Kalbimdeki Maskenin Ardı

Okulumuzun giriş töreninde onu ilk gördüğümde, ne kadar havalı biri olduğunu düşünmüştüm. Uzun boylu ve ince yapılıydı; Ryomei üniforması üzerine tam oturmuştu. Yakışıklı bir yüzü vardı, özenle şekillendirilmiş saçları insanda hoş bir izlenim bırakıyordu. Hepsinden öte, o şaşırtıcı derecede sakin tavrı beni kendine çekmişti.

Aynı sınıfa düştüğümüzü, hatta bir şekilde aynı arkadaş grubuna girdiğimizi fark ettim. Dürüst olmak gerekirse... Beklediğimden çok farklı biri çıktı. O dingin halleriyle sinsi tavırları arasındaki uçurum sarsıcıydı; üstelik o kasıntı hareketleri bir noktadan sonra sinir bozucu olmaya başlamıştı. Sadece bana karşı sergilediği o ısrarcı yakınlaşma çabalarından da pek hoşlanmıyordum.

Bir ara herhalde benden hoşlanıyor diye düşündüm ama pek de umursamadım; ona herkese nasıl davranıyorsam öyle davrandım. Zamanla hakkındaki fikrim değişmeye başladı. Her şeyi yapabilirmiş gibi görünüyordu ama belki de aslında beceriksiz tekiydi. Bunu fark ettiğim an ona karşı merakım daha da arttı.

Kendi dünyamda yarattığım senaryoya göre ben okulun idolüydüm, bu yüzden hayatıma özel birini almaya niyetim yoktu. Yine de onunla yakınlaşabileceğimizi düşünmüştüm; tabii bana aşkını ilan edemeyeceği kadar bir mesafe bırakarak. RINE üzerinden mesajlaşırken bir bakmışız aniden telefonlaşmaya başlamışız... Gün geçtikçe doğal bir şekilde onun hakkında daha çok şey öğrenmek ister oldum.

Aşk değil bu; sadece merak. Derslerde ve sporda bu kadar başarılı olması, yemek yapmaktan şarkı söylemeye kadar her türlü hobiyle ilgilenmesi ilgi çekiciydi. Tüm bunları kusursuzca yapabiliyorken aynı zamanda sakar, kalın kafalı ve özgüvensiz olması çok tuhaftı.

Zihnim bu tür şüphelerle doluyken onu çatıda Tatsuya ile tartışırken gördüğümde hiç şaşırmadım. Aksine, içimi bir kabulleniş duygusu kapladı.

Gündelik davranışları aslında bir maskeden ibaretti. Lise hayatına hızlı bir giriş yapmak adına kendini değiştirmiş, bunu saklamak için de gereğinden fazla kasmıştı. Rol yaptığı hepimiz tarafından öğrenilince, Natsuki-kun yanımızda çok daha rahat davranmaya başladı. Tamamen kendi gibi değildi belki ama en azından daha cana yakın biri olmuştu. Kendini dönüştürmek için bu kadar çabalaması da bir nebze sevimli geliyordu. O günden sonra onunla daha sık konuşmaya başladım.

Natsuki-kun romanlar hakkında çene çalmamı dinlemekten zevk alıyor gibiydi, hatta önerdiğim kitapları bile okuyordu. Nelerden hoşlandığımı anlaması ve kitap zevklerimizin uyuşması çok hoşuma gidiyordu. Söylediği şeylere hak verip sık sık, "Ne demek istediğini anlıyorum!" diyerek ona katılmak beni mutlu ediyordu.

Natsuki-kun beni sinemaya davet ettiğinde, sanki bir randevuya çıkmakta tereddüt ediyormuşum gibi davrandım. O da hemen sanki bu bahaneyi önceden hazırlamış gibi Miori-chan ve Reita-kun'un da davetli olduğunu ekledi. Muhtemelen bana sormadan önce bir plan yapmıştı. Bir an için bu hevesi beni ikileme düşürse de aklımdan Uta-chan geçti. Hiç açıkça söylememişti ama Natsuki-kun'a aşık olduğunu herkes anlayabilirdi. Onunla yakınlaşmamızdan hoşlanacağını hiç sanmıyordum.

Uta-chan'ı seviyordum. Onun yanındayken bitmek bilmeyen neşesi günümü aydınlatıyordu. Benim gibi sahte birine bile yola devam etme enerjisi veriyordu. Onunla sonsuza dek dost kalmak istiyordum. Aşkın dostluğumuzu mahvetme ihtimali vardı, bu yüzden Natsuki-kun'un hislerini reddetmeliydim.

Mantıken ne yapmam gerektiğini biliyordum. Ancak bunu bilmeme rağmen, çift randevusu günü yaklaştıkça bir yanım heyecanla doluyordu. Ne giyeceğim konusunda kararsız kalıp aynanın karşısında defalarca kıyafetlerimi kontrol ederken, Natsuki-kun'a ilgi duyduğumu artık inkar edemez hale gelmiştim. Yine de duygularımı bastırmaya çalıştım.

Kendimi ondan uzaklaştırdım ve moralinin bozuk olduğu zamanlarda tüm enerjimi Uta-chan'a destek olmaya adadım. İçimde kök salan o karmaşık duyguları görmezden geldim. Uzaktan Natsuki-kun ve Uta-chan'ın her geçen gün daha da yakınlaşmasını izledim. Temmuz başındaki bir hafta sonu, Tanabata festivaline baş başa gittiklerini öğrendiğimde... Şok olmuştum. Bir yanım sarsılmıştı. Kalbimin bir köşesinde bu kadar yakınlaşmayacaklarını sanıyordum. Natsuki-kun'un sonsuza dek sadece bana bakacağını düşünmüştüm. Uta-chan'ı reddedeceğini varsaymadığımı söylersem yalan olurdu.

Ben berbat biriyim. İçimdeki o korkunç parça, Uta-chan'a karşı bir üstünlük hissetmişti. Ama kız herkesin gözünde bariz bir şekilde tatlıydı. Ona olan sevgisini bu kadar açıkça gösteren dünya tatlısı bir kıza hangi erkek kayıtsız kalabilirdi ki?

O soğuk ve sert gerçek sonunda yüzüme çarptı. Bunu fark etmekte çok geç kalmıştım. Natsuki-kun ve Uta-chan arasındaki o hava herkese, "Hadi artık sevgili olun!" diye Çığlık atar dedirtecek cinstendi. O an hem yıkılmış hem de rahatlamış hissettim. Artık her şey huzurla çözülecek, ne yapacağımı düşünmeme gerek kalmayacaktı. Kendi kendime, ondan vazgeçmek için mükemmel bir fırsat, dedim. Evet, ona olan duygularım o kadar büyümüştü ki artık bırakmak için kendimi ikna etmem gerekiyordu. Bu hisleri bir kenara itip ikisini de desteklemeye karar verdim.

Fakat bir yaz günü, ailevi meselelerim yüzünden boğulurken yardım istemek için Natsuki-kun'a ulaştım.

Ona güvenmeyi ben seçmiştim. Kafedeki hesabı ödemeyi unuttuğumu bahane ederek onu görmeye gittim; zayıf düştüğüm o an Natsuki-kun'a sığındım. Biliyordum ki onun gibi nazik biri bana yardım ederdi. Utanç verici ama kendi sorunlarıma o kadar gömülmüştüm ki başka şeyleri düşünecek halim yoktu. Geriye dönüp baktığımda, Natsuki-kun'un evinde gecelemek çılgınca bir karardı. Babamla aramdaki buzlar eridiğinde, Natsuki-kun'a olan hislerimin artık zapt edilemeyecek kadar büyüdüğünü anladım. Sahile gittiğimiz gün gözlerim gayriihtiyari hep onun üzerindeydi, bu beni çok utandırıyordu.

Hoshimiya Hikari, Haibara Natsuki'ye aşıktı. Bunu kabul etmek zorunda kalmıştım. O benim ilk aşkımdı.

Onunla vakit geçirmek istiyordum. Sevgili olmak, bana sarılmasını hissetmek... Zihnim bu düşüncelerle doldukça kalbim daha da ağırlaşıyordu... Çünkü Natsuki-kun'u seven tek kişi ben değildim.

Uta-chan etrafında olup bitenlere karşı çok dikkatliydi. Muhtemelen Natsuki-kun'a olan hislerimin değiştiğini fark etmişti.

Yine de Natsuki-kun'a o sözü verdim: "Kararımı verdim. Uta-chan'a yenilmeyeceğim." Çünkü artık duygularım hakkında yalan söylememeye karar vermiştim. Uta-chan ile konuşabilmek için önce kendi içimde bu kararlılığı göstermem gerekiyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.