Yanaklarına yeniden kan gelmiş olsa da yüzündeki o kederli ifade silinmemişti. Suçluluk duyduğu her halinden belli olan bir sesle, "Özgürüm," dedi. "Buralara kadar geldiniz ama size doğru dürüst bir dinleti bile sunamadım."
"Özür dileyecek hiçbir şey yok. Biz buraya senin bu sorunu aşmana yardım etmeye geldik." Arkama dönüp baktığımda Uta, Tatsuya ve Reita'nın şaşkınlıktan donakaldığını gördüm.
Uta, yüzündeki derin endişeyle, "Yui-chan, gerçekten iyi olduğuna emin misin?" diye sordu.
Elbette buraya gelmeden önce Nanase'nin belirtilerinden onlara bahsetmiştik. Yine de neyle karşılaşacaklarını zihnen bilseler bile, bu manzaraya kendi gözleriyle şahit olmak onlar için sarsıcı olmuştu. Ne hissettiklerini çok iyi anlıyordum. Hikari ve ben, onun bu olağandışı halini görür görmez hemen harekete geçebilmiştik çünkü Nanase'nin daha önce piyano yarışmasındaki bayılma anına birebir tanıklık etmiştik.
Tatsuya, "Rahatsızlığının bu kadar ciddi olduğunu tahmin edemezdim," dedi.
Reita da ona katıldı. "Ailenin piyanoyu bırakmanı istemesini şimdi çok daha iyi anlıyorum."
İkisinin de yüzü asılmıştı, huzursuz görünüyorlardı.
Odadaki hava iyice ağırlaşmıştı ama Nanase bir şekilde soluğunu düzene sokmayı başardı. Kendini toparlamaya çalışarak, "Evet, şimdi daha iyiyim. Devam edebilir miyim?" diye sordu.
Hikari, arkadaşının sırtını sıvazlarken, "Ne? Bence bugünlük bu kadar yeter," dedi.
Nanase kararlı bir tavırla üsteledi. "Bu kadarcık şeyde bile sızlanıp pes edecek olursam durumum hiç düzelmez."
Aslında kaçıp gitmek isteyecek kadar dehşete düşmüş olmalıydı. Bunu, başından beri elimi bir an olsun bırakmamasından anlayabiliyordum.
Hikari, yüzündeki karmaşık ifadeyle, "Yuino-chan," dedi. "Önce onun elini bıraksan daha iyi olmaz mı?"
Nanase şaşkınlıkla kafasını eğdi. "Nasıl yani?"
"Bayağıdır Natsuki-kun'un elini tutuyorsun da..."
Nanase'nin şaşkın bakışları aşağı kaydı. Kendi elinin benimkine sımsıkı kenetlendiğini gördüğü an adeta taşa döndü. Birkaç saniye boyunca odaya tuhaf bir sessizlik çöktü. Bana mı öyle geliyordu, yoksa Uta kendini gülmemek için zor mu tutuyordu?
"Ç-Çok özür dilerim!"
Nanase, ondan daha önce hiç duymadığım kadar yüksek bir sesle çığlık atıp bir çırpıda benden uzaklaştı. Az önce yaptığı şeye inanamıyormuş gibi ellerine bakakaldı, yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Nasıl yani? Ş-Şey... Ne zamandan beri...?"
"Natsuki-kun yanına koştuğundan beri elini hiç bırakmadın."
Hikari'nin yüzünden ne hissettiğini anlamak imkansızdı. Ürkütücü görünüyordu. Yiğidi öldür hakkını yeme, elini ilk tutan bendim ama bunu dile getirmek şu an hiç akıl kârı olmadığından sessiz kalmayı tercih ettim.
Uta gözlerini kısıp omuz silkti. "İlahi Natsu... Senin şu huyun yok mu zaten?"
Bana ilk defa bu kadar bıkkın bir tavırla bakıyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.