Takasaki İstasyonu’nda Serika’yla yollarımızı ayırıp Joshin Dentetsu Hattı’na aktarma yaptık. Gunma tam bir araba memleketiydi ama akşamki iş çıkışı saatlerinde tren yine de epey kalabalık oluyordu. Gerçi benim grup pratiklerim ve kafedeki mesaim genelde saat dokuz civarı, yani sokaklarda in cin top oynarken bittiği için bu kalabalığa pek alışık değildim.
Yamano ile yan yana iki koltuk kapmayı başardık. Yolculuğun büyük kısmında ağzını bıçak açmadı, ta ki o soruyu sorana kadar: "Söylediklerim gerçekten o kadar kırıcı mı?" Sesi, duyduklarına inanamıyor gibiydi.
"Normalde değil ama eleştiri yaparken tam bir canavara dönüşüyorsun," diye cevap verdim.
"Muhtemelen o an sinirli olduğum içindir."
"Muhtemelen. Sırf bu yüzden bilerek daha ağır kelimeler seçmiyor musun zaten?"
"Şimdi sen söyleyince hak verdim. Bugün de arkadaşlarla tam bu yüzden kavga ettim..." Yamano kollarını göğsünde kavuşturdu, yüzünden endişe okunuyordu.
"O kızlarla ne oldu?"
"Arkadaşım hafif müzik kulübüne girmek istiyordu, benden tavsiye istedi."
"Eee? Neden katılmıyorlar ki? Kulüp tanım haftası çoktan bitti gerçi."
"İşte sorun da bu ya; senin grubunda olduğum için kayıt olmayanlardan biri de oydu."
Hadi ya? Bu hiç iyiye işaret değil.
"Kulübe sırf benim aracılığımla sana yakınlaşmak için girmek istiyormuş."
"Bir dakika, bana mı?! Neden?!" Konunun ucu bana dokununca şaşkınlıkla bağırdım.
"Senpai, artık popüler olduğun gerçeğini o kalın kafana sokman lazım," dedi Yamano, sesinde bıkkın bir ton vardı.
Popülerliğin böyle beklenmedik yan etkileri de varmış demek...
"Her neyse, niyeti umurumda değil ama kızın ne müzikle alakası var ne de bir enstrümana ilgisi. Resmen beni basamak olarak kullanmaya çalışıyordu. Tepem attı, ben de her şeyi yüzüne vurdum."
"Yani, seni anlıyorum aslında..." Yamano’nun o durumda biraz sertleşmesi normaldi.
"Ona kendinden utanması gerektiğini ve toplumun artığı bir pislik olduğunu söyledim."
"Oha, o kadar da değil!" Bunu söylemenin çok daha yumuşak yolları vardır, hele ki Japoncada!
"Bir an kendimi kaybetmişim işte... Anladım, sorun benim üslubumdaymış." Yamano, gözleri ölü bir balık gibi bakarken güldü. "Biliyordum. Hepsi benim hatamdı."
Görünüşe göre bu durumdan epey bir zihinsel hasar almıştı. Yine de ne hissettiğini anlıyordum. Sırf ağzımdan kaçan bir söz yüzünden pişmanlıktan bütün gece yatakta bir sağa bir sola dönüp durduğum çok olmuştur. Heh heh heh. Öldürün beni. Bitirin işimi, yalvarırım!
"Senpai, neden kafanı tutuyorsun?" diye sordu Yamano.
"Şey, geçmişimdeki karanlık bir anı hatırladım da."
"Bunu söylemek bana düşmez ama senin o karanlık anların bence hâlâ devam ediyor."
"Tamam, sana nelerin söylenip nelerin söylenmeyeceğini kesinlikle öğretmemiz lazım!" Gerçekler bazen can yakar, her zaman işe yaramazlar!
Yamano uysalca kafa salladı ve ciddi bir suratla sordu: "Peki, sence ne yapmalıyım?"
"Sadece diline hakim olman lazım, o kadar."
"Bak, bu kadar kolay düzeltilebilseydi zaten bu kadar zorlanmazdım."
Haklıydı. Şimdiye kadar farkında bile değildi. İnsan sinirlenince ne kadar duyarsızlaşabileceğini iyi bilirim.
"Ama ben de değişmek istiyorum," diye mırıldandı Yamano. Bana dönüp yalvaran bir tonla sordu: "Senpai, sen kendini nasıl değiştirdin? Ortaokulda yaptığım hataları tekrarlamak istemiyorum."
Yamano’nun bu sözleri bana bir şeyi hatırlattı. Namika daha önce ortaokulda Yamano hakkında tatsız dedikodular döndüğünden bahsetmişti.
"Demek biliyordun," diye mırıldandı tepkimi görünce.
"Kız kardeşimden duymuştum; birilerini zorbalayan bir grubun elebaşı olduğun yönünde bir dedikodu varmış."
"Ah, doğru ya, senin bir kız kardeşin vardı. Benden bir yaş küçüktü değil mi?"
"Evet. Ama tek bildiğim bu, yani sadece böyle bir dedikodunun varlığı."
"Senpai, sen buna inanıyor musun?"
"Bunu teyit etmeme gerek olduğunu sanmıyorum."
"Neden ki?"
"Çünkü benim tanıdığım Yamano Saya kimseye zorbalık yapmaz."
Gözlerini kırpıştırarak bana baktı. "Biliyor musun, neden bu kadar popüler olduğunu şimdi biraz anlar gibi oldum."
"Dur bir saniye, az önce çok mu havalıydım?" diye sordum sırıtarak.
"Bunu söyleyerek her şeyi mahvettin. Ööf, hâlâ hatırladığım o aynı senpai’sin işte." Bir süre kulak tırmalayan bir kahkaha attı, sonra aniden ifadesiz bir suratla yere baktı. "Zorbalığa uğrayan bendim."
Kaşlarımı çattım. Durumun böyle olduğuna dair içimde sönük bir şüphe vardı zaten.
"Öyle olmasaydı her öğlen okulun çatısında seninle yemek yiyor olmazdım," dedi.
Ortaokuldayken Yamano’ya hiç soru sormamıştım. Durumunu merak etmediğimden değil, neler olup bittiğini bilsem bile ona yardım edecek gücüm olmadığı için. Bu yüzden de kurcalamaktan vazgeçmiştim.
"Sınıftakiler bana zorbalık yapıyordu. Bir keresinde tepem atıp onlara karşılık verince, asıl zorba benmişim gibi göründü. Hem öğretmenimden hem ailemden azar işittim, sonra da o dedikodular tüm okula yayıldı..."
Yamano’nun o çatıda olma sebebinin bu olmamasını ummuştum. Sadece yalnız kalmak istediği için ya da orayı sevdiği için orada vakit geçirdiğini hayal etmiştim.
"Ama kimseye kin beslemiyorum." Yamano gözlerini yerden ayırmıyordu, sesi bilgece geliyordu. "Yani, tabii ki tuvaletteyken başımdan aşağı bir kova su döktüler, ayakkabı dolabından ayakkabılarımı çaldılar, mayomu bir çocuğun sırasına bıraktılar, defterlerimi mahvettiler ve daha 'Vay canına, bunlar sadece mangalarda olur sanıyordum' dedirtecek bir sürü pislik yaptılar. Dürüst olmak gerekirse hepsini biraz yumruklamak istiyordum ama..."
Sözümü geri alıyorum; hiç de bilgece falan konuşmuyordu. O kini hâlâ sımsıkı tutuyordu. "Korkunçmuş." Tek söyleyebildiğim bu sıradan, bayat cümle oldu. Yamano’nun o zamanlar ne kadar acı çekmiş olabileceğini hayal bile edemiyordum. Herkesin nefret ettiği yalnız bir tiptim belki ama hiç zorbalığa uğramamıştım.
"Şimdi gerçekten utanç verici bir şey söyleyeceğim, tamam mı?" dedi.
Kondüktöre biletlerimizi verip ıssız istasyonumuzda indik. İstasyonun önünde ne bir ses ne de bir nefes vardı. Yamano birkaç adım ilerledi, sonra dönüp bana baktı.
"Senpai, öğle aralarında seninle o çatıda vakit geçirmek benim tek tesellimdi." Gözleri hafiften nemlendiği için her kelimesinde ciddi olduğunu anlayabiliyordum.
Gökyüzü artık alacakaranlığın renklerine boyanmıştı. Batan güneş Yamano’yu aydınlatıyor, arkasında uzanan gölgesiyle birlikte akşam kızıllığı sanki silüetini vurguluyordu. Bu gerçeküstü atmosferde, sanki her an uçup gidecekmiş gibi görünüyordu.
"Ben sadece kendi halimde takılıyordum, hiçbir şeyi umursamadan yemeğimi yiyordum işte," dedim.
"İşte bu yüzden mutluydum ya. Tüm okulda kendimi ait hissettiğim tek yer orasıydı... Orada olmamın sorun olmadığını düşünebildiğim tek yer... Sırf bu yüzden her gün öğle arasının gelmesini iple çekiyordum." Yamano o günleri hatırlarken sesi hafifçe titredi.
"Oraya neden geldiğini sormaya korkmuştum, çünkü elimden bir şey gelmeyeceğini biliyordum," dedim.
"Eğer sorsaydın, oraya gelmeyi bırakırdım."
Tesadüfen doğru olanı yapmış olsam da yine de pişmanlık hissediyordum. Eğer şimdiki aklım olsaydı, belki ona yardım edebilirdim.
"Senpai, hadi eve gidelim," dedi Yamano, ortamı yumuşatmak için neşeli bir ton takınarak. "Bana en çok zorbalık yapan kişi, üyesi olduğum hafif müzik kulübünün başkanıydı. Aynı gruptaydık, iyi arkadaş olduğumuzu sanıyordum. Ama bir baktım ki herkes benden nefret ediyor ve grup dağılmış..." Ne kadar neşeli görünmeye çalışsa da konunun ağırlığı azalmıyordu.
"Ve sonra iş zorbalığa mı döküldü?" diye sordum. Eve doğru yürürken Yamano’nun bir adım gerisinden geliyordum.
Bir süre sessizce yürümeye devam etti, sonra usulca konuştu: "Sanırım bunu ben kaşındım. Yani, şu an da aynı şeyleri yaşıyormuşum gibi hissediyorum. Tıpkı senin dediğin gibi, muhtemelen kendimi ifade etmeyi beceremediğim için benden nefret ettiler."
Ortaokulda neler olduğunu bizzat görmediğim için bunu ne onaylayabilir ne de reddedebilirdim. Sinirlendiğinde kullandığı üslubun sorunun bir parçası olmadığını söylemek zordu. Ama... "Doğru olsa bile, birinden nefret ediyorsun diye ona zorbalık yapamazsın."
Yamano şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Senpai... teşekkür ederim." Yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. "Ryomei’yi neden seçtiğimi biliyor musun?"
"Yüzde doksan Serika yüzünden dememiş miydin?"
"Senin grubunda olmak istememin sebebi oydu."
Anladım. Demek grup ve lise seçimi ayrı şeylerdi. O zaman... "Mizumi’den neredeyse hiç kimse Ryomei’ye gitmediği için mi?"
"Bu sadece yarısı."
"Peki ya diğer yarısı?" diye sordum.
"Çünkü sen buradasın," dedi Yamano, beni işaret ederek. Şaka yaptığını sandım ama doğrudan gözlerimin içine bakıyordu. "Okul festivalinde ne kadar parladığını gördüğümde, 'Ben de böyle olmak istiyorum' diye düşündüm."
Vay canına, demek o zamanlar gerçekten parlıyormuşum. Birçok insanın hayatını değiştirecek kadar hem de.
"Bizim okulun çöpü olan sen bile bu kadar popüler olabildiysen, ben de olabilirim diye düşündüm."
"Bir dakika. Az önce bana çöp mü dedin?!" Kelime seçimi üzerine konuşuyorduk hani, hatırladın mı?! Tamam, kabul, belki de doğru bir tespitti. Ööf, peki, öyle olsun!
"Yanlış söyledim. Silgi tozu gibiydin."
"Bu kadar detay vermene gerek yoktu! Hatta bu daha da beter oldu!" diye takıldım.
Yüksek sesle kahkahayı bastı.
"Utancını gizlemek için insanlara laf atmayı bırak artık," diye homurdandım.
"Özür dilerim. İlk defa birine kendimden bu kadar bahsettim." Yamano kıpkırmızı olan yanaklarını kaşıdı. Sonra tekrar gözlerimin içine baktı ve şöyle dedi: "Lise hayatımın tıpkı seninki gibi harika geçmesini istiyorum!"
Bir şeyi fark ettim. Yamano, benim ilk hayatımdaki halime biraz benziyordu. Bu gidişle onun gençliği de gri ve sıkıcı geçecek, muhtemelen sonu pişmanlıklarla dolacaktı. Ama onu benim ilk hayatımdaki halimden ayıran net bir fark vardı. Yamano’nun artık yanında ben vardım.
"Tamam, anlaşıldı. Yamano, bu işi bana bırak!"
Yardıma ihtiyacı olan bir alt dönem varsa, ona el uzatmak bir senpai’nin görevidir!
"Ç-çok teşekkür ederim senpai!"
Böylece anlaşmış olduk.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.