Giriş töreninin üzerinden bir hafta geçmişti. Nisan ayının ortasında bir Cuma günüydü ve nihayet öğrenci olmaya alışmıştım. Liseyi ikinci kez deneyimlediğim için alışacak bir şey yoktu diyebilmeyi isterdim ama o kadar çok şeyi unutmuştum ki, her gün yepyeni ve tazeydi.
Matematik öğretmeninin tekdüze sesi sınıfta yankılanıyordu. Pencereden esen bahar meltemi harikaydı. Sınıfa her göz attığımda, bir başka öğrencinin uyukladığını görüyordum. Günün altıncı ve son dersiydi, herkes yorgun olmalıydı.
Matematik öğretmeni saate bakıp, “Bu problem bugünkü ödeviniz. Dersimiz burada bitiyor,” dedi. Tam da o sırada, ders bitiş zili çaldı.
“Yaşasın, özgürüz!” Tam önümde oturan Uta, kollarını havaya kaldırdı.
Esneyerek, “Ne kadar da enerjiksin, Uta,” dedim. Bana döndü ve dirseklerini masamın üzerine koydu.
“Yarın hafta sonu! Sonunda! Sonsuza dek beklemiştim! Her tek gün ders çalışmaktan bıktım usandım! Nihayet tüm gün basketbol oynayabilirim!” Uta, kız basketbol kulübüne ilk katıldığında olduğu kadar coşkuyla haykırdı.
Reita arkamdan, kitaplarını toplarken mırıldandı: “Sonra Pazartesi dersler yeniden başlayacak ve döngü baştan alacak.”
“Tam da mutlu olmaya başlamışken hevesimi kursağımda bırakmasan olmaz mıydı?!” Uta, sunduğu acımasız gerçeği kaldıramayarak başını tuttu.
“Kanka, yarın antrenman bile yapamazsın.” Tatsuya, az ötedeki bir kaç sıradan Uta’ya haberi verdi. Kaşlarını çatarak ona baktı, neden bu kadar heyecanlı olduğuna anlam verememişti.
Uta boş boş ona baktı. “Ne demek istiyorsun?”
“Dinlemiyor muydun? Yarın spor salonunda tadilat var, bu yüzden hiçbir kulüp antrenman yapamayacak,” diye açıkladı ona.
“Öğretmenimiz bugün sınıf saatinde duyurdu.” Reita başını salladı.
“A-A evet. Sanki hatırlıyorum gibi! A-Ama sorun değil; bugün yine de antrenman yapabilirim!” dedi. Kederden çökeceğini sanmıştım ama o, başını kaldırıp coşkuyla yumruklarını havaya salladı. “Ama bu, hafta sonu yapacak hiçbir şeyim olmayacağı anlamına geliyor,” diye fark etti. “Ne yapmalıyım?”
“Peki, Uta-chan, birlikte takılmak ister misin?” Hoshimiya, aynı sevimli gülümsemesiyle Uta’ya bir davetle birdenbire ortaya çıktı.
“Gerçekten mi? Çok isterim! Hadi gidelim! Vay be, Hikarin ile bir randevu'ya çıkacağım!”
“Neden hepimiz birlikte takılmıyoruz?” diye önerdi Tatsuya. “Benim de yapacak hiçbir şeyim yok.”
“Neee?! Olamaz! Tatsu, Hikarin ile randevu'ma engel olmaya mı çalışıyorsun?”
“Şimdi, şimdi, Uta-chan. İkinizin de hafta sonları boş olması nadir bir durum. Hep birlikte dışarı çıksak daha eğlenceli olmaz mı?” Hoshimiya mantıklı bir şekilde konuştu.
Nanase yanımıza gelip kayıtsızca, “Hikari gidiyorsa ben de giderim. Cumartesi boşum,” dedi. Hoshimiya’nın başını okşamaya başladı. Geçtiğimiz hafta içinde, Nanase’nin Hoshimiya’ya fazlasıyla düşkün olduğunu fark etmiştim.
Hoshimiya bana döndü. Bir an benden ne istediğini merak ettim, ta ki hafta sonu için bir planım olup olmadığını öğrenmek istediğini fark edene kadar.
“Ben de boşum. Kulüpte değilim, o yüzden Cumartesi ya da Pazar fark etmez,” diye çabucak yanıtladım.
Oh be, az kalsın. Hafta sonları kimsenin beni davet etmeyeceğini hep varsaydığım için sesimi çıkarmayacaktım. Bu benim orijinal lise hayatım değil – o anıların beni ele geçirmesine izin vermeyi bırakmalıyım!
“Peki ya sen, Reita-kun?” diye sordu Hoshimiya.
Reita kararsız görünüyordu, kollarını kavuşturdu. “Bu hafta sonu normal antrenmanım var ama Cumartesi öğleden sonra takılabilirim.”
Spor salonundaki tadilat spor kulüplerini durdurmuştu, ama sadece kapalı alan kulüplerini. Reita futbol kulübündeydi, bu yüzden tabii ki antrenmanı devam ediyordu.
“A evet. Hoshimiya, hafta sonları kulüp aktivitelerin var mı? Edebiyat kulübüne katılmıştın, değil mi?” diye sordu Tatsuya.
Başını salladı. “Evet, katıldım ama hafta içi sadece iki kez buluşuyoruz. Hafta sonları her zaman takılabilirim. Gerçi çok fazla dışarı çıkamam, yoksa annem ve Yuino-chan bana kızar.”
“Hikari’yi kendi haline bırakırsam notları düşer, hem de anında! Gözümü ondan ayırmamam gerek.” Nanase kollarını kavuşturdu ve kibirli bir şekilde burnunu çekti.
Bu, Uta’nın genişçe gülümsemesine neden oldu. “Ah ha ha, sanki iki annen varmış gibi!”
“Bana ablası deseydin olmaz mıydı?” Nanase dudak büktü.
Normal olgun havasını bırakıp çocukça davrandığında ne kadar da sevimli oluyor, diye düşündüm.
“Tamam, ayrıntıları sonra'ya bırakabiliriz. Sınıfı temizlemeyi bitirmeliyiz, yoksa…” dedi Reita.
Altıncı dersten sonra öğrenciler sınıfı temizlemek için gruplara ayrıldı. Her birimizin yerleri süpürmek, çöp'ü atmak veya tahtayı silmek gibi kendi görevleri vardı. Biz altımız sohbet ederken sınıf arkadaşlarımız çoktan işe koyulmuştu. Sınıfımız ne kadar da iyi çocuklarla doluydu! Temizlik görevlisi kimseyi temizlik için darlamak zorunda kalmazdı.
Hepimiz Reita’nın önerisine uyup, bir an için işlerimize koyulmak üzere dağıldık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.