Tellerin Arasından Sızan Sesler

Gitar çantamı sırtıma geçirip eve döndüm. Namika tek kullanımlık tahta çubuklarla hazır ramenini hüpletirken bir yandan da televizyondaki eğlence programını izliyordu. Beni görünce sanki karşısında bir hayalet varmış gibi bakakaldı.

Ağzı erişte doluyken, "O-o ne öyle?" diye sordu. "Abiciğim?"

"Görünmüyor mu? Gitar işte."

"İyi de nereden çıktı şimdi bu? Çalabileceğinden şüpheliyim, yol yakınken vazgeç bence."

"İnsan daha yeni heveslenmişken hemen hayallerini baltalama!" diye çıkıştım. Abiciğim seni böyle biri olarak yetiştirdiğini hatırlamıyor!

"Grupta falan mı çalacaksın?"

"Evet, şimdilik plan bu."

"Anladım... Aa! Dur bir dakika, yoksa Ryomei’nin okul festivalindeki konser esnasında sahneye mi çıkacaksınız?!"

Bunu hiç düşünmemiştim. Doğru ya, okul festivali... Ekim ayının sonuna doğru değil miydi? 25'i ve 26'sı gibi sanki.

Hafif müzik kulübü ve katılmak isteyen diğer gruplar için açık hava sahnesinde canlı bir konser düzenleyeceklerdi. Sahne almak için harika bir fırsattı ama çalışmaya şimdi başlasak bile önümüzde sadece bir buçuk ay vardı. Daha grubun tüm üyelerini bile bulamamışken bu konsere katılmak bizi epey zorlardı.

Namika özlem dolu bir sesle, "Ryomei’nin okul festivaline gitmek istiyorum," dedi. "Eğer konsere çıkacaksan, sana bir kıyak geçip izlemeye gelirim."

"Şimdilik sahneye çıkmak gibi bir niyetimiz yok, o yüzden heveslenme boşuna."

"Yaaa..." Hayal kırıklığı sesinden okunan kız kardeşim, ilgisini yeniden televizyona verdi.

Odama çıkıp aldığım aksesuarları kutularından çıkardım. Amfi kablosunu, amfiyi ve gitarı birbirine bağladıktan sonra tellere şöyle bir vurdum. Allah'tan kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde yaşıyorduk. Evimizin kocaman bir bahçesi vardı ve diğer evlerle aramızda epey mesafe bulunuyordu. Bu yüzden komşuları rahatsız ederim diye endişelenmeme gerek yoktu. Yine de sesi çok açarsam aşağıdan Namika’nın çığlığını duymam işten bile değildi.

"Pekala... Hey, bu iş sandığımdan daha iyi gidiyor."

Aklımda kalan şarkı bölümlerini çalmaya başladım. Elbette parmaklarım henüz tam açılmamıştı ve eski formuma kavuşmak için sıkı çalışmam gerekecekti. Hafızamı zorlayıp hatırladığım melodileri öylece tıngırdatırken telefonumun melodisi sessizliği böldü. Ekrana baktığımda Hoshimiya Hikari’den gelen bir RINE araması olduğunu gördüm.

"Efendim?" dedim.

"A, Natsuki-kun? İyi akşamlar." Hoshimiya’nın hayat dolu sesini duymak içimi kıpır kıpır etmiş, beni mutlu etmişti. "Şimdi ne yapıyorsun?"

"Gitar çalışıyorum. Hani bir gruba katıldım ya, o yüzden." Tellere hafifçe vurdum. Gitar tınlayarak cevap verdi.

"Vay canına, gerçekten başlamışsın. Harikasın! Gitar çalabildiğini bilmiyordum."

"Pek çalabildiğim söylenemez aslında. Daha çok çalışmam lazım," dedim. Bence asıl harika olan sensin. Şimdiden koca koca romanlar yazıyorsun zaten.

"Yalnız, Natsuki-kun. Bunlardan bana hiç bahsetmemiştin." Sesinde hafif bir sitem vardı.

Kimseye bir şey söylememiştim ama savunma olarak şunu sunabilirdim; her şey bir anda gelişmişti, teklif edildiği an kendimi olayın içinde bulmuştum!

Hoshimiya konuşmasına devam etti. "Rock müzikten hoşlandığını biliyordum ama yine de bir grup kuracağını duymak beni şaşırttı."

Kısa bir duraksamanın ardından, "Benim için de sürpriz oldu," dedim. "Ama Serika beni davet edince, içimde bunu denemek isteyen bir şeyler kıpırdadı."

Bütün bunların kulağa ne kadar ani geldiğini biliyordum, dürüst olmak gerekirse bana da öyle geliyordu. Serika’nın çalışını kendi gözlerimle görmek beni derinden etkilemişti. Performansına hayran kalmıştım. Ben de onun gibi gitar çalabilmek istiyordum.

"Yani bu durum senin için de beklenmedik bir gelişme oldu?"

"Evet. Ama içten içe hep bir grupta olmak istemiştim zaten."

"Anlıyorum..." diye mırıldandı. "Bir rock grubu, ha? Ben o tarz şeylerden pek anlamam."

"Hoshimiya, sen müzik dinlemez misin pek?"

"Evet, pek dinlemem. Genelde bütün vaktimi okuyarak ve yazarak geçiriyorum."

Muhtemelen şu anda bile bir roman yazıyordu. Telefonun diğer ucundan ara sıra klavyenin tıkırtıları geliyordu.

"Eğer istersen sana birkaç şarkı önerebilirim," diye teklif ettim.

"Gerçekten mi? Tamam, dinlerim o zaman."

Yeni başlayan biri için çok ağır kaçacak şeyler önermemeliydim. Sevdiğim, melodisi daha yumuşak olan şarkılar... Aklıma gelen birkaç tanesini yazıp ona RINE üzerinden gönderdim.

Hoshimiya hemen dinlemeye koyuldu. "Ooo. Çok... gürültülü mü demeliyim? Ama kulağa hoş geliyor sanki?"

"Beğenmek için kendini zorlama. Herkesin zevki farklıdır."

Benim sevdiğim şarkıları onun da sevmesi şart değildi. Sonuçta farklı insanlardık, bu çok doğaldı.

Sakin bir ses tonuyla, "Biliyorum... ama sevmeyi öğrenmek istiyorum," dedi.

"Neden?" diye sordum. Rock müzikle pek alakası var gibi durmuyordu.

Kafamdan böyle gereksiz düşünceler geçerken, Hoshimiya aynı dinginlikle cevap verdi. "Çünkü senin sevdiğin şeyleri ben de sevmek istiyorum."

Nefesim kesildi. Hoshimiya benim gibi pısırık birini gerçekten bu kadar çok mu önemsiyordu?

"Sence de böylesi bizi daha mutlu etmez mi? Birlikte izleyip heyecanlanacağımız daha çok ortak noktamız olur," diye ekledi.

"Evet. Rock müziği sevmene çok sevinirim."

"Natsuki-kun, benim sevdiğim kitapları okuyup onların ilginç olduğunu söylediğinde çok mutlu olmuştum. Hikayeler hakkında konuşmaktan, fikirlerimizi paylaşmaktan büyük keyif alıyorum. Bu yüzden senin için aynısını yapmak istiyorum."

"Bu düşüncen beni çok mutlu etti ama gerçekten kendini zorlamana gerek yok."

"Biliyorum, biliyorum. İçimden gelmedikten sonra bir anlamı olmaz zaten." Biz konuşurken o da gönderdiğim listedeki şarkılara bakmaya devam ediyor olmalıydı ki birden heyecanla konuştu. "A, sanırım bunu beğendim. Flumpool’dan Hoshi ni Negai wo."

"Güzel seçim. Eğer onu beğendiysen, bunu da seversin. RINE’dan gönderiyorum şimdi."

Bir süre daha havadan sudan konuştuktan sonra Hoshimiya sordu. "Şey, Natsuki-kun. Siz nasıl şarkılar çalacaksınız?"

"Henüz kesin bir şey yok. Ama Serika’yı az çok tanıdıysam, kesinlikle seveceğim bir şeyler seçer," diye dürüstçe cevap verdim.

Hoshimiya, gücenmiş olduğu her halinden belli olan bir sesle homurdandı. "Serika-chan’a epey güveniyor gibisin. Kıskanmaya başladım bak."

B-bunu yüzüme karşı böyle pat diye söyleyince ne cevap vereceğimi bilemiyordum. Sevgisini bu kadar açık ve net göstermesi karşısında ne yapacağımı şaşırmıştım.

"Ama," diye devam etti, "madem bunu yapmaya karar verdin, seni sonuna kadar destekleyeceğim."

"Teşekkürler. Sana da kolay gelsin. Yeni romanına başladın, değil mi?"

"Evet. Senin incelediğin o dosyayı yeni yazarlar için düzenlenen bir yarışmaya gönderdim. Şimdi sonuçları bekliyorum. Boş durmayayım diye bir sonrakine başlayayım dedim... Bittiğinde okur musun?"

"Tabii ki. Yeni romanını okumak için sabırsızlanıyorum."

Hafifçe kıkırdadı. "Bu beni çok keyiflendirdi işte. Ben de sizin sahneye çıkmanızı sabırsızlıkla bekliyorum."

"Daha tüm üyeleri bulamadık bile, çıtayı çok yükseltme olur mu?"

"Yaaa? Natsuki-kun, kulağa çok pısırık geliyorsun ama. 'Bu iş bende!' falan dersen çok daha havalı olursun."

"Iııı... Haklısın. Bunu bir düşüneyim."

Hoshimiya son zamanlarda gerçek hislerini paylaşma konusunda çok daha cesur davranıyordu ve sözleri tam kalbime saplanmıştı. Evet, haklıydı... Her zaman pısırık tekiydim... Kararsızdım, kendime temkinli diyordum ama aslında korkağın tekiydim. Göğsümü gere gere "Bu iş bende!" diyecek özgüvenim yoktu. İflah olmaz bir adamdım ben. Kafamda dönüp duran bu olumsuz düşüncelerle sessizliğe gömüldüm.

Telefondan bir kıkırdama sesi yükseldi. "Modun mu düştü senin? Çok tatlısın, Natsuki-kun."

"Bu pek gururumu okşamadı doğrusu... Bir erkek olarak havalı olmak isterdim," dedim buruk bir sesle. Bir erkeğe tatlı demek de neyin nesiydi? Kafasından neler geçtiğini asla çözemiyordum. "Ben artık yavaş yavaş gitar pratiğine dönsem iyi olacak."

"Benim de banyoya girmem lazım zaten. Bu akşamlık bu kadar yeter," diyerek beni onayladı.

"Tamamdır, yarın görüşürüz."

"Hı-hı. İkimiz de elimizden gelenin en iyisini yapalım; ben romanımla, sen de müzikle."

Böylece birbirimizi onaylayıp telefonu kapattık. Hedeflerimiz farklı olsa da birbirimizin ne hissettiğini çok iyi anlıyorduk. Telefonumu yatağın üzerine fırlatıp gitarı tekrar elime aldım.

Havalı olmak istiyordum. En azından gitar çalarken havalı görünmek istiyordum. Güçlü, özgüven dolu, hiç çekinmeden "Seni seviyorum," diyebilecek biri olmak istiyordum. Aklımdan geçen tek şey buydu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.