Geçmişin İzinde

Ertesi gün her yerim tutulmuştu; yataktan kalkmak tam bir işkenceydi. Hafta sonu olmasına rağmen öyle yayılıp uyuma lüksüm yoktu. Hikari birazdan gelecekti, bu yüzden bir an önce hazırlanmam gerekiyordu. Doğru ya, bugün evde randevumuz vardı!

Annem, "Natsuki? Sevgilin gelecekti değil mi? Odana çeki düzen ver," diye seslendi.

"Biliyorum zaten. Şimdi toplayacağım," diye karşılık verdim.

"Hep öyle dersin zaten. Bak beni dinle..." diyerek söylenmeye, şikayet dizilerini sıralamaya başladı.

Odamı toplamaya koyulurken annemi sadece yarım kulak dinliyordum. Zaten düzenli olarak temizlediğim için oda cukup derli topluydu ama bugün ekstra özen göstermek istiyordum. Bu arada Namika arkadaşlarıyla dışarı çıkmıştı, yani evde sadece annem olacaktı.

Salonu süpüren annem neşeyle, "Kız arkadaşınla tanışmak için sabırsızlanıyorum! Şunun şurasında daha düne kadar hiç sevgilin olmayacak sanıyordum," dedi.

"Açıkçası dışarı çıksan fena olmazdı," diye mırıldandım.

"Şöyle bir göz atar, sonra hemen markete geçerim."

Bunu duyunca rahat bir nefes aldım. Her fırsatta odaya dalmaya kalkışırsa durumla nasıl başa çıkacağımı kara kara düşünüyordum.

"Aaa! İkramlık bir şeyler mi hazırlasam acaba? Ama evde atıştırmalık da kalmadı ki..." Annem salonda bir o yana bir bu yana volta atmaya başladı.

Benden daha heyecanlı olmasan olmaz mı?

Odayı bal dök yala yaptıktan sonra, "Tamamdır, böyle gayet iyi oldu," deyip alnımdaki teri sildim. Tam o sırada telefonum titredi. RINE’dan bir bildirim gelmişti.

Hoshimiya Hikari: İstasyona varmak üzereyim!

Natsuki: Tamamdır, seni almaya geliyorum. Orada bekle.

Evden çıkıp tren istasyonuna doğru yürümeye başladım. Yol kenarındaki cıvıl cıvıl ağaçlar muazzam görünüyordu. Havada süzülen bir mabet ağacı yaprağı, yol kenarında birikmiş diğer kuru yaprakların arasına karıştı.

Arabaların pek uğramadığı o tanıdık köy yolunda ağır adımlarla ilerleyip beş dakika içinde varacağım yere ulaştım. Hikari, insansız turnikelerin oradan beni fark edip el salladı. Yüzü anında aydınlanmıştı.

Beni gördüğü an takındığı o ifade gerçekten hiç adil değildi. Aşırı tatlıydı! Tanrım, benim kız arkadaşım neden bu kadar sevimli olmak zorundaydı ki?

"Selam! Natsuki-kun!" Hikari koşarak yanıma geldi ve birden elimi tuttu.

"Hüeh." Hiç beklemediğim bir and yakalandığım için boğazımdan tuhaf bir ses çıktı. Lütfen daha ilk dakikadan bütün kozlarını oynama!

Kıkırdadı. "O nasıl bir sesti öyle?"

"Iğrenç bir ses çıkardığım için üzgünüm."

"Saçmalama. Natsuki-kun..." dedi ve ekledi: "Hala her zamanki gibi çok havalısın."

Oha, ne?! Beni böyle aniden yükseltme! Yüreğime inecek! Kurban da ben olacağım. "G-Gidelim hadi!"

"Ayy! Utandın mı sen? Ne kadar da tatlısın!"

Bu kız var ya... Benimle dalga geçmeye nasıl cüret ederdi! Havalı mıyım, tatlı mıyım? Bir karar ver artık! Umarım havalıyımdır!

Hikari etrafı süzerek, "Buraya ikinci gelişim, değil mi?" diye sordu.

İstasyondan ayrılıp bizim eve doğru yürümeye başladık. Az önce tek başıma geçtiğim o sıradan manzaraydı işte ama bu sefer yanımda Hikari vardı. Sadece bu bile dünyayı çok daha canlı göstermeye yetiyordu.

"Evet, ilk gelişin yaz tatilindeydi," dedim.

Neredeyse üç ay önceki bir mevzuydu. Hikari babasıyla kavga edip evden kaçtıktan sonra benden yardım istemek için buraya kadar gelmişti. Dün gibi hissettirse de zaman su gibi akıp gitmişti.

Hikari, "Böyle pat diye damladığım için tekrardan özür dilerim," dedi.

"Sorun değil. Bana güvendiğin için mutlu olmuştum," diyerek içini rahatlattım. Çünkü bana sığındığın için gerçek Hoshimiya Hikari’yi tanıma fırsatı bulmuştum. Sana zaten aşıktım ama o gün sana bir kez daha, çok daha sırılsıklam aşık olmuştum.

"Natsuki-kun, şu an bu kadar mutluysam hepsi senin sayende."

"Ben sadece küçük bir yardımda bulundum. Bunların hepsi senin kendi çabanın meyvesi."

Aniden sessizliğe büründü.

"Hikari?" Dönüp ona baktım. Nedense başını öne eğmiş, alnıyla hafifçe omzuma tos vuruyordu. Son zamanlarda böyle fiziksel temaslara başvurduğunda ne düşündüğünü anlayabiliyordum artık. "Sen... utandın mı?"

"Aman be! Liseye geçince tipini değiştiren birinden bunları duyacak değilim!" Hikari yanaklarını al al edip sitemle bana dik dik baktı.

"Ha? Ne alakası var şimdi! Kendine okul idolü diyen birine bak sen!" diye düşünmeden lafı yapıştırdım. Hikari tek kelime etmeden üst üste bana karate vuruşları indirmeye başladı. Ahey, bu gerçekten acıtıyordu! "Şiddete başvuran kadın karakterlerin modası geçti artık, haberin olsun."

"Olsun, ben pes etmeyeceğim," dedi.

Pes etme tabii de şu huylarını gerçek hayata taşımasan olmaz mı?

Hikari etrafına bakınırken birden, "Hey, Natsuki-kun, eski okulların buralarda bir yerde mi?" diye sordu.

"Şu tarafa doğru bir on dakika yürüsek benim ortaokula varırız. İlkokulum da oralarda bir yerde."

"Uğrayabilir miyiz lütfen? Büyüdüğün yerleri çok merak ediyorum."

"Altı üstü dağ başındaki sıradan okullar, ilgini çekecek bir şey yok ki," diye uyardım.

Ama Hikari kararlıydı. "Olsun. Yine de gitmek istiyorum."

Yerleşim alanının ortasındaki okul görünene kadar bir süre yolda ilerlemeye devam ettik. "Geldik işte. Benim ortaokulum burası," dedim. Bayağıdır uğramamıştım buralara. Daha önce hiç görmediğim bir sürü yeni bina türemişti.

Hikari, "İnşaat mı var?" diye sordu.

"Şimdi hatırladım da yeni bir okul binası yapılacağını duymuştum sanki."

"O zaman şu eski bina senin okuduğun yer mi?"

"Evet, ben orada okudum."

"Vay canına. Anladım. Demek buradaydın..." O sıradan eski binaya ve etrafına baktı. Sahada beyzbol ve futbol takımları antrenman yapıyordu. Okul bahçesinde gezinirken, "Ortaokulda nasıl biriydin?" diye sordu.

"Hiiç arkadaşım yoktu. Silik, ezik bir tiptim işte," diye cevap verdim. Doğal olarak ona anlatabileceğim tek bir anım bile yoktu. Gerçekten hiçbir şeyim yoktu. Ortaokul yıllarımı yapayalnız tamamlamıştım.

"Ama ilkokulda arkadaşların vardı, değil mi? Miori-chan ile çocukluk arkadaşısınız sonuçta."

"Evet. Miori dışında iki yakın arkadaşım daha vardı. Biz dördümüz hep birlikte takılırdık."

Hikari yüzümü süzerek, "Peki... Madem arkadaşların vardı, nasıl yalnız birine dönüştün?" diye sordu.

"Biri okul değiştirdi, diğeri taşındı. Sonra da arayı arayı sormaz olduk. Üstüne bir de Miori ile kavga ettik. O olaydan sonra arkadaşlığımız tamamen bitti gibi bir şey oldu. Başka da arkadaşım yoktu zaten."

"Kavga mı ettiniz? Neden?"

"Benim yüzümdendi. Onu kendimden uzaklaştırdım." Aptalca kıskançlıklarım gibi aşağılık duygularım yüzünden Miori’yi incitmiştim. Dürüst olmak gerekirse bu konuyu çok fazla eşelemek istemiyordum.

Hikari ne hissettiğimi anlamış gibi sadece, "Anladım," dedi.

"Sonuç olarak, ortaokulda tek bir arkadaş bile edinemedim," dedim. "Buna çok pişman olduğum için liseye tertemiz bir sayfayla başlamak istedim. Kendimi değiştirip gün günlerimi eğlenerek geçirmek istiyordum."

Benim geçmişim hakkında konuşarak yürümeye devam ettik ve sonunda ilkokulumun önüne geldik. Binasından tut, gereksiz genişlikteki bahçesine kadar hiçbir şey değişmemişti.

Hikari, "Bana ilkokul günlerinden bahset. Miori-chan ile küçükken nasıl olduğunuzu merak ediyorum. Daha önce ona velet komutanı demiştin, değil mi?" dedi.

"Evet. O günleri uzun uzun anlatabilirim. Miori’nin şimdiki halini bildiğin için inanması zor gelebilir ama o zamanlar kafasına ne koyduysa yapan, kasıp kavuran bir tipti. Gerçekten..."

İlkokul günlerimden birkaç komik anı seçip anlattım. Hikari büyük bir keyifle dinliyor, kahkahalar atıyordu. Hepsi de Miori’nin beni oradan oraya sürüklediği hikayelerden ibaretti ama olsun.

İlkokulun yakınındaki bir parkın yanından geçtik; eskiden biz dördümüz orada sık sık oynardık. Hikari parka girip bir banka oturdu. Birkaç çocuk tırmanma parkurunda ve salıncaklarda oynuyordu. Eski günleri hatırlatmıştı.

Hikari, "Natsuki-kun, şimdiki zaman mı yoksa ilkokul günlerin mi daha eğlenceliydi?" diye sordu.

Hemen cevap veremedim.

Kısa bir duraksamadan sonra, "Özür dilerim," dedi. "Saçma bir soruydu. Karşılaştırılacak şeyler değil sonuçta."

"Yok canım, özür dileyecek bir şey yok," dedim. Hangisini daha çok seviyordum ki? Gerçekten bilmiyordum.

İlkokul günlerim benim için çok geride kalmış bir maziydi. Zihnimde sadece güzel anıların kalmış olması yüksek ihtimaldi. Belki de o anıları kendi kafamda güzelleştirmiştim.

"O zamanlar küçüktük. Şimdikinin aksine hiçbir derdimiz yoktu, ders çalışmak da canımızı çıkarmıyordu. O yüzden çok eğlenceliydi," dedim. "Ama yine de şu anki halimden daha çok keyif alıyorum. Liseye yeni bir tarzla giriş yapabildim, sizler gibi arkadaşlar edindim ve bak, şimdi sen yanımdasın. Hep istediğim gibi bir grupta sahneye bile çıktım, tüm çabalarımın karşılığını alıyorum." Ve sırf bu yüzden bu eğlenceli günlerin devam etmesini istiyordum. Miori bana pes etmememi söylemişti, bu yüzden çabalamaya devam etmeye karar vermiştim.

Hikari, "Natsuki-kun... Uta-chan ve Tatsuya-kun için endişeleniyorsun, değil mi?" diye sordu.

Başımı salladım. "Mümkünse aramızdaki ilişkilerin eskisi gibi olmasını istiyorum."

Hikari, "Uta-chan da aynı şeyi söyledi. Yeniden arkadaş olmak istiyor. Ama hislerini henüz tamamen söküp atamadığı için biraz daha zamana ihtiyacı var. Ortada özür dileyecek bir şey olmamasına rağmen... özür diledi," dedi. "Bence Uta-chan’ın duygularını netleştirmesini beklememiz gerekecek. Zaten kendisi de öyle söyledi; sana olan aşkını ve bana olan kıskançlığını basketbola gömeceğini söyledi."

"Bunları konuştunuz mu? Hiç haberim yoktu." Neyse, Uta ile Hikari yakın arkadaştı sonuçta. Elbette onunla benimle konuştuğundan daha çok konuşacaktı.

"Uta-chan çok güçlü biri. Benden kat kat daha güçlü." Hikari, tarif edemediği duyguları bastırmak istercesine elimi sıktı. "Tatsuya-kun’un aklından neler geçiyor hiç bilmiyorum ama. Sanki senden biraz uzaklaşıyor gibi, değil mi?"

"Sana da mı öyle geldi?"

"Bir şey mi oldu?"

"Aramızda bir nevi tartışma çıktı. Benim hatamdı." Okul festivali sırasında yaşananları Hikari’ye anlattım.

"Hiç haberim yoktu," dedi.

"Yani bu yüzden benden uzaklaşmasında bir sakınca yok. Aslında var tabii, var ama suç bende. Elden ne gelir ki? Beni asıl huzursuz eden şey..." Tatsuya'nın son zamanlardaki hallerini düşündükçe içime oturan o garip sıkıntıyı hatırladım. "Sanki... Nasıl desem, son zamanlarda hiç keyif almıyor gibi görünmüyor mu?"

Hikari gözlerini kırpıştırdı. "Doğru ya, sen söyleyince fark ettim. Son zamanlarda işini gücünü daha bir ciddiye alıyor, deli gibi ders çalışıyor diye düşünmüştüm. Ama eskisine kıyasla yüzü hiç gülmüyor."

Tam da dediği gibiydi. Nagiura Tatsuya neşeli, cıvıl cıvıl, gürültücü ve her daim gülen biriydi. Hislerini asla gizlemez, olduğu gibi yaşardı. Şimdiyse sanki kasvetli bir bulutun arkasına saklanmış gibi dalgın dolaşıyordu. Derslerine ve basketbola eskisine göre çok daha fazla asıldığı kesindi. Ama bu değişime gerçekten gelişim denebilir miydi?

"Şu anki halinden hiç hoşlanmıyorum," diye itiraf ettim. Onu bu noktaya getiren şeyin ne olduğunu az çok tahmin edebiliyordum. Biraz kalın kafalı olabilirim, dünyayı herkes kadar geniş bir pencereden göremiyor da olabilirim ama aynı hataları tekrarlamayacaktım.

"Peki ne yapacaksın?"

"Eski Tatsuya'yı geri getireceğim."

Baharın sonlarına doğru bizden nasıl uzaklaştığı geldi bir an aklıma. O zamanlar beni kıskanıyordu. Ama bu sefer durum farklıydı. Artık ileriye doğru bir adım atmak istiyordu. Ne var ki seçtiği yol yanlıştı. Birbirini yanlış yoldan döndürmeyecekse arkadaşlığın ne anlamı kalırdı ki?

"Şuna bak hele. Ne yapacağına çoktan karar vermişsin bile."

"Düne kadar ne yapacağımı bilemeyip kendi kendimi yiyip bitiriyordum ama sonunda kararımı verdim." Miori arkamdan itmeseydi belki de hala bocalıyor olacaktım. Kafamı öne eğip yas tutmak aptallıktı. Kısacası bana düşen tek şey önüme bakıp koşmaktı.

"Miori-chan sayesinde, değil mi?"

"Nereden bildin?"

"Özel bir sebebi yok. Sadece, 'Aman, kesin böyle olmuştur,' diye düşündüm," dedi Hikari sitemkar bir tonla, gözlerini gökyüzüne dikerek. "Pekala!" Enerjik bir hareketle sıçrayıp ayağa kalktı. "Güzel bir yürüyüş oldu, içim rahatladı. Hadi gidelim artık!"

Bana uzattığı eli tutup banktan kalktım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.