Şırrr.
Şııırrr...
Kulağına çalınan bu tuhaf sesle birlikte, bacaklarının ılık bir suya gömüldüğünü hissetti Yuuma.
Nemli bir kumsalın üzerinde uzanıyordu. Yanaklarını okşayan rüzgar, genzini yakan o tanıdık kokuyu taşıyordu. Bu...
Deniz kokusuydu.
Yuuma gözlerini araladı.
Vakit alacakaranlık mıydı? Gökyüzü kızıla kesmişti. Hayır, Yuuma bir şeylerin ters gittiğini hemen fark etti. Görüş alanını tamamen kaplayan o uçsuz buçaksız gök, yapay denecek kadar canlı, çiğ bir kırmızıya boyanmıştı. Renklerin arasında ne bir geçiş ne de bir ton farkı vardı. Hiçbir gün batımı böyle görünemezdi.
Yuuma yavaşça doğrulup etrafına göz gezdirdi.
Sağında ve solunda, gözün görebildiği son noktaya kadar uzanan beyaz kum tepeleri vardı. Önünde ise ucu bucağı olmayan bir su kütlesi, bir okyanus seriliyordu. Dalgalar kıyıya vuruyor, Yuuma’nın çıplak ayaklarını durmaksızın yıkıyordu. Kendi bedenine baktığında tamamen çıplak olduğunu gördü. Yine de nedense bu durum zerre kadar umurunda değildi.
Başını tekrar yukarı kaldırdı.
Kızıl gökyüzünde kayan yıldızlar, göktaşları süzülüyordu. Uzaklardaki gök gürültüsünü andıran bir ses eşliğinde kavisler çizerek düşüyor, ufkun ötesinde kayboluyorlardı. Yuuma gözlerini kısıp baktığında, o yönden göğe yükselen devasa duman sütunlarını seçebiliyordu.
“Yıldızlar... düşüyor...” diye fısıldadı.
“Evet, düşüyorlar,” dedi yanındaki ses.
Yuuma başını çevirdiğinde, az önce kimsenin olmadığı yerde başka bir çocuğun durduğunu gördü.
Boyu posu, saç tıraşı Yuuma’yla aynıydı. O da tıpkı Yuuma gibi anadan doğma çıplaktı. Ancak görülebilenler bu kadardı. Çocuğun zayıf, çıplak bedeni yarı saydam bir haldeydi; silüeti yaz sıcağında titreyen seraplar gibi dalgalanıyordu. Yuuma çocuğun yüzünü net bir şekilde seçemiyordu.
Bu çocuk ne tanıdığı birine benziyor ne de sesi kulaklarına aşina geliyordu. Yine de Yuuma, onun kim olduğuna dair en ufak bir endişe duymuyordu. Bakışlarını yeniden ufuk çizgisine çevirdi.
“Çok fazlalar... Bu kadar çok yıldızın düşmesi normal mi...?”
“Öyle mi görünüyor?” dedi çocuk, dudaklarını alaycı bir şekilde büküp dişlerini göstererek gülerken. “Bu meteor yağmuru, sizin insanlarınızın P-T Sınırı dediği şeyden sorumlu. Permiyen Dönemi’nin sonundaki o devasa yok oluş bu. Yakında yerkabuğu parçalanacak, magmanın patlamasıyla volkanik püskürmeler uzaya kadar ulaşacak. Bu gerçekleştiğinde, bu gezegendeki yaşamın yüzde doksan beşi son bulacak.”
“Bu korkunç... Bir şeyler yapmalıyız...!”
Yuuma ayağa kalkmaya yeltendi ama çocuk keyifle kahkaha attı.
“Ha ha ha... Hevesini kırmak istemem ama yapabileceğin hiçbir şey yok. Bu saatten sonra bunu durdurmak için ya bir melek ya da bir iblis olmak gerekir. Kaldı ki... şimdi gördüğün her şey bundan iki yüz elli milyon yıl önce yaşandı. Aslına bakarsan, eğer bu devasa yok oluş gerçekleşmeseydi, sizin türünüz, yani modern insanlar asla doğmayacaktı... Yuuma.”
Kendi ismini duyunca Yuuma ıslak kumların üzerine geri çöktü ve gözünü ayırmadan çocuğun yüzüne baka kaldı.
“Sen... kimsin...?”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.