmedik bir görüşmeydi ancak Orn'la yeniden normal bir şekilde konuşabilmek tarif edilemez bir sevinç vermişti.
(……Yine de Reglif Bölgesi'nde üç tane zindanın ortaya çıkması... Ne kadar düşünürsem düşüneyim bu bir tesadüf olamaz. Muhtemelen Tarikat'ın işi── Ama ne için? Amaçları ne?)
Reglif Bölgesi dendiğinde, akla deniz kıyısındaki ünlü bir turizm merkezi gelir. Zindan olmasa bile insan trafiği yoğundur, yani amaç insan toplamak olamaz.
Bunun dışındaki tek özelliği, kuzeydeki Cryo Dağları'nın ardında Saubel İmparatorluğu'nun olması.
Saubel İmparatorluğu, artık var olmayan Batı Büyük Zindanı'nın bulunduğu ülkeydi.
Şimdi düşününce, o zindanın temizlenmesinde Tarikat'ın parmağı olduğu neredeyse kesin. Ancak Batı Büyük Zindanı yok olduğuna göre artık bir bağlantıları kalmamış olmalı. Zindanların ortaya çıkışıyla İmparatorluk arasında bağ kurmak biraz zorlama mı olur?
İmparatorluk, kıtadaki en büyük güçlerden biri. Bunu bir kenara bıraksak bile, başında 'Kahraman' lakaplı bir koruyucu var. Tarikat gereksiz yere oraya bulaşırsa, alacağı karşılığın riski çok yüksek olur. Bulaşmaları için bir sebep yok.
"……Ha? Kahraman mı?"
Bir şey zihnime takıldı. Neydi o?
"Kahraman── Felix Lutz Kreuzer. Saubel İmparatorluğu'nun Veliaht Prensi ve Batı Büyük Zindanı'nı temizleyen kişi. Ayrıca Orn ve Shion gibi bir Atavizm..."
Kahraman kelimesinden yola çıkarak, uğursuz yapboz parçaları bir bir yerine oturmaya başladı.
"Hayır, bu sadece kuruntu üstüne kuruntu. Ama ya bu düşüncelerim doğruysa... Orn'un Legriff Bölgesi'ne çağrılma sebebi──"
Şu an zihnimde canlanan o en kötü senaryonun gerçeğe dönüşmemesi için dua etmekten başka elimden bir şey gelmiyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.