Hikari ile geçirdiğim o eğlenceli hafta sonu randevusu geride kalmış, yerini kasvetli bir pazartesi sabahına bırakmıştı. Can ata ata geri döndüğüm, hayatımın bu ikinci lise dönemiydi belki ama pazartesi sendromu her zamanki gibi yerli yerindeydi. Yeniden yaşamak istediğim şeyler listesinde dersler kesinlikle yoktu. Sınıfta öylece oturup zamanın geçmesini beklemek tam bir işkenceydi. Üstelik canımı sıkan tek şey bu da değildi.
Bak, Haibara-kun geçiyor.
Vay canına, gerçekten o. Yanında gitarını da taşıyor!
O sabah koridorda ilerlerken yan sınıflardaki kızların fısıldaşmalarını duyabiliyordum. Okul festivalindeki konserimizin üzerinden bir hafta geçmişti. Grubumuzun bu kadar büyük bir başarı yakalaması beni ne kadar havalara uçursa da, koridorlarda üzerime dikilen gözlerden açıkçası rahatsız oluyordum. Bu sessiz mırıltıları arkamdan konuşuluyormuş gibi algılamaya meyilliydim.
Yine de festivalin ertesi gününe kıyasla ortalık epey durulmuş sayılırdı. Performansımız biraz fazla başarılı olmuştu. Renkli ve cıvıl cıvıl bir gençlik düşlemiştim ama popülerliğin yeni bir yüzüyle karşılaşmıştım: Aşırı öne çıkmak insanı yoruyordu.
Sınıfın kapısını açıp içeri girdim. Sınıftakilerin neredeyse yarısı çoktan gelmişti. Sırama doğru yöneldiğimde, bizim grubun her zamanki yerinde toplandığını gördüm.
Beni ilk fark eden Nanase oldu. Haibara-kun, günaydın, diyerek Reita ile Hikari'ye geldiğimi haber verdi.
Selam, dedi Reita, ses tonu her zamanki gibiydi.
Ah! Natsuki-kun! Günaydın! Hikari beni görünce yüzü resmen aydınlandı. Bu hali inanılmaz derecede tatlıydı.
Günaydın çocuklar, diye karşılık verdim.
Tatsuya esnemesini yarıda kesip selam verdi. Selam.
Uykulu görünüyorsun, dedim.
Sabah idmanları varken uykumu almaya vakit kalmıyor ki.
Kaçta kalktın?
Altıda. Harbiden çok zor uykusuzluk. Eskiden acısını derslerde çıkarırdım, diye homurdandı Tatsuya.
Doğru ya! Son zamanlarda dersleri gerçekten çok dikkatli dinliyorsun, dedi Hikari, bu duruma hayran kalarak.
Nanase hemen lafa girip iğneyi yapıştırdı. Kesinlikle. En azından dersi senden daha çok dinlediği kesin, Hikari.
Sınıfta kalırsam başıma bela açılır. Bütünleme sınavlarıyla falan uğraşamam, dedi Tatsuya.
Tatsuya, gözüme girmeye başladın bak. Büyüyor musun ne? diye takıldı Reita.
Kapa çeneni... diye mırıldandı Tatsuya.
Konuşmamız son derece sıradandı ama yine de havada asılı duran tuhaf bir gerginlik vardı. Grubumuzun arasındaki o eski rahatlık kaybolmuş, yerini kasıntı bir hava almıştı. Muhtemelen bunu herkes hissediyordu.
Ama kimse konuyu açmadı.
Sebebini hepimiz çok iyi bilsek de, bu hemen çözülebilecek bir mesele değildi. Yine de her birimiz aramızı düzeltmek istiyorduk; zaten bu yüzden burada toplanmıştık.
Hey, yeni oyun güncellemesini gördünüz mü? diye sordu Tatsuya.
Evet. Oyuna biraz para yatırsam mı diye düşünüyorum... diye cevap verdi Reita.
Onlar mobil oyun hakkında konuşurken Nanase omzuma dokundu. Biliyor musun, Hikari hafta sonu izlediği filmi anlata anlata bitiremedi.
Çünkü gerçekten çok güzeldi! diye araya girdi Hikari. Natsuki-kun, sen de bana katılyorsun, değil mi?!
Evet, güzel filmdi, dedim.
Sen de öyle diyorsan, belki ben de izlerim, dedi Nanase.
Bir dakika, sen benim zevkime güvenmiyor musun yani? diye çıkıştı Hikari.
Çok geçmeden kendimi onların tatlı atışmasının içinde buldum. Altı kişilik arkadaş grubumuz kızlı erkekli olduğu için sohbetlerin böyle bölünmesi normaldi. Yine de aklımı kurcalayan bir şey vardı.
Onu mutlu edecek kişinin sen olacağını düşünmüştüm, o yüzden...
Okul festivalindeki o olaydan sonra Tatsuya ile giderek daha az konuşur olmuştuk. Az önceki gibi toplu ortamlarda konuşuyorduk belki ama artık baş başa sohbet etmiyorduk. Hatta benimle yalnız kalmaktan kaçındığını hissediyordum.
O günkü konuşmamız bir tartışmaya dönmüştü. Ve buna sebep olan bendim. Kararsızlığıma son verdiğimde yaptığım seçim, Tatsuya için kabul edilemezdi. Arkadaşlığımızın bir daha asla eskisi gibi olmama ihtimalini göze almıştım.
Yine de bu durum karşısında ne yapacağımı bilmiyordum. Tatsuya bana karşı tam olarak ne hissediyordu? Duygularını hiç dışa vurmadığı için ona nasıl yaklaşmam gerektiğini kestiremiyordum. Çaresiz kalmıştım.
Sahi, Uta nerede? diye sordu Reita aniden.
Gecikti. Başına bir şey mi geldi acaba? Hikari başını yana eğip saate baktı.
Sabah yoklamasına az kalmıştı. Sınıftakilerin neredeyse tamamı gelmişti. Üstelik Uta'nın sabahları basketbol antrenmanı olurdu, bu yüzden normalde sınıfa herkesten önce gelirdi.
Yahu az kalsın geç kalıyordum! Yetiştim! Tam ondan bahsettiğimiz sırada Uta kapıdan içeri daldı. Eşyalarını sırasına bırakıp hemen yanımıza koştu. Günaydın! Selam çocuklar!
Günaydın, Uta-chan. Bugün her zamankinden daha çok geciktin, dedi Hikari, hepimizin merak ettiği soruyu çıtlatarak.
Uta mahcup bir şekilde yanağını kaşıdı. Son dakikaya kadar antrenman yapmak istedim ama zamanın nasıl geçtiğini anlayamamışım... Sonra da kelimenin tam anlamıyla ucu ucuna yetişebildim. Yakından bakınca alnının ter içinde kaldığını fark ettim.
Gerçekten çok sıkı çalışıyorsun, dedi Nanase.
Elbette çalışacağım! İlk beşe girmek istiyorum!
Uta son zamanlarda kendini tamamen basketbola adamıştı. Üçüncü sınıflar yazın kulübü bıraktıktan sonra, basketbol takımı yeni bir kadro oluşturma sürecine girmişti. Henüz kesinleşmiş bir ilk beş olmadığı için Uta gibi birinci sınıf öğrencileri için bile büyük bir şans vardı. Geceleri geç saatlere kadar tek başına hırsla çalıştığını biliyordum.
Sabah idmanından sonra sınıfa gelmek için neredeyse hiç vaktimiz kalmıyor zaten, dedi Tatsuya bıkkın bir sesle.
B... Biliyorum! Bir dahaki sefere daha dikkatli olurum, diye somurttu Uta.
Neyse, ders başlamadan gelebildin ya, önemli olan o, diyerek araya girdi Reita.
Tam o sırada ders zili çaldı. Herkes sırasına geçti ve kısa bir süre sonra sınıf öğretmenimiz içeri girdi. Öğretmen bir şeyler anlatmaya başladığında, söylediklerinin bir kulağımdan girip diğerinden çıktığını hissettim.
Gözüm Uta'nın oturduğu sıraya kaydı. Çenesini eline dayamış, dalgın gözlerle tahtaya bakıyordu. O olaydan beri onunla da pek konuşmamıştık. Diğerleriyle birlikteyken havadan sudan konuşuyorduk belki ama baş başayken çıtımız çıkmıyordu. Aramızdaki bu soğukluğun sebebi ben olduğum için, yalnız hissettiğimi söylemeye bile hakkım yoktu.
Kalbimin sesini dinlemiş ve bir seçim yapmıştım. Bunun yapılacak en dürüstçe şey olduğuna inanıyordum ve pişman değildim.
İşte tam da bu yüzden, seçmediğim o kız için artık yapabileceğim hiçbir şey yoktu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.