İçecekleri almayı bitirince, bizi sıcak bir şekilde karşılayan diğerlerinin yanına döndük. Reita hiçbir şey olmamış gibi herkesle normalce konuşuyordu. Onun güvenine layık olmalı ve çok çalışmalıydım. Travmamı aşacak ve Tatsuya ile iyi arkadaş olacaktım!
“Oh be, yeniden canlandım!” Uta, bir yudum aldıktan sonra haykırdı.
“Uzun zaman olmuştu fiziksel aktivite yapmayalı. Çok yorucu,” diye inledi Nanase.
“Ah ha ha! Yui-Yui, eminim yarın kas ağrılarından inleyeceksin!” Uta takıldı. Uta, Nanase’ye de ne ara böyle tuhaf bir lakap taktı ki? diye düşündüm.
“Bana sadece Yui diyebilir misin?” Nanase, yorgunluğuna rağmen itirazını zar zor dile getirebildi. Okulda o kadar ağırbaşlı ve duruşu o kadar kusursuz ki, bu hali ferahlatıcı bir görüntüydü.
“Vay canına, bu Nanase’den nadir görülen bir durum,” dedim.
Hoshimiya genişçe sırıttı ve ekledi: “Yuino-chan okulda sadece havalı takılıyor. Bu, yanımızda rahatladığının kanıtı!”
“Öyle mi? Eğer doğruysa bu beni mutlu eder,” dedim, hafif, alaycı bir ton kullanmaya çalışarak.
Nanase utangaçça bizden başka yöne baktı. “En başta havalı davranmaya falan çalışmıyorum ki…”
Kahretsin, çok tatlı! Eyvah, Hoshimiya’ya olan tek yürekli bağlılığım bir an sarsıldı.
Neşeli ve popüler diğer çocukların aksine, Nanase’nin farklı bir havası vardı. Kolayca heyecanlanan tiplerden olmayan, havalı bir güzel gibiydi. Bu yüzden, bizi gizlice iyi arkadaşları olarak görmesi, çok daha vurucu bir etki yaratıyordu.
“Pekala, yakında yola çıkmalıyız.” Herkes susuzluğunu giderince Tatsuya hevesle ayağa kalktı.
“Neeey? Biraz daha dinlenelim,” diye yakındı Hoshimiya.
“Dürüst olmak gerekirse, ben gitsek de olurum…” Nanase onayladı.
Reita saate bir göz attı ve “Daha fazla dinlenirsek zamanımız kalmaz. Siz ikiniz biz oynarken rahatlayın isterseniz?” dedi.
Tatsuya, onların konuşmalarından habersiz, uzaklara işaret etti. “Ya şimdi ya hiç! Basketbol sahası nihayet boş!”
“Oooh! Nihayet!” Uta da ayağa kalktı, gözleri heyecanla parlıyordu. İkisi, hiçbir şeyi umursamadan birlikte koşarak uzaklaştılar.
Tüm gün farklı oyunlarla uğraşmıştık ama basketbol sahasını boşken yakalamayı henüz başaramamıştık. Bir oyunu bitirdiğimizde, başka bir grup her zaman sahayı kullanıyordu. Sanırım Tatsuya molamız sırasında sahaya göz kulak olmuştu.
“Dün kulüp antrenmanında basketbol oynamadılar mı?” Şaşkınlıkla başımı yana eğdim.
Hoshimiya kıkırdadı. “Basketbolu gerçekten çok seviyorlar.”
“Antrenman yapmakla eğlence için oynamak farklıdır sonuçta. Onları anlıyorum,” dedi Reita ve sonra katılmak için ayağa kalktı.
“Tamam o zaman, biz de yakından izleriz,” dedi Nanase.
“Kulağa hoş geliyor.” Ona baktım. “Adamım, Nanase, yere yığılmak üzeresin sanki!”
“Biraz fazla kendimi kaptırdım,” diye nefes nefese kaldı.
“Arkadaşlarınla takıldığın için mi çok heyecanlandın?” Hoshimiya takıldı.
“Hikari, sessiz ol!” Nanase tersledi.
Hoshimiya ve Nanase’nin neşeli atışmaları, Reita ve beni gülümsetirken Tatsuya ve Uta’nın peşinden gittik. İkisi zaten istedikleri yerden basket atmaya başlamışlardı.
“Al, Natsuki!” Reita bana bir top attı.
Topu yakalar yakalamaz anılarıma daldım. Basketbolu severdim; kulüpte üç koca yıl kalmamın bir nedeni de buydu. Üniversitede bile yalnız başıma özenle basket atmayı çalıştım. Pekala, belki de çok boş zamanım olduğu içindi!
Topu ritmik bir şekilde sektirdim. Zaman sıçramasından bu yana ilk kez basketbol topuna dokunuyordum ama birkaç ay antrenmansız kalmakla dribbling hissimi kaybetmezdim. Top ellerime tam oturdu.
Ancak şut atmak farklı bir hikâyeydi. Dribbling’in aksine, şut atmak iki üç gün pratik yapmazsanız kolayca kaybedilen hassas bir dokunuş gerektiriyordu. Yedi yıllık tecrübem olmasına rağmen, atış yapma yeteneğime olan güvenimi zaten kaybetmiştim.
Hiç güvenim yok. Hiç! Ama yine de bir basketbolcunun içgüdüsüne sahibim. Üç sayılık çizgiye kadar dribbling yapıp panyaya odaklandığım anda fark ettim ki, “Oh, bugün formdayım!”
“Ha? O harika!” Hoshimiya’nın şaşkınlıkla haykırdığını duydum.
Üç sayılık çizgisinin hemen önünden bir şut atmıştım ve top panyaya değmeden fileyi delercesine temiz bir şekilde girdi, file hafifçe sallanıyordu. Şaşırmadım ya da bir şey olmadı; iyi durumda olduğumu anlayabiliyordum. Topun parmaklarımdan çıktığı andan itibaren gireceğini biliyordum.
Basketbol topu doğrudan ellerime geri sekti. “Top hafif,” diye mırıldandım. “Hayır, hafif olan benim vücudum mu?”
Top olağanüstü hafif geliyordu, belki de günlük egzersizlerimin bir başka faydası olarak. Bu yüzden onu bu kadar kolay idare edebiliyordum. Üç sayılık atışlar, basketbol topunun ağırlığı nedeniyle zor atışlardı. Normalde dizlerimi bükmem ve topu atmak için tüm vücudumun gücünü kullanmam gerekirdi. Ancak bugün, sadece hafif bir sıçrama ve bileğimi bükerek topu içeri sokmuştum.
Vay canına, fiziksel olarak formda olmak gerçekten harika! Bir şut daha attım. Top, parmaklarımdan bir kez daha nazik, rahat bir hareketle ayrıldı.
Gireceğinden emindim.
Tam bunu düşündüğüm anda, top bir başka temiz vuruşla çemberden geçti. “Hmm.” Üniversitede bu kadar büyük bir fark yaratacağını bilseydim antrenman yapardım! Şimdi anlıyorum neden en iyi oyuncuların sürekli çalıştığını. Güçlü bir vücut, teknikler için sağlam bir temel oluşturur. Şu an tam da bunu hissediyorum.
“Vay canına?! Natsu! Süper harikasın!” Uta haykırdı.
Düşüncelerimden sıyrıldığımda herkesin heyecanlandığını gördüm. Uta’nın gözleri parlıyordu ve bana doğru yaklaşıyordu. Herkes çok etkilenmiş görünüyordu.
“V-Vay canına, Natsuki. Basketbol hobin mi?” Reita bile şaşkın görünüyordu.
Elbette şaşırdılar, diye düşündüm. Kulübe hiç girmemiş bir basketbol çaylağı, az önce üst üste iki üç sayılık atış yaptı. “Evet, öyle bir şey. Ah, hiç bahsetmemiş miydim?” Havalı davranmaya çalıştım.
“Bahsetmedin! Vay canına, harikaydı! Neden basketbol kulübünde değilsin ki?!” Uta övgü yağdırıyordu ve rahatsız edici derecede yaklaşıyordu. Ondan tatlı bir koku geliyordu ve bu kalbimin güm güm atmasına neden oldu. Uta’nın çocuksu olmasına rağmen gerçekten bir kız olduğunu kabul etmek zorunda kaldım.
“Ah, şey, daha önce hiç kulüpte bulunmadım da…”
“Ve bu kadar iyi misin?! Sen bir dahisin!” dedi.
Bu tuhaf düşünceyi hemen çürütmeliyim! Onlara yeniden başlamamdan bahsedemem ama açıkça bir acemi değilim. Miori, ortaokulda basketbol kulübündeydim dersem yalan söylediğimi anlar. Ayrıca, Tatsuya muhtemelen okulumla çok kez oynamıştır, bu yüzden Mizumi’nin takımında olmadığımı kesinlikle biliyordur.
Kendimi toparladım ve bir bahane uydurdum. “Evimin yakınında basketbol potası olan bir park var. Orada çok takılırdım.”
Teknik olarak yalan değildi. İlk seferinde gerçekten de orada çok pratik yapmıştım. Onlara yalan söylemek istemediğim için kelimelerimi dikkatle seçmiştim.
“Basketbol kulübüne katılmalısın! Değil mi, Tatsu?!” Uta daha da enerjik bir şekilde haykırdı. Tatsuya yanıt vermeyince başını yana eğdi. “Tatsu?”
Onun bakışlarını takip ettim ve Tatsuya’nın kısılmış gözlerle bana baktığını gördüm.
“Şey, T-Tatsuya? Ne oldu?” diye sordum.
Tatsuya keskin bir nefes aldı ve ters bakışını geniş bir sırıtışla gizledi. “Ah, hiçbir şey. O kadar şaşırdım ki donup kaldım. Gerçekten bir canavarsın, dostum.”
O-Oh. Sadece şaşırmış. Bir an endişelenmiştim. Bu beni korkuttu!
“İtiraf etmeliyim ki, uzun zaman olduğu için daha da eğlenceli.” Topu potaya doğru sektirip bir turnike attım. Bacak gücüm artmıştı, bu yüzden beklediğimden daha yükseğe zıpladım ve topu sokmak daha kolay oldu. Evet, bu harika hissettiriyor!
“Değil mi?! O zaman basketbol kulübüne katıl! Şimdi!” Uta, agresifçe de olsa beni teşvik etti.
“H-Hmm… Basketbol kulübü, öyle mi? Ama tecrübem yok, biliyorsun?”
“Sorun olmaz! Zaten sadece bir haftalık antrenmanı kaçırdın, bu yüzden anında alışırsın!”
Uta bir adım ileri atıyor, ben bir adım geri çekiliyordum. Bu küçük ileri geri oyununu oynarken, düşünceler zihnimde hızla yarışıyordu. Nasıl reddedeceğim? Basketbol kulübü… Of, tam bir çile olacağını biliyorum! Artık daha iyi davranabilirim ama geçen seferki gibi muhtemelen yedek kulübesi ısıtıcısı olacağım ve hiçbir maça çıkamayacağım…
“Ah, doğru, yarı zamanlı bir işe gireceğim, bu yüzden biraz zor olabilir sanırım,” dedim, hatırlayarak.
“Ne? Gerçekten mi? Ne yetenek israfı. Değil mi, Tatsu?” Uta destek için Tatsuya’ya döndü.
Tatsuya parmağında rahatça top çevirirken, “Şey, onu gerçekten oynarken görmeden bilemeyiz. Bir amatör için kesinlikle iyi ama kulübümüzde yeterli olup olmayacağını bilmiyorum. Ah, buldum. Neden ben seni test etmiyorum?” dedi. Tatsuya topunu Uta’ya fırlattı ve beni yanına çağırdı.
“Teke tek oynayalım. Üç sayıya ulaşan kazanır!” Tatsuya bana meydan okudu, küstahça gülümseyerek. Sırıtışından, ona çok yakışan bir özgüven akıyordu. Ve bu, becerileriyle destekleniyordu. Tatsuya, Ryomei’nin kozuydu.
Ancak bu, onun üçüncü yılına kadar olmayacaktı. Belki de Tatsuya’yı şimdi, henüz lise öğrencileriyle antrenman yapmaya yeni başlamış bir birinci sınıfken yenebilirdim. Lisedeki üç yıl boyunca sadece yedek olsam da, bu tecrübem vardı ve üniversitedeki dört yıl boyunca düzenli olarak şut çalışması yaptım! Tatsuya sadece ortaokuldan beri oynuyordu; şimdi ona göre çok daha fazla tecrübem vardı.
“Kulağa eğlenceli geliyor. Hadi yapalım,” diye kabul ettim. Komik ses çıkarmaya çalışsam da, eteklerim zil çalıyordu. Tatsuya ile teke tek oynamaktan korkuyordum.
Hadi ama! Reita’nın beklentilerini karşılamaya karar vermemiş miydim? Geçmiş travmamı aşma zamanı. Bu, Tatsuya’ya karşı açıkça kaba! O hiçbir yanlış yapmadı. Eğer bunu aşmak istiyorsam, burada dik durmalı ve onu yenmeliyim.
Topu sakin ve rahat bir şekilde sektiriyordum, sanki her an hücuma geçebilecekmişim gibi.
“Hadi Natsu!” Uta tezahürat yaptı. “Tatsu’ya iyi bir ders ver!”
"Natsuki-kun, yapabilirsin!" Hoshimiya da tezahürat etti. Herkes maçımızı izliyordu.
"Hey! Kimse bana tezahürat etmeyecek mi?!" Tatsuya hışımla sordu.
"Basketbol takımında olduğun için bunu bir handikap say," genişçe sırıtarak söyledim.
"Herhalde öyle olması gerekiyor," Tatsuya başını kaşıyarak içini çekti.
Sandalyelerin olduğu tarafa doğru baktığımda, gözlerim Hoshimiya'nınkilerle buluştu. Yumruğunu göğsüne kaldırmış gülümsüyordu; bu, beni neşelendirmek için yaptığı küçük bir jest olmalıydı. Burada ona iyi yönümü göstermeliyim.
"Hazır mısın?"
"Gel bakalım," diye karşılık verdi Tatsuya.
Başka biriyle oynamayalı dört yıl geçmişti ama o hissi içgüdüsel olarak hatırladım. Daha da iyisi, vücudum eskisinden çok daha güçlüydü. Tam olarak istediğim gibi hareket ediyordu – hayır, hatta istediğimden bile hızlı hareket ediyordu.
Anında sabit driplingden çıkıp Tatsuya'yı çalımladım. Çevikçe sağından sıyrılıp kolay bir turnike attım.
"Bu da ne... Cidden mi şimdi?"
Ayak hareketlerin üstünse başka süslü tekniklere ihtiyacın yoktu. Basit bir ileri dripling yeterliydi; bu, en büyük silahındı. Tatsuya bana bunu geçmişte öğretmişti.
Büyük ihtimalle üç sayılık atışlardan çekiniyordu. Bu mantıklıydı, zira az önce arka arkaya iki tane atmıştım. Bu yüzden beni sıkı savunuyordu ve bu da yanından kolayca sıyrılmamı sağlamıştı.
"Sıra sende." Topu Tatsuya'ya hücum etmesi için verdim.
Topu yakalar yakalamaz sağa feyk yapıp sola doğru ilerledi. Ama bunu tahmin etmiştim. Ne de olsa Tatsuya'nın en sevdiği hücum modeliydi bu. Onunla tam üç yıl antrenman yapmıştım; tüm alışkanlıklarına aşinaydım. Sağa feyk yaptığını gördüğümde soldan geleceğini biliyordum ve sol elimi uzattım. Top, tam zamanında elimle buluştu ve onu sektirmeden alıp kendime kaptım.
"Ne?!" Tatsuya şaşkınlıkla haykırdı. "Şans mıydı o?"
En iyi hareketini daha kullanmaya fırsat bulamadan engellemiştim. Elbette şaşırmıştı.
"Yarısının içgüdü olduğunu söyleyebiliriz sanırım."
Sıra yine bendeydi hücumda. Sağa feyk yaptım, topu bacaklarımın arasından geçirip solundan sıyrıldım ama Tatsuya, gurur duyduğu o kaslarıyla bu sefer bana yetişti. Ama şu an güç konusunda ona yenilmezdim. Şut atmak için zorlamayı düşündüm ama bunun yerine sağa dönerek bir çengel atışı yaptım. Sağdan attığım çengel atışlarım pek isabetli değildi ama bir şekilde içeri girdi.
Açıkçası, soldan attığım çengel atışlarım daha da kötüydü ve fadeaway atışlarım o kadar berbattı ki bahsetmek bile istemiyordum. Güç mücadelesinde ayakta kalabileceğime güveniyordum ama güçlü dripling konusunda pek antrenmanım yoktu. Kısacası, az önce attığım şut kıl payı girmişti ama Tatsuya benim güçlü ve zayıf yönlerimi bilmediği için birçok seçeneği göz önünde bulundurmak zorundaydı. Bu yüzden bir adım yavaştı. Benim içinse durum tam tersiydi, zira onun oyun tarzına çok aşinaydım.
"İki oldu," hafifçe gülümseyerek söyledim.
Tahmin etmiştim. Üçüncü sınıf Tatsuya'ya karşı hiç şansım olmazdı ama birinci sınıf Tatsuya'nın çok kusuru var. Benim gibi yeteneksiz biri bile yeterli tecrübeyle ve alışkanlıklarını okuyarak şans bulabilir. Gerçi Tatsuya savunmada her zaman kötüydü, bu da işin bir parçası.
Ancak zayıf savunmasını telafi etmek için hücumu ise—
"Beni hafife alma sakın. Şimdi ciddiye alıyorum," dedi Tatsuya topu alırken.
Hızlı! Ve çevik. Daha ben hareket edemeden yanımdan sıyrılıp geçti. Sağdan geleceğini tahmin etmeme rağmen hiç tepki veremedim. Tatsuya'nın driplingi her zaman inanılmaz derecede yere yakın olmuştur... O koca vücudunu bu kadar iyi kontrol edebilmesine her zaman hayran kalmışımdır.
Alışkanlıklarını okuduğumu bilinçsizce fark edip, tepki veremeyeceğim kadar hızlı hareket etmeye mi karar verdi? Eğer öyleyse, asımıza şapka çıkarmak gerek. Onun içgüdüsü ve yeteneği başlı başına bir lig.
Ama bu sefer sana bırakmayacağım! Hoshimiya'nın önünde hava atmak istiyorum ve... bir kez olsun, sadece bir kez, seni yenmek istiyorum.
Tatsuya ile aynı pozisyonda, uzun forvet olarak oynamıştım ve onun yedeği olduğum için hiçbir resmi maçta yer almamıştım. Tatsuya en son ana kadar benimle arkadaş kalmıştı. Ne kadar küstah bir piç olsam da, kelimenin tam anlamıyla herkes benden nefret edene kadar beni savunmuştu. Yalnız kaldıktan sonra, zorbalığa uğramamamın ve basketbol takımında kalabilmemin tek nedeni, tamamen Tatsuya sayesindeydi.
Takımın ası ve kaptanıydı, sosyal merdivenin çok üst basamaklarında duran biriydi ve yine de kimsenin bana çöp muamelesi yapmasına izin vermemişti. Benden nefret ederdi ve zorunda kalmadıkça benimle konuşmazdı ama beni takımdan atmak için asla hiçbir şey yapmadı. Bir kez bile.
Gençliğim griydi. Bundan daha kötüye gitmemesi tamamen Tatsuya sayesinde. Geçmişim tamamen karanlığa gömülebilirdi. Teşekkür ederim, Tatsuya.
"Üçüncüsü geliyor. Hadi bakalım, Tatsuya."
Ondan bu kadar korkmamın nedeni, lise başlangıcımın fiyasko olduğunu bana zorla fark ettirmesi değil, fazla göz kamaştırıcı olmasıydı.
Bu yüzden ondan çekiniyorum. Çünkü eşit olduğumuzu düşünmüyorum. Benden tekrar nefret etmesinden korkuyorum. Ve bu... bu muhtemelen herkes için geçerli. Buradaki herkesin benden tekrar nefret etmesinden korkuyorum. Reita, Uta, Hoshimiya ve Nanase... Hepsi benden daha nazik, daha komik, daha havalı ve daha sevimli. Onlarla rekabet bile edemem. O kadar göz kamaştırıcılar ki. Bu yüzden onları bu kadar çok sevsem de onlardan korkuyorum ve bu durum en çok Tatsuya'ya karşı davranışlarımda belirginleşiyor.
Elimde değil. Liseye bu kadar çok dönmek istememin nedeni...
Hak etmediğimi bilsem de popüler bir çocuk olmak için bu kadar çok çalışmamın nedeni...
...seninle arkadaş olmak istememdi! Kapmak istediğim o gökkuşağı renkli gençliğin içinde senin de olman gerektiğini biliyorum. Tam burada, şimdi, geçmiş travmamı aşacak ve Tatsuya'yı yeneceğim!
Zamanı geldi. Bacak arasından, sağa dripling. Dön ve içeri kat et, sonra tereddüt ediyormuş gibi dripling yap ve dön. Peki, şimdi nasıl hücum etmeliyim? Ama ben kafamda hücumumu planlarken vücudum çoktan havada dans ediyordu bile. Bazen şutu sokmak için düşünmeyi bitirmeden atış yapmak gerekir.
Vücudum tek bir akıcı hareketle ilerledi ve bileğimi hafifçe çevirmemle top, çembere değmeden bir kez daha içeri süzüldü. Şuuut! File üçüncü kez nazikçe sallandı. Tatsuya driplingime karşı tetikte olduğu için bu mükemmel bir oyundu.
"Oh be!" diye sevinçle haykırdım. Kazandım! İlk üç sayıyı ben attığım için Tatsuya'nın tekrar oynamasının bir anlamı yoktu. Burada en fazla iki basket atabilirdi, yani beraberlik şansı kalmamıştı.
"Bok! Ciddi misin sen?" Tatsuya hayal kırıklığıyla haykırdı.
İkimiz de sahaya yığıldık. Bolca enerjim olduğunu sanıyordum ama nefesimin kesildiğini fark ettim. Bu kadar ciddiyetle oynamak insanı gerçekten yoruyordu. Vücudum aniden terlemesi gerektiğini hatırlamış gibi oluk oluk terlemeye başladım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.