Sığınak

Reita'nın Miori'ye gitmemi istemediğini biliyordum. Ne de olsa bana aşıktı. İçinde bulunduğumuz bu çıkmaz olmasaydı, belki de ona hak verip geride dururdum.

"Hayır, hiçbir şey anladığın yok."

Doğruya doğru, mevcut şartlar farklı olsaydı durum değişebilirdi.

"Reita, hâlâ farkına varamadın mı?" diye sordum.

Kaşlarını çattı. "Neyin farkına?"

Biliyordum, zerre dikkat etmemişti. Her zamanki hali olsa böyle bir şeyi asla gözden kaçırmazdı.

"Ağzından çıkan tek şey kendinle ilgili."

Miori'nin hayatta olup olmadığını bile bilmediğimiz bir krizin ortasındaydık ama onun aklı fikri sadece kendindeydi. Erkek arkadaşı olması ya da olmaması umurumda bile değildi; böyle birine güvenip de geri adım atamazdım.

"Ne demek istiyorsun?" Reita'nın gözleri şaşkınlıkla açıldı. Söylediği her şeyi zihninde tartarak avuçlarına baktı. "Ben..."

Yakasını bıraktığım an dermanı kesilmiş gibi dizlerinin üzerine çöktü.

"Kusura bakma ama seni dinleyecek vaktim yok. Gidiyorum." Arkamı döndüm. İçimden bir ses, alışılmadık davranışlar sergileyen Reita ile ilgilenmem gerektiğini söylese de şu an Miori'yi bulmak her şeyden önemliydi.

Beni bekle Miori. Lütfen aptalca bir şey yapmaya kalkışma.

Çocukluk anılarımın rehberliğinde dağlara doğru koştum, sık çalıları yara yara ilerledim.

"İşte orada."

İleride köhne bir depo duruyordu. Hatırladığımdan çok daha harap haldeydi. Etrafını sarmaşıklar bürümüş, dış cephesi pas içinde kalmıştı, hatta bir kısmı bayağı çürümüştü. Tamamen dağılmak üzereydi; kapısı bile yoktu. Her an yıkılacak gibi duruyordu.

"Miori!" Harabeye dönmüş yapının içine baktım ama kimse yoktu.

İçeride bir bambu süpürge, temizlik bezi, metal bir beyzbol sopası, bisiklet pompası, bir düzine yıl öncesinden kalma dergiler ve ivır zıvır eşyalar vardı. En fazla altı tatami büyüklüğündeki bu küçük depoya, tozlanmış ne kadar ıvır zıvır varsa tıkıştırılmıştı. Miori'nin üzerine "Sır Mekanı" yazdığı tabela da hâlâ yerindeydi.

Bir de ahşap kutunun üzerinde duran çanta vardı.

Aralarında yeni olan tek şey buydu, emindim. Miori bırakmış olmalıydı. Çantasını gizli sığınağımızda bıraktığına göre sonrasında nereye gitmiş olabilirdi? Her halükarda yakınlardaydı.

İçime rahatlama dalgası yayıldığı bir an, onu fark ettim. Çantanın hemen yanında beyaz bir kağıt parçası duruyordu.

"Bugüne kadar yaptığın her şey için teşekkür ederim. Gerçekten çok üzgünüm."

Notu okuduğumda adeta damarlarımdaki kan çekildi. Sırtımdan aşağı soğuk terler döküldü.

Dışarı fırlayıp var gücümle onu aramaya başladım. Çalıları yararak ilerlerken avazım çıktığı kadar Miori'nin adını haykırıyordum. Karanlık çöktükçe görüşüm bulanıklaşıyordu ama yine de dağın derinliklerine doğru ilerlemekten vazgeçmedim. Nerede olduğumu bile bilmiyordum artık. Yine de onu bulmadan eve dönmem imkansızdı.

İyi olacak. Kesinlikle iyi olacak. Miori'nin nerede olduğunu bulabileceğimi biliyorum. Ne de olsa...

Ağladığı anlarda onu bulup çıkarmak, her zaman benim işimdi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.