İşaret parmağımı hafifçe büküp zile sıkıca bastım.
İçeriden yankılanan zayıf melodi kulağıma çalındı ve kısa süre sonra kapı tıkırtıyla açıldı.
Artık yavaş yavaş alışıyordum.
Yine de bu an geldiğinde heyecanlanmadan duramıyor, içim kıpır kıpır oluyordu.
"Selam. Hoş geldin Yunagi."
Kapının aralığından başını uzatıp yumuşacık gülümsedi.
O an kalbim göğsüme sığmıyor gibi hissettim; canım yanıyordu sanki ama aynı zamanda dünyanın en mutlu insanıydım.
Sakuraba Akito; benim sevdiğim çocuk.
Onunla gerçekten sevgili olalı bugün tam iki hafta olmuştu.
Dürüst olmak gerekirse, her gün aptallar gibi bulutların üzerinde uçuyordum.
"Sa-Sakuraba... Günaydın!"
"Günaydın. Hadi, gel içeri."
"Hı-hı, tamam!"
Onu takip ederek Sakuraba ailesinin evine adım attım.
Bugün anne ve babası evde değildi, üstelik Aina da dışarı çıkmıştı.
Bunun etkisiyle mi bilmem, oturma odasının ışığının kapalı olduğunu görünce kalbim küt küt atmaya başladı.
Sakuraba'nın evinde, sadece ikimiz.
Çıkmaya başladığımızdan beri ilk kez böyle bir durumla karşı karşıyaydım.
"Ben içecek bir şeyler hazırlayayım, sen geç."
Onun yönlendirmesiyle önden odasına geçtim.
Odası gayet derli topluydu ama kitaplığında ve televizyon ünitesinde sevdiği bir sürü şeyle doluydu.
Sevgilisi olarak buraya girmeme izin vermesi beni gerçekten çok mutlu ediyordu.
Bir de... Burası Sakuraba kokuyordu. Sırf bu yüzden bile burayı seviyordum.
"Beklettim. Hayırdır, neden öyle derin derin nefes alıyorsun?"
"Aaa! Ş-ş-şey, hiç! Hiçbir şey yok! Hızlı hızlı yürüdüm de, biraz oksijen lazımdı!"
"Öyle mi... Acele etmene gerek yoktu oysa."
"Olur mu hiç! Seni bir an önce görmek istedim!"
"Anlıyorum. Teşekkürler."
Bunu söylerken utangaç bir tavırla başını hafifçe yana eğdi.
Ah, çok yakışıklı. Ve çok tatlı.
Sakuraba'nın yüzü, muhtemelen genel geçer yakışıklılık standartlarına uymuyordu. Zayıf ve sade bir tipi vardı.
Buna rağmen gözlerimi ondan alamamamın sebebi sadece zevk meselesi miydi?
Hayır, bu kesinlikle aşkın marifetiydi.
Gözlerime "sevgi filtresi" takılmıştı bir kere.
Bunun farkında olmama rağmen ona tekrar baktığımda, yine de çok yakışıklı geliyordu. Bu filtre gerçekten korkutucu bir şeydi.
Muhtemelen kulaklarımda da aynı filtreden vardı; sesine bayılıyordu.
"Şey... Yunagi? Bugün bir tuhafsın sanki?"
"Ne! Hi-hiç de tuhaf değilim! Her zamanki gibiyim işte!"
"Doğru ya, sen zaten her zaman bir miktar tuhafsın."
Burnundan hafifçe bir ses çıkarıp ikna olmuş gibi kafa salladı.
Aslında çok kaba bir şey söylemişti ama mutluluktan uçtuğum için pek umurumda değildi.
Hatta onun bana böyle takılması bile hoşuma gidiyordu. Ben gerçekten bitmişim.
Ardından, özel bir şey yapmadan odada öylece vakit geçirdik.
Bugün için önceden bir plan yapmamıştık zaten.
Sadece aynı ortamda bulunmak, beraber vakit geçirmek şu an bizim için her şeyden önemliydi.
Okumak istediği bir sürü kitap varken bile yanımda olmamı istemesi beni çok mutlu ediyordu.
Bir de... Evet, basitçe şöyle:
Sessizlik.
"Hımm..."
Sessizlik.
"Aa, bilmediğim bir kelime."
Sessizlik.
"Hehe..."
Kitap okuyan Sakuraba inanılmaz tatlıydı.
Kitaba çok odaklandığı için bazen benim yanımda olduğunu unutup kendi kendine konuşuyor ya da yüz ifadesi değişiyordu.
Sadece onu izlemek bile bana büyük bir mutluluk ve heyecan veriyordu.
Ona ne kadar vurgun olduğumu anlıyor, bundan bile keyif alıyordum.
Şu an herhalde dünyanın en mutlu kızıyım diye düşünüyordum. Gerçekten.
Ne zaman olduğunu anlamamıştım, zaten en başından beri ders çalışan ellerim pek hareket etmiyordu.
Sakuraba yatağa uzanmış, kitap okuyordu.
Onu izlemeye devam ederken birden içimde garip bir arzu doğduğunu fark ettim.
Dokunmak istiyordum.
Hayır, kötü bir niyetim yoktu. Öyle bir şey değildi.
Sadece Sakuraba'nın yanaklarına, saçlarına, ellerine, kollarına ya da omuzlarına dokunmak...
Elimi uzatsam yetişebileceğim bir mesafedeydi ve ona temas etmek istiyordum.
Daha önce birkaç kez el ele tutuşmuştuk. Yani sevgili olduğumuzdan beri tam üç kez. Durumları da, sayıları da tek tek aklımdaydı.
Ama şu anki hissim el ele tutuşmaktan biraz farklıydı.
Bir sevgi gösterisi ya da hislerimizi teyit etmek falan değildi bu.
Mantıklı bir açıklama bulamıyordum ama sadece ona dokunmak istiyordum.
Ve bu his, şu saniyelerde iyice büyüyordu.
Sonuçta birbirimizi seviyoruz diye düşündüm. Hem kimse de görmüyor.
Ama birden dokunsam garip kaçmaz mıydı? Kitap okumasına engel olur muydum?
İçimde böyle bir çatışma yaşarken, elim yavaşça ona doğru uzandı.
Sakuraba hala gözlerini kitaptan ayırmıyordu.
Yaklaştım, iyice yaklaştım ve sonunda... Dokundum.
"Ah..."
Dokunmuştum.
Gerçekten yapmıştım.
Elim, Sakuraba'nın kitabını tuttuğu koluna değdi.
Sıcaktı ama hayal ettiğimden daha sertti; kaslarının kıvrımlarını hafifçe hissedebiliyordum.
Parmak uçlarım karıncalandı.
Ama elimi çekemedim. Sanki oraya mıknatıslanmışım gibi parmaklarımı koluna hafifçe geçirdim.
"Yunagi?"
Sakuraba şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı.
O kitap okurken şimdiye kadar sadece onu izlemekle yetinmiştim.
Böyle vücuduna dokunup onu bölmek ilk kez oluyordu.
"Ah... Ş-şey, özür dilerim!"
"Yok, sorun değil de... Bir şey mi oldu?"
"Ha-hayır! Sadece bir an... Yani nasıl oldu anlamadım, elim gitmiş öyle! Konsantrasyonunu bozdum, özür dilerim!"
Kendi kendime bile bir anlam ifade etmeyen bahaneler uydururken sonunda elimi çektim.
Ah, ben ne yapıyordum böyle?
Beni odasına davet etmişti. Benimle buluşmuştu.
Onu böyle rahatsız etmek... Hem de sadece "dokunmak istedim" gibi bir bahaneyle.
Mahcubiyetim artınca gayriihtiyari başımı öne eğdim.
Kesin Sakuraba şu an zor durumdaydı. Belki de biraz kızmıştı.
Utancımdan bir şey diyemedim, sadece gözlerimi yumup ondan gelecek tepkiyi bekledim.
"Yunagi, gelsene."
Kısa bir sessizlikten sonra Sakuraba konuştu.
Başımı kaldırdığımda yanaklarının hafifçe kızardığını ve bana baktığını gördüm.
Sonra yatakta doğrulup oturdu ve yanındaki boşluğa eliyle yavaşça vurdu.
Bu... Bu ne demekti şimdi!
"Şey... Yani... Şey..."
"Yanına gel işte. Ayrı durunca, hakikaten biraz yalnız hissediyor insan. Kusura bakma."
İçim erimişti!
"G-geliyorum! Şey, yani gelebilir miyim gerçekten yanına!"
"Hehe, gelebilirsin dedim ya. Bu şekilde de kitap okuyabilirim ben."
Sakuraba gözlerini kısarak gülümsedi.
Hemen ayağa kalkıp adeta üstüne atlarcasına yanına kuruldum.
Omuzlarımız ve bacaklarımız hafifçe birbirine değiyordu; onun sıcaklığını yeniden hissettim.
Kalbim deli gibi çarpmaya başladı, yüzümün alev alev yandığını biliyordum.
Az önce neredeyse üzüntüden kahrolacaktım.
Şimdiyse ruh halim tamamen tersine dönmüş, neşeyle dolup taşıyordum.
Çok basit, çok aptalcaydı belki ama elimde değildi.
Aşık olmak böyle bir şeydi sanırım.
Daha önemlisi!
"Şey... Biraz heyecanlandım da."
Çünkü "gelsene" demişti!
Bunu duymayı ne kadar çok istiyordum! Gerçi zaten duymuştum ama!
Bir kez daha demesini istiyordum sanki! Ama yanından da ayrılmak istemiyordum!
"Anlıyorum. Şey... Ben de öyle."
Sakuraba'nın sesi kısıktı ama çok nazikti.
Benimle aynı şeyleri hissetmesi o kadar tatlıydı ki...
Bir süre ikimiz de tek kelime etmeden öylece birbirimize sokulmuş halde oturduk.
Sanırım bir şeyi tam kavrayamamıştım.
Sevdiğin kişiyle karşılıklı duygular içinde olmak... Bu muazzam bir şeydi.
Harikaydı, mutluluk vericiydi... Ve aynı zamanda epey zordu.
Böyle baş başa kalınca, sanki bir şeyler üzerindeki kontrolümü kaybediyor gibiydim.
Çünkü bizi kimse bölmüyordu. Önümüzde hiçbir engel yoktu.
Eskiden bunu yapamazdık.
Uzaklardık, hislerimizden emin değildik... Sevgili değildik.
Bu yüzden...
"Sakuraba."
Gövdemi ona doğru döndürdüm.
Sonra kendimi onun göğsüne bırakırcasına vücuduna yaslandım.
Sakuraba'nın elinin yavaşça sırtıma dolandığını hissettim.
Onun kalbi de en az benimki kadar hızlı çarpıyordu; sesini duyabiliyordum.
"Neler oluyor birden?"
"Hiç... Sadece... Artık dayanamadım."
Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz bir utanç dalgası geldi.
Fakat Sakuraba kısa bir nefes verdikten sonra hafifçe onaylarcasına kafa salladı.
Yan yana, biraz biçimsiz bir sarılmaydı bu.
Ama sadece sevgiyle birbirimize sarılmamız ilk kez oluyordu.
"Sakuraba."
"Efendim?"
"Teşekkür ederim, gerçekten."
Beni sevgilin yaptığın için.
Canını sıkan şeyleri benimle paylaştığın için. Bana anlattığın için.
Kendinden vazgeçmediğin için.
"Asıl ben teşekkür ederim, Yunagi."
Sakuraba'nın kollarındaki güç biraz daha arttı.
Canımı yakmıyordu, nefesimi kesmiyordu. Sadece huzur veriyordu.
Bir süre hiç ayrılmadan öylece kaldık.
Başımı birkaç kez okşaması o kadar hoşuma gitti ki neredeyse ağlayacaktım.
Bundan sonra nasıl bir çift olacağımızı henüz bilmiyordum ama...
"Hadi, ben kitaba dönüyorum."
"Tamam. Ben de ders çalışacağım. Ama... Sonra yine birazcık sarılalım, olur mu?"
Belki tartışmalarımız, anlaşmazlıklarımız olacaktı.
"Şey... Bi-bir düşünürüz bakalım."
Ama birbirimize değer vermeye, birbirimizi düşünmeye devam edecektik.
Sakuraba ile bunu başarabileceğimize inanıyordum.
"Hehe, naz yapma ama!"
Bizim aşkımız daha yeni başlıyordu.
YAZAR HAKKINDA: Maroyama Maromi
Kyoto'da yaşıyor. Son zamanlarda evcil hayvan besleme arzusu giderek artan bir hafif roman yazarı. Doğuştan sağlak olduğu için sol eliyle neredeyse hiçbir şey yapamamaktan şikayetçi. Hayat felsefesi: "İstediğin an, almanın en doğru zamanıdır."
İLLÜSTRASYON: Monoto
Ben illüstratör Monoto. Hobim içki içmek. Maromi hocanın yarattığı karakterlerin çekiciliğini yansıtmada payım oluyorsa ne mutlu bana. Keşke Yunagi gibi bir kız peşimden koşsaydı dedirten bir hayat...
DASH X BUNKO DIGITAL
Sırılsıklam Aşık Kız Benden Ayrılmıyor
Yazar: Maromi Maroyama
©MAROYAKA MAROMI 2025
Yayın Tarihi: 31 Mayıs 2025
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.