Dört kişilik masada zaten oturmakta olan Serika’nın tam karşısına, Shinohara-kun ile birlikte geçip oturduk. Bizi fark edince kulaklıklarını çıkardı.
“Müzik mi dinliyordun?” diye sordum.
“BUMP’ın Yggdrasil albümünü. Tüm insanlığın bunu dinlemesi gerek, tek kelimeyle mükemmel bir albüm,” diye karşılık verdi.
“Seni çok iyi anlıyorum. Ne dinlersem dinleyeyim, dönüp dolaşıp yine ona geliyorum.”
Biz böyle havadan sudan konuşurken Nanase içeceklerimizi getirdi; bana sade bir kahve, Shinohara-kun’a ise kafe latte. “Grup toplantısı mı?” diye sordu.
“Daha çok Shinohara-kun’u aramıza katmaya çalışıyoruz diyelim,” dedim.
Shinohara-kun heyecandan zaten kaskatı kesilmişti ama bunu duyunca iyice irkildi.
“Doğru ya. Shinohara-kun hafif müzik kulübünde olduğunu söylemişti,” dedi Nanase.
“Hıhım. Seni daha önce kulüp odasında birkaç kez görmüştüm.” Serika duraksadı ve ekledi: “Galiba?”
“Yahu, bari bunu söylerken kendinden emin ol,” diye hemen lafa girdim. Serika’da her zamanki gibi nezaketin kırıntısı bile yoktu.
“S-Sorun değil... Özür dilerim, pek dikkat çeken biri değilimdir zaten...” Shinohara-kun kendiyle alay edercesine güldü.
G-Gözlerindeki ışık sönüyor!
Serika gayet rahat bir tavırla, “İşimize yarayacak bir basçı arıyoruz,” dedi.
Hey! İşimize yarayacak demene gerek yoktu!
“Ryomei öğrencisi olan, başka bir grupta çalmayan ve deneyimli bir basçıya ihtiyacımız var,” diye devam etti.
“Bu şartları taşıyorum aslında. Ne de olsa hafif müzik kulübünün elde kalan tek üyesiyim... Ha ha ha...” dedi.
Her fırsatta kendini aşağılamayı bırak artık! İnsan ne diyeceğini bilemiyor! Kendimi benzer şeyler söylerken insanların yüzünde oluşan o zoraki tebessümü hatırladım. Demek o zamanlar hepsi böyle hissediyordu... Kendini bu kadar yerin dibine sokmak hiç de iyi bir alışkanlık değildi.
“Shinohara-kun, adın buydu değil mi? Grubumuza katılmak ister misin? Daha yeni kurulduk, henüz bir ismimiz bile yok. Hedefimiz okul festivalindeki konser esnasında sahne almak,” dedi Serika.
“Davetiniz için teşekkür ederim,” diye söze başladı, “ama benim gibi birini istediğinizden emin misiniz? Pek iyi değilimdir. Dürüst olmak gerekirse, sizin beceri seviyeniz düşünülürse pek uyumlu bir eşleşme sayılmam...”
“Endişeni anlıyorum ama ben de aynı durumdayım. Gel beraber sıkı çalışalım,” diyerek onu yüreklendirmeye çalıştım.
“Haibara-kun, sen bir dahisin... Bu yüzden eminim kısa sürede bana fersah fersah fark atacaksın.”
“Yok artık, hiç de öyle değil. Hem zaten çok karamsar yaklaşıyorsun,” dedim.
“Ö-Özür dilerim... Yapım böyle benim... Ha ha ha...” Shinohara-kun’un etrafını kasvetli bir hava sardı.
Serika ise istifini hiç bozmadan, soğuk bir sesle öneride bulundu: “Şimdilik sadece bir dene, ne kaybedersin? Eğer ilgini çekerse, sonrasını o zaman düşünürsün.”
Mantıklı bir fikir. Önce birlikte bir prova yapmamızın hepimiz için faydalı olacağını düşünüyordum.
Shinohara-kun endişeli gözlerle etrafı süzdü, ardından önündeki kafe latteyi bir dikişte Yutkunur gibi bitirdi. “D-Deneyeceğim! Olur değil mi?! Tabii siz de beni kabul ederseniz!” Beklenmedik derecede yüksek çıkan sesi yüzünden kafedeki tüm müşteriler başını çevirip bize baktı.
“Elbette!” dedim gülümseyerek.
Serika ise tek kelime etmeden ona başparmağıyla onay işareti verdi.
Vokalist, gitarist, basçı ve davulcu... Bir şekilde ihtiyacımız olan herkesi toplamıştık. Son derece sıra dışı bir gruptuk ve kafamda soru işaretleri vardı ama her şeyden önce içimi müthiş bir heyecan kaplamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.