Houghtow Şehri — Flio’nun Evi
Flio’nun evi, Houghtow şehrinin dış mahallelerinde boy gösteriyordu. Bir zamanlar tek katlı, mütevazı bir kulübe olan bu yapı, Flio’nun büyü yeteneklerini kullanarak yaşam alanını genişletmesiyle artık yerin altında iki bodrum katı bulunan, üç katlı devasa bir binaya dönüşmüştü. Dahası, evin içine kalıcı bir genişletme büyüsü yapılmıştı; bu da içerisinin, dışarıdan bakan birinin hayal bile edemeyeceği kadar ferah olmasını sağlıyordu.
Ana binanın hemen arkasında, iki katlı taştan küçük bir yapı daha vardı. Flio, Elinàsze, Hiya ve diğerleri; Fli-o-Rys Market’te satılacak yeni ürünlerin araştırma, geliştirme ve seri üretim aşamalarını burada yürütüyorlardı.
İki katlı atölyenin odalarından birinin ortasında, Elinàsze işaret parmağını havaya kaldırmış duruyordu. Araştırmalarına gömüldüğü zamanlarda adet olduğu üzere, saçlarını üstünkörü bir at kuyruğu yapmış, üzerine de oldukça sade, rüküş kıyafetler geçirmişti. Gözlerinin önünde büyük bir büyü çemberi dönüyor, parmağının hareketlerine uyumlu bir şekilde bazen hızlanıp bazen yavaşlıyordu. Çemberi bir süre dikkatle inceledikten sonra, önünde süzülen parşömen parçasına notlar aldı.
“Evet, anladım...” diyerek memnuniyetle başını salladı. Elini indirmesiyle büyü çemberi de kayboldu. “Büyü akışını yüzde yirmi oranında değiştirerek, standart bariyerlere kıyasla verimlilikte yüzde otuzluk bir artış gözlemleyebiliyoruz. Muazzam bir keşif sayılmaz ama yine de kaydetmeye değer.”
Elinàsze bir sandalyeye çöküp içeriği gözden geçirirken parşömene yazmaya devam etti. Ardından parşömeni yakındaki masaya bıraktı ve önünde yeni bir büyü çemberi oluşturdu. Elini çemberin tam içine daldırıp içeriyi kurcaladı ve koca bir deste parşömeni çekip çıkardı.
Elinàsze elindeki desteye bakıp şaşkınlıkla ıslık çaldı; bu kadar çok şeyi ne ara bir araya getirdiğine şaşırmıştı. “Büyü araştırmalarımda bu kadar sayfa yazdığımın farkında bile değildim!” diye mırıldanarak, son yazdığı parşömeni de destenin en altına ekledi. Elini hafifçe sallayınca tüm deste havaya yükseldi. Parlak bir ışıkla sarmalanan parşömenler, ışık söndüğünde ciltlenmiş bir kitaba dönüşmüştü.
“Bu herhalde 135. cilt olacak. Galiba bunlardan bayağı bir fazla yaptım...” Elinàsze yeni biten kitabın sayfalarını karıştırırken kendi kendine konuşuyordu. “Eğer bu kitap satılacaksa şuraya bir illüstrasyon eklemeliyim... şu kısım da biraz daha açıklama istiyor sanki...”
Elinàsze kitapta böyle eksik noktalar gördükçe elini sallıyor, kitap tekrar ışıklara bürünerek içine yeni metinler ve sayfalar ekleniyordu.
Elinàsze’nin araştırmalarını özetlediği bu büyü kitabı serisi, sadece Klyrode Kalesi’ndeki büyücüler arasında değil, iblisler arasında da günün konusu haline gelmişti. Kısa sürede Fli-o-Rys Market’in en çok satan ürünlerinden biri olmuşlardı. Ancak Elinàsze, insanların neden bu kadar heyecanlandığını pek anlamıyordu.
“Bu araştırmaların çoğu tamamen kendi keyfimce yaptığım şeyler...” diyerek son büyü kitabını kontrol ederken kaşlarını çattı. “Bunun satılıyor olması fikri hala biraz tuhaf geliyor.”
Houghtow Şehri — Flio’nun Evi
Flio’nun evi, Houghtow şehrinin dış mahallelerinde boy gösteriyordu. Bir zamanlar tek katlı, mütevazı bir kulübe olan bu yapı, Flio’nun büyü yeteneklerini kullanarak yaşam alanını genişletmesiyle artık yerin altında iki bodrum katı bulunan, üç katlı devasa bir binaya dönüşmüştü. Dahası, evin içine kalıcı bir genişletme büyüsü yapılmıştı; bu da içerisinin, dışarıdan bakan birinin hayal bile edemeyeceği kadar ferah olmasını sağlıyordu.
Ana binanın hemen arkasında, iki katlı taştan küçük bir yapı daha vardı. Flio, Elinàsze, Hiya ve diğerleri; Fli-o-Rys Market’te satılacak yeni ürünlerin araştırma, geliştirme ve seri üretim aşamalarını burada yürütüyorlardı.
Flio, atölyenin odalarından birinde, kollarını ileri uzatmış bir sandalyede oturuyordu. Önünde oluşturduğu büyü çemberi, bir büyülü canavardan alınmış kemik örneğini sarmalamıştı. Parmaklarını hareket ettirmesiyle, kemiğin bir kısmı anında parçalanıp toza dönüştü.
Flio’nun ellerinin işleyişini hayranlıkla izleyen Hiya, “Yüce Olan’a yaraşır bir ustalık,” diye mırıldandı. “Trajedi Tsunchinorko’su kemiklerinden bu kadar zahmetsizce tıbbi toz üretebilecek tek kişi sizsiniz.”
“Yok canım, abartma!” diye karşılık verdi Flio, o her zamanki uysal gülümsemesiyle. “Eminim sen de bunu tek başına halledebilirdin, değil mi Hiya?”
Hiya, “Belki parçalayabilirdim,” dedi. “Ancak sizin yaptığınız gibi onu tıbbi toza dönüştürüp rafine etmek benim için imkansız.”
“O-O kadar mı...?” Konuşurken Flio kalan kemiklerin tamamını ince bir toz haline getirdi ve masanın üzerindeki büyülü şişeye doldurdu. “Tamamdır,” diyerek şişenin kapağını memnuniyetle onaylarcasına kapattı. “Bugünlük bu kadar yeter.” Ardından Hiya’ya döndü. “Bu arada Hiya, bu ilaca ne isim versek diye düşünüyordum da...”
“Öyle mi?” dedi Hiya. “Nihayet uygun bir isim bulabildiniz mi?”
Flio, içi toz ilaçla dolu şişeye bir göz attı. “Şuna ne dersin... Süper Ultra Ekstra Etkili İyileştirme İlacı Artı?” diye sordu, içtenlikle genişçe sırıtarak. “Bence bu isim ilacın ne kadar etkili olduğunu açıkça ortaya koyar, üstelik kulağa sempatik de geliyor!”
Hiya’nın yüzü bir anda kaskatı kesildi. Yüce Olan’ın büyü yetenekleri gerçekten olağanüstü... diye düşündü. Ama isim koyma duyusu söz konusu olduğunda sınıfta kalıyor...
Flio, parlayan gözleri ve samimi gülümsemesiyle Hiya’nın cevabını beklerken, Hiya sadece öylece baka kaldı. Fli-o-Rys Market’in yeni ilaçları için düzgün bir isim bulması, kuşkusuz daha epey vakit alacaktı.
Houghtow Şehri Dış Mahalleleri
Bir gün, küçük bir grup Houghtow şehri yakınlarındaki bir göl kıyısına geldi. Aralarında, beyaz bir hırka giymiş Klyrode’un Bakire Kraliçesi de vardı. Bu özel bir gezi olduğu için Ellie kimliğine bürünmüştü; geniş kenarlı bir hasır şapka ve etrafındakilerin onu tanımasını engelleyecek kalın çerçeveli yuvarlak gözlükler takmıştı. “Buranın büyülü canavarların uğrak yeri olduğunu duymuştum...” dedi, manzaraya gözlerini dikerek. “Burası aslında tehlikeli bir yer değil miydi?”
“Bir zamanlar öyleydi galiba!” dedi Garyl, yanına gelip Ellie’nin bakışlarını takip ederek. Küçük kız kardeşi Rylnàsze büyük bir hızla oradan oraya koşturuyordu. Rylnàsze’nin hemen arkasından psikoyırtıcı ayı formundaki Sybe, onun peşinden ailenin geri kalanı ve Felaket Ayısı Tybe geliyordu. En arkada ise obada yaşayan büyülü canavarlardan oluşan bir kuyruk vardı. Canavarlarda en ufak bir saldırganlık belirtisi yoktu. Aksine, sanki dünyadaki tek arzuları Rylnàsze ile keyifli bir öğleden sonra geçirmekmiş gibi görünüyordu.
“Hadi gelin herkes!” diye şakıdı Rylnàsze. “Biraz eğlenelim!”
Garyl, “Büyülü canavarlar eskiden babam ve annemden o kadar korkarlardı ki yanlarına bile yaklaşmazlardı,” dedi. “Ama son zamanlarda Rylnàsze ile oynamak için uğrar oldular. Yani anlayacağın, buralar artık hiç de tehlikeli değil.”
“İnanılmaz...” dedi Ellie, gördüklerine inanamayarak. “Rylnàsze’nin evcilleştirme yeteneklerinin ne kadar sıra dışı olduğunu biliyordum ama buna kendi gözlerimle şahit olmak gerçekten akıl alır gibi değil. Ne diyeceğimi bilemiyorum...”
Garyl, “Abisi olarak bir yanım onun sıradan küçük bir kız gibi davranmasını istiyor,” diyerek bıyık altından güldü ve burnunun ucunu kaşıdı. “Ama bütün o büyülü canavarlarla koşturup eğlenmek Rylnàsze’ye çok daha fazla yakışıyor, sence de öyle değil mi?”
“Haklısın, öyle deyince ben de katıldım,” dedi Ellie, başıyla onaylayarak.
Tam o sırada Wyne havaya sıçradı ve yüzünde koca bir sırıtışla Ellie’nin hemen arkasına kondu. “N’apıyosunuz-n’apıyosunuz?!” diye çıkıştı. “Ellie-Ellie, sen de oyna-oyna! O kadar yol geldin, değil mi? Hadi çabuk ol, yüz-yüz!”
Wyne, Ellie’nin hırkasını kavradığı gibi sertçe üzerinden çekip aldı. Ellie’nin şansına, hırkasının altına bikini tarzı bir mayo giymişti de mahremiyeti korunmuştu. Ancak şanssızlığı şuydu ki; Wyne hırkayı o kadar sert çekmişti ki bikinisinin bağları o hengamede çözülmüş, hırkayla beraber mayo üstü de sıyrılıp gitmişti...
! ! ! ! ! !
Ellie, göğüslerini kapatmak için hızla ellerine davranırken, sessizce çığlık atarak ağzı bir karış açık kaldı.
“B-Bakmıyorum! Bakmıyorum!” diye bağırdı Garyl. Bu beklenmedik gelişme karşısında yüzü kıpkırmızı olmuş, kafasını başka yöne çevirmişti. “Wyne!” diye azarladı kız kardeşini. “Ne yapıyorsun sen?!”
“Ah ha ha!” Wyne, elindeki hırkayı bir bayrak gibi sallayarak göle doğru koşarken kahkahalar atıyordu. Kumaşın arasından Ellie’nin bikini üstü de şöyle bir görünüp kayboluyordu. “Herkes yüzsün-yüzsün!”
O günden sonra Garyl ve Wyne arasında yaşanan o kovalamacanın efsanelere konu olduğu söylenir.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.