Dönüş yolundaki marketten iTones kartlarını çılgınca alabilmek için, mesaj aracılığıyla okulda bana teslim edilmesini rica etmem, kendi adıma iyi bir hamleydi diyebilirim.
Hafifçe güler. "Geçen ay konser de vardı, epey kazanmıştım, o yüzden bu sefer cömert davrandım, biliyor musun? Paran yetmezse ya da istediğin bir şey olursa, o zaman yine söyle olur mu?"
"Ha? Gerçekten mi!?"
"Elbette! Kazu-kun'un ricasıysa, ben her şeyi yaparım!"
"Vay be!"
Ne kadar da sevindirici şeyler söylüyor böyle.
O zaman çekinmeye gerek yok. Hemen söylendiği gibi istediğim şeyleri çocukluk arkadaşımdan talep ettim.
"O zaman söyleyeyim, ben yeni bir akıllı telefon istiyorum. Yakında çıkacak en son modelle değiştirmek istiyorum. Parasını öder misin?"
"Eeeh, daha geçen gün eğlenirken değiştirmemiş miydin? Henüz erken değil mi?"
"Ama ya, tasarımı çok iyiydi. İsteyiverdim işte, elden bir şey gelmez, değil mi? Hadi, lütfen. Bir şekilde telafi ederim, yapabilirsem ama."
Benim bu ısrarıma karşı isteksizlik gösteren Yukina'nın tepkisi, herkesin doğal bulacağı bir şeydi.
Ama ben biliyordum, bu çocukluk arkadaşımın benim ricamı reddetmeyeceğini.
"Hımm. Ama işte..."
"Hadi! İşte böyle! Ne olursa olsun istiyorum! Lütfen Yukina-san! Yalvarırım al bana! Hayatımın ricası!"
Ellerimi birleştirip, yaltakçı bir tavırla tekrar rica ettim.
Elbette, içtenlikle rica etmiyordum. Hayatımın ricası gibi şeyleri ben defalarca yapmıştım.
Normalde anlaşılacak türden, açıkça bir numara olduğu kesindi. Çocukları bile kandıramazdım herhalde.
Ama Yukina farklıydı. Bana bakıp hafifçe iç çekti.
"Hımm, bu kadar rica edilirse elden bir şey gelmez artık."
"Oh, o zaman!"
"Evet. Tamam. Bir dahaki sefere birlikte alışverişe gidelim mi? Ben de değiştireceğimden, aynısından alalım, olur mu?"
Ne kadar da harika şeyler söylüyordu. Çocukluk arkadaşı olmanın faydaları işte. Gerçekten minnettarım.
"İşte bu Yukina! Ne kadar da anlayışlısın—" "Bi, biraz bekler misin!"
Keyifli bir ruh haliyle Yukina'yı övmeye çalışmıştım ama aniden bir müdahale geldi.
Bakışlarımı çevirdiğimde, orada şaşkın bir ifadeye sahip nakil öğrenciyi gördüm.
"Bu da ne, Ijuin. Tam da iyi bir yerdeydik, engel olmamanı isterdim ama."
"Ah, üzgünüm... değil! Kazuma-sama! Siz, Setsuna-sama'ya ne söylüyorsunuz böyle!?"
Aniden konuşmamıza dalan nakil öğrenciye istemsizce sinirlendim ama Yukina da aynı şekildeydi anlaşılan.
Adımı söyleyen, tanımadığım gösterişli kıza sadece bir anlığına gözlerindeki ışıltı sönmüş bir bakış attı.
"Kazuma-sama...? Kazu-kun, bu ne demek? Bu kızla ne ilişkin var? Hem, bu kız kim? Benim bilmediğim bir kızla ne ara yakınlaştın?"
Ardı ardına sordu. Her zamankinden farklı görünen çocukluk arkadaşıma biraz şaşırsam da gizleyecek hiçbir şeyim yoktu.
"Hım? Ah, Yukina bilmiyor muydu? Bu, bugün bizim sınıfa nakil gelen öğrenci. Adı da..."
"Ben Ijuin Reika! 'Dimension Stars!' hayran kulübü No. 007! 'Damenz', yani Setsuna-sama'nın kocaman, kocaman, kocaman hayranlarından biriyim! Ah, Setsuna-samaaa! Uzun zamandır sizinle tanışmak istemiştim!"
Dürüstçe cevap vermeye çalışan sözümü keserek, Ijuin, Yukina'nın önüne atıldı.
Hiçbir kusuru olmayan, mükemmel bir hareketti. Gafil avlandığım için de konuşma zamanını kaçırdım.
"Şey..."
"'Damenz'in ilk single'ı, 'Seni Kesinlikle Besleyeceğim Deklarasyonu!'... O ilahi şarkıyı duyduğumdan beri, 'Damenz' aklımdan bir an bile çıkmadı! O an, tüm vücudumda bir şok ve elektrik akımı hissettim! Ve anladım! Bu şarkının, hayır, 'Damenz' ile karşılaşmamın benim kaderim olduğunu! 'Dimension Stars!'ı Japonya'nın, hayır, dünyanın bir numaralı idol birimi yapmak benim doğuştan gelen görevim! Bunu fark ettiğimden beri, 'Damenz'i tüm gücümle, tüm ruhumla desteklemeye devam ettim. Aynı zamanda Setsuna-sama'ya hep hayranlık duydum! Ama sadece bununla yetinemeyip, Ijuin Zaibatsu'nun gücünü kullanarak Setsuna-sama'nın geçmişini takip ettim ve sonunda nakil bile oldum... Çok üzgünüm. Ne olursa olsun, sizin yakınınızda olmak istemiştim de...!"
Böyle tam bir sapıkça açıklamayı kendi ağzıyla itiraf edip, bir çırpıda sayıp döken Ijuin.
Nedense duygusallaşmış gibi gözyaşları döküyordu ama böyle şeyler söylenen Yukina'nın kendisi için sadece kafa karışıklığı vardı herhalde.
Gerçekten gözleri etrafta geziniyordu ve oldukça zor durumda olduğu belliydi.
"Şey, teşekkür ederim...?"
"Hayır, öyle değil! Benim keyfi bir hareketimdi! Elbette, verdiğim rahatsızlık için özür dilerim. Bundan sonra 'Damenz'i bizim Ijuin Zaibatsu'nun tüm gücüyle destekleyeceğim! Ne zahmetten ne de paradan asla kaçınmayacağım! Önce Japonya'nın bir numaralı idol birimi olup dünyayı kasıp kavurduktan sonra, er ya da geç dünyaya açılalım! 'Dimension Stars!' ve Setsuna'nın adını dünyaya duyuralım! Ve sonunda, dünyanın bir numaralı idolü olalım! Siz öyle olmanız gereken birisiniz! Hayır, eğer öyle olmazsanız, o zaman dünya anormal demektir!!!"
Ijuin tamamen heyecanlanmıştı. Gözleri de dönmüştü. Tam da tapılacak efendisine kavuşmuş bir mürit gibiydi.
Yukina elbette, sınıf arkadaşları da bugün kaçıncı kez olduğunu bilmedikleri bir şekilde şaşkınlıktan donakalmıştı.
Ama ben cesaret edip Ijuin'e konuşmaya karar verdim. Ijuin'in şu anki halini bir kenara bıraksak bile, merak ettiğim bir şey vardı çünkü.
"Ijuin, şu Ijuin Zaibatsu mu? Sanırım dünyanın sayılı zenginlerinden olduğu söylenen seviyede, aşırı zengin bir yer, değil mi?"
Ijuin Zaibatsu denince, Japonya'nın değil, dünyanın sayılı büyük şirketlerinden biri olarak ünlüydü.
Endüstri, finans, tıp ve eğlence gibi geniş bir yelpazede iş yapıyorlardı. Televizyon reklamlarında adını görmediğimiz gün olmayan büyük bir zaibatsu'ydu. Japonya'da Ijuin ailesinin etkisi altında olmayan hiçbir şirket olmadığı bile söylendiğine göre, ölçeği tahmin edilebilir.
O noktaya gelince artık para para doğurur ve hiçbir şey yapmasalar bile paranın sonsuzca aktığı bir dünyanın sakinleri olmalıydılar. Birkaç nesil sonrasına kadar rahatça yaşayıp eğlenebilecekleri bir servete sahip oldukları kesindi.
Böylesine süper zengin Ijuin Zaibatsu'nun hanımefendisi destek verirse, 'Damenz'in geleceğinin parlak olması artık garanti gibi bir şeydi.
"Evet, öyle... Daha doğrusu, siz! Setsuna-sama'dan ne tür bir talepte bulunuyorsunuz böyle!"
"Ne?"
"Az önceki sözlerinizi unuttuğunuzu söylemenize izin vermem! Neydi o öyle! Setsuna-sama'ya adeta bir dilenci gibi aşağılıkça musallat olup...! Kazuma-sama, Setsuna-sama ile tam olarak ne ilişkiniz var sizin!?"
Sesini yükselterek sorgulayan Ijuin. İnanılmaz bir öfkeyleydi ama öyle dense bile...
"Ne ilişkimiz var dense bile, ben ve Yukina sadece çocukluk arkadaşıyız. O Yukina'dan harçlık alıp, akıllı telefon istediğim için almasını söylüyorum, değil mi? Ayrıyetten garip bir şey de söylemiyorum ki."
İdol olduğumdan beri, her ay Yukina'dan 'harçlık' alabiliyorum.
Veriyorsa, reddetmek de ayıp olur, minnetle almak insanlık hali değil mi?
Söz de verdik, hem de günlük hayatta idol olarak faaliyetlerini destekleyen bir çocukluk arkadaşı olarak harçlık almak son derece doğal bir hak diye düşünüyorum ama.
"Değil mi, Yukina da öyle düşünüyorsun?"
"Evet. Öyle, değil mi? Bence özellikle bir sorun yok."
"Hayır hayır hayır! Büyük sorun var! Saçmalık bu! Neden Takanashi-san'dan istiyorsun ki! Akıllı telefon değiştirmek falan, onu ailene söyleyip aldırabilirsin! Çocukluk arkadaşı da olsa başkasından, üstelik sınıf arkadaşından istenecek bir şey değil, asla değil!"
Benim fikrime Yukina katıldı ama bu sefer Sayama yandan lafa girdi.
Ne oluyor be, hepsi birden. Sağduyu diye bir şey bilmiyorlar mı acaba?
Sınıf arkadaşlarının haksız sorgulamalarına maruz kalınca, istemsizce bir iç çektim.
"Ne diyorsun be. Ailem almaz ki. Bizimkiler cimri. Geçen sefer Yukina'ya aldırttığımda bile, tayinde olmalarına rağmen taa yurt dışından telefon edip dırdır ettiler, biliyor musun? 'Öyle iyi bir kıza rahatsızlık verme' diye."
"Hayır, tabii ki söylerler! Takanashi-san da almamalıydı! Öyle bir zorunluluğu yok ki, idol olarak kazandığı parayı kendi için kullanmalı!"
"Kesinlikle! Setsuna-sama bir erkeğe böyle para yedirmemeli! Böyle yaltaklanmaya ihtiyacınız yok! Siz 'Damemenz'in merkezi olarak, idol dünyasının zirvesinde durup, herkesi emrinize amade kılacak konumdasınız!"
Sayama ve Ijuin aynı anda lafa daldı. Anlaşılan benim açıklamalarıma ikna olmamışlar.
"Hmm, öyle deseniz bile... Kazu-kun'u rahat ettirmek için idol oldum, o yüzden Kazu-kun'un her isteğini yerine getirmek isterim. Benim için hiç sorun değil, hatta daha çok para yedirmek istiyorum. Paramın hepsini veririm, hatta ben olmazsam yaşayamayacak kadar yozlaşmasını isterim."
"Setsuna-sama!?"
"Ne diyorsun Takanashi-san! Böyle yaparsan bu herif beş para etmez bir insan olmakla kalmaz, parazit bir pislik olur!? Resmen bir pislik olur öyle biri! Bu yanlış, insanlık adına!!"
"Ne kadar da kaba konuşuyorsun be."
Arkadaşımın hakaretine istemsizce laf soksam da kimse beni dinlemiyordu. Herkes Yukina'ya takılmıştı.
Ama asıl Yukina bana takılmış gibiydi, bana dönüp gülümsediğinde,
"Evet, asalaklık iyi, değil mi? Kazu-kun'u bir ömür boyu besleyeceğime söz verdim. Kazu-kun çaresiz bir pislik olursa benden başkasına güvenemez, hatta bu harika olur, değil mi? Asla benden ayrılmaz, ben de kimse tarafından rahatsız edilmeden Kazu-kun'a sonsuza dek bakabilirim. Bundan daha büyük bir mutluluk olamaz. Değil mi, Kazu-kun da benim sana hizmet etmemden mutlu, değil mi? Kesinlikle öyledir, Kazu-kun asla çalışmak istemez, değil mi?"
"Aynen, haklısın. Bir ömür boyu beni rahat ettir ve besle, olur mu? Eğer beni çalıştıracak bir durum olursa, çocukluk arkadaşı olsan bile kabul etmem, ona göre."
"Üfufu. Biliyorum. Kazu-kun'a sadece ben bakacağım... Evet, Arisa-chan olmaz. Kazu-kun'u ben besleyeceğim. Sadece ben, o çaresiz pislik Kazu-kun'a... Hayır, tam da pislik olduğu için benden başka hiçbir kız Kazu-kun'u kabul edemez. O yüzden sorun değil, sorun değil Kazu-kun. Daha da, daha da işe yaramaz ol. Benim, sadece benim... üf, üfufufu..."
Nedense Yukina'nın gözleri yavaş yavaş bulanıklaşıyor gibi hissettim ama herhalde kuruntuydu.
Bana kalırsa beni beslediği sürece hiçbir şikayetim yok.
Sponsor da buldu, bundan sonra daha da çok kazanır herhalde. Yaşasın bir gelecek hemen köşede. Tam da böyle düşündüğüm sırada oldu.
"...Olmaz böyle şey."
"Ha?"
"Olmaz böyle şey! Setsuna-sama'ya asalaklık edip sadece tatlı suyunu emmeye kalkmak... Böyle bir şeyi gökler affetse bile, ben, bu ben, asla affetmem!"
Bunu bağıran Ijuin'di.
Asla kabul etmeyecekmiş gibi bana ters ters bakan Hanımefendi'ydi ama açıkçası böyle şeyler söylenince zor durumda kalıyorum.
"Böyle desen bile..."
"Ben asssssla kabul etmem! Hazırlıklı olun! Bu Ijuin Reika, Setsuna-sama'yı, 'Dimension Stars!'ı mutlaka koruyup kollayacaktır!"
Bunu söyleyip Ijuin sınıftan fırlayarak çıktı.
Kapıyı açtığında Sensei'den yine duyulan "Bühe!?" çığlığına laf sokacak halim bile yoktu, o kadar hızlı bir geri çekilmeydi.
Sınıfta kalan sınıf arkadaşları da dahil olmak üzere hepimiz istemsizce donup kaldık.
"...Ne oldu o kıza?"
"Kim bilir...?"
Geçip giden fırtınanın ardından şimdilik Yukina ile ikimiz başımızı yana eğmekten başka bir şey yapamadık.
Faaah...!
Ertesi sabahın erken saatleri. Sınıfa giden merdivenleri çıkarken esniyordum.
"Gerçekten de geç saate kadar çok oyun oynamışım. Uykumdan ölüyorum, elden bir şey gelmez."
Gözlerimi ovuşturmama rağmen uykunun kaçtığına dair hiçbir işaret yoktu.
Siteyi güncellerken durmadan gacha çekip saat üçe kadar oyun oynadığım için doğal olarak böyle olması normaldi.
Dün, o olaydan sonra sınıf arkadaşları tarafından bir sürü soruya tutulduğum için okuldan sonra eve geç dönmüştüm, üstelik akşam da geçenlerde bulduğum favori Vtuber'ımın yayını vardı, onu öncelik verince oyuna başlamam gecikmişti.
"O V-tuber beni öyle güzel pohpohluyor ki, ister istemez ilgileniyorum onunla."
O, yeni başlamış ve izleyicisi az olan, sözde alt seviye bir Vtuber'dı ama yayın sırasında ben gelince hemen seviniyor, bağış yaptığımda sesini yükseltip "Vay canına!!! Tanrı!!! Benim gibi bir pisliğe, göklerden gelen lütuf için teşekkür ederim!!! Gerçekten çok teşekkür ederim Tanrım!!!" diye kirli bir sesle tüm gücüyle yaltaklanma tavrını yüksek değerlendiriyordum.
İnsanlar kolay kolay o kadar gururlarını bir kenara bırakamazlar. Sesi kirli olsa da o kadar yaltaklanılınca sanki bir evcil hayvan gibi sevimli bile geliyor.
Üstelik o şekilde pohpohlandığım her seferinde, kendisinin hayatın süper galibi olduğunu, böylece başkalarına para verebilecek kadar cömert ve merhametli, kazanan olamamış işe yaramaz bir insan olsa bile sevimli bulabilecek kadar iyilikle dolu bir adam olduğunu yeniden teyit edebiliyor ve bu onu çok iyi hissettiriyordu.
Eh, küçük bir stres atma yöntemi işte.
Alt seviyelerde dolanan Vtuber'lara bağış atmak, benim kolayca üstünlük hissi edinmemi sağlayan, onların da para kazanmasını sağlayan, karşılıklı kazan-kazan ilişkisi kuran sayısız hobimden biriydi.
"Ah, sahi, bugün Görev yapma sözümüz vardı, değil mi? Hemen uyuyamam ki. Mahvettim ya."
Benim bir başka hobim de çevrimiçi oyunlardı. Genelde birlikte oynadığım kişi son zamanlarda o kadar meşguldü ki doğru düzgün giriş bile yapamıyordu ama sonunda boş zamanı olmuştu ve geçen gün beni tekrar birlikte oynamaya davet etmişti.
Eskiden beri bana çok yardımı dokunmuş biridir, sözümü çiğneyemezdim. Çok zor zamanlar geçirdiğini bildiğim için, para yatırıp görevlerde avantaj sağlayacak eşyalar da hazırlamıştım. Ona hediye edersem kesin sevinirdi.
"Yine de uykum var işte... Umarım yolda uyuyakalmam."
Keşke okula hiç gelmeseydim diye düşünsem de buraya kadar gelmişken geri dönme gibi bir seçeneğim olamazdı. Sallanan adımlarla, ağır ağır, düşünmeden ilerledim.
Bir an önce sırama kapanmak istiyordum. Sonunda sınıfın önüne vardığımda, halsiz kollarımdan birini kaldırdım ve sınıfın kapısını gürültüyle açtım.
"Günaydın..."
"Geç kaldın, Kazuma."
Selam vermeye çalışıyordum ama sözümü bitiremeden biri beni kesti.
"Ha?"
"Ha mı? Ne ha'sı? Ne aptalca cevap veriyorsun, salak Kazuma."
Birdenbire yüzüme fırlatılan doğrudan bir hakaret. İstemsizce karşı çıkmak üzereydim ama içgüdülerim beni durdurdu.
Bu sesi tanıyordum. Hatta fazlasıyla tanıyordum.
Dahası, Japonya'da pek rastlanmayan, omuz hizasında kesilmiş gümüş sarısı saçlar görüş alanıma girince, farkında olmadan o ismi mırıldanmam, herhalde apaçık bir gerçekti.
"Arisa, öyle mi?"
"Hıh, beni hatırlamana sevindim. Kendine gel biraz, bu uykucu."
Sadece ismini söylememle bu iğneleyici dil. Bana karşı bu sert tavırları, eskiden beri onun değişmeyen özelliğiydi.
Artık şüpheye yer yoktu. Karşımdaki gümüş saçlı güzel kız, diğer çocukluk arkadaşım Tsukishiro-san'dan başkası değildi.
Yüzü bir Avrupa bebeği gibi kusursuzdu, fiziği de mükemmeldi. O kibirli tavırları, özgüveninin bir göstergesiydi ve gerçekten de gizli potansiyeli ve yetenekleri, Yukina'ya bile yenilmezdi.
Elbette böyle bir varlık, sıradan bir insan olamazdı. Şimdi Yukina ile omuz omuza "Damenzu"nun iki zirvesinden birini oluşturan, çift asın diğer yarısıydı.
Yenilgiyi sevmeyen, güçlü iradeli, sahne üzerinde güçlü bir ışıltı saçan, olağanüstü yeteneklere sahip biri. Benim tanıdığım Arisa işte böyle bir kızdı.
Ama o gurur duyduğum çocukluk arkadaşım, nedense bana şaşkın bir yüzle bakıyordu.
Keyfini kaçıracak bir şey yaptığımı hatırlamıyordum. Bu yüzden, yeniden selam vermek amacıyla, hafifçe sağ elimi kaldırdım.
"Neyse, günaydın. Cuma'dan beri miydi? Bayağıdır görüşmüyoruz."
"Peki peki, günaydın günaydın. Evet, öyle. Sen de her zamanki gibi pasaklı görünüyorsun."
"Bunun derin bir sebebi var. Hem sen, bugün işte değil miydin... Esner"
İstemsizce çıkan büyük bir esnemeyi bastırdım. Her zamanki iğneleyici sözleriyle konuşan Arisa ile sohbet sayesinde kafam biraz yerine gelmiş olsa da, tamamen uyanmayı başaramamıştım anlaşılan.
"İnsanların içinde esneyerek konuşursan hiç inandırıcı olmazsın. Nasıl olsa gece geç yatmışsındır. Amcanla teyzen evde yok diye pasaklı bir hayat sürmemen gerektiğini hep söylüyorum oysa."
"Mmm, evet, haklısın. Ama yapıyorum işte, elden bir şey gelmez..."
Tekrar bastıran uykuya karşı gözlerimi kırpıştırırken, o sırada Yukina'dan daha güçlü iradeli çocukluk arkadaşım, tık tık sesler çıkararak bana doğru yaklaşıyordu.
"Ah, yeter artık. Kendine gel."
"Üf."
Sonra yanaklarım iki eliyle pat diye vuruldu.
Güçlü vurmadığı için acımadı ama biraz kendime gelmemi sağlamış gibiydi, uykumun biraz dağıldığını hissettim.
"Hadi, gözlerime bak. Sonra nefes alıp derin bir soluklan. Hadi, yap."
Karşı koyacak gücüm yoktu, bu yüzden dediği gibi derin nefes aldım.
Uykuyu dağıtmak için etkili bir yöntem olarak bilindiği kadar, şaşırtıcı derecede işe yarıyordu anlaşılan. Arisa'nın mavi gözlerine bakarak birkaç kez nefes alıp verdikten sonra, sonunda kafamın çalışmaya başladığını fark ettim.
"Şimdi iyi misin?"
"Mm, artık iyiyim sanırım. Teşekkürler Arisa."
"Evet... Aaa, saçın dağılmış. Cidden, ben yanında olmayınca Kazuma hemen böyle oluyor işte..."
Bu sefer anne gibi şeyler söylerken, boyunu uzatıp başımı okşayan Arisa.
Hemen yanımdaki çocukluk arkadaşımın kusursuz yüzüne bakarken, içimden istemsizce mırıldandım.
Hala ne kadar ilgili, aynı zamanda ne kadar da savunmasız biri.
Arisa, Yukina'dan farklı olarak, bir idol olduğunun pek farkında değil gibiydi.
Hala aktif olarak benimle ilgilenmeye çalışsa da, aramızdaki mesafe nedense çok yakındı.
Benim açımdan yaparsa işime gelirdi, orası kesin, ama burası insanların olduğu bir sınıftı.
Sabah sınıfı genelde gürültülü olurdu ama şimdi tuhaf bir şekilde sessizdi ve biraz gözümü kaydırsam herkesin bize baktığı apaçık ortadaydı.
Dün Ijuin'in de gelişiyle Yukina gelince bile herkesin keyfi yerindeydi ama şimdi o nakil öğrenci yoktu.
Belki de bu yüzden, özellikle erkekler bize... daha doğrusu bana, kıskançlıkla dolu gözlerle gözleriyle taciz ediyorlardı.
"Öldüreceğim... O pislik neden Tsukishiro-san'la..." "Ben 'Damenzu'da Arisa-chan'ın en büyük hayranıyım oysa..." "Bu resmen NTR... Kalbim acıyor... Ama neden? Bu tam tersine hoşuma gidiyor...!"
Evet, korkunç. Resmen can güvenliğimi tehdit ediyorlar.
Sınıf arkadaşlarımın gözlerinde öldürme niyeti bile hissediyordum, bu bir kuruntu değildi herhalde.
Aralarında garip şeyler söyleyenler de vardı ama onları görmezden geldim.
"Bak, kravatın da yamulmuş. Sen ne zaman büyüyeceksin böyle? Yukina sadece şımartıyor, azarlamıyor da. Demek ki benim sağlam durmam lazım..."
"Arisa. Sen bugün işte değil miydin?"
Bu sefer kravatımı düzeltmeye başlayan Arisa'ya yukarıdan bakarken, az önce söylemeye başladığım şeyi sordum.
Dün Arisa'nın işi olduğu için okula gelmeyeceğini önceden duymuştum ama bugünkü programını sormadığımı hatırladım.
"Dimension Stars!"ın kendisinin popülerleşmeye başladığı doğruydu ama aslında "Damenzu", her bir üyesinin ayrı ayrı yüksek ilgi gördüğü bir gruptu.
Farklı tarzlarda güzel kızlardan oluştuğu için, geniş bir yelpazede iş alabilmeleri bile bir güç olarak gösteriliyordu.
Bu yüzden mi bilinir, son zamanlarda her birine ayrı ayrı işler gelmesi sıkça oluyormuş.
Arisa buradayken Yukina'nın olmaması, belki de sıra değişimiyle Yukina'nın bugün işi olduğu için gelememesindendi.
Böyle düşünürken, Arisa bana yukarıdan baktı ama hemen ilgisizce bakışlarını kravatıma çevirip konuşmaya başladı.
"Bugün tatilim. Bu arada Yukina'nın işi çıktı, o yüzden bugün o gelmeyecek. Çocukluk arkadaşların bir araya gelemediği için üzüldün mü?"
"Hım, anladım."
Tahminim doğru çıkmış gibiydi. Gerçi o kısım o kadar da umurumda değildi, o yüzden geçiştirdim. Eh, bir işim vardı aslında, o yüzden biraz hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.
'Dün o kadar çok para harcadım ki, hem oyun içi satın almalarla hem de bağışlarla, keşke biraz daha para alabilseydim diye düşünüyordum... Ama madem öyle, elden bir şey gelmez.'
Benim için para kazanıp getiriyor, o yüzden şikayet edemem.
İşi bıraktırıp bana para ver diyecek kadar pislik ya da gaddar değilim sonuçta.
Bu yüzden bu konuyu burada kapatmayı düşünüyordum ama Arisa öyle düşünmüyordu anlaşılan.
Rastgele cevabımdan memnun kalmamış olacak ki, kaşlarını belirgin bir şekilde çattı ve bana ters ters bakarak keskin gözlerini dikti.
"…Ne? Benimle mi yetinmiyorsun yani?"
"Yok canım! Öyle bir şey yok! Arisa'yla buluştuğuma gerçekten sevindim ben. O yüzden surat asma, tamam mı?"
İçinden hata yaptığını düşünse de, hem gönlünü alıp hem de inkar ederek durumu toparladı.
Arisa'yı kızdırınca işler karışır çünkü. Yılların tecrübesiyle bu tür durumlarla nasıl başa çıkılacağını çoktan öğrenmişti.
"Peki öyleyse... Tamamdır. Hımm, böyle iyi sanırım. Görünüşüne dikkat etmelisin, tamam mı?"
"Eyvallah. Sağ ol. Gerçi benim durumumda zaten iyi bir temelim var, sadece yakışıklı daha da süper yakışıklı oluyor o kadar."
Hafifçe güler, "Bu da ne böyle. Sen, eskiden beri hiç değişmedin bu konuda."
Şakama karşılık Arisa hafifçe güler. İnsanı içine çeken, yumuşak bir ifadeye sahipti.
Görünüşe göre biraz olsun keyfi yerine gelmişti.
"Çünkü bu bir gerçek. Hem, alçakgönüllülük yapıp inkar etmekten çok daha iyi değil mi?"
"Evet, evet, orası öyle. Ama Kazuma. Senin durumunda yüzün şöyle ya da böyle olmasından çok, asıl önemli olan içindeki şey—" "Dur, dur Arisa! Bekle bekle! Orada dur!"
Aramızda güzel bir hava esiyordu ama o havayı bölen bir ses duyuldu.
"Ne oldu Tamaki? Bir işin mi var?"
"İş mi, ne işi? Az önce dinliyordum da, konu tamamen sapmış! Dün olanları konuşmuştuk, değil mi?! Arisa, Kuzuhara-kun'u uyaracaktın hani?!"
"Ah, sahi ya..."
"Toparlan biraz. Yukina beni dinlemiyor, Arisa da benim tek umudumsun..."
Bunu söyleyip iç çeken, Arisa'nın arkadaşı Nekomiyya Tamaki'ydi.
Kedi gibi çekik gözleri ve omuz hizasında kesilmiş orta boy küt saçlarıyla tanınan, ortaokuldan beri sınıf arkadaşımdı.
Ailesinin özellikle zengin olmadığını hatırlıyordum.
Çocukluk arkadaşım olduğu için benim de tanıdığım biriydi ama şimdi nedense kısık gözlerle bana bakıyor, üstelik bakışları acayip soğuktu.
Ben kötü bir şey mi yaptım ki? Gizemli.
"Üzgünüm. Kazuma'nın dağınık hali yüzünden, alışkanlık işte, kendimi tutamadım."
"Eskiden beri böyle şeyler yaptığını biliyordum ama bu sefer azarlamayı öncelikli tutmalısın. Arkadaşından para sızdırdığını görünce sessiz kalamam ki—" "Aynen öyle!!!"
Yüksek sesin yankılanmasının hemen ardından, Güm!!! diye şiddetli bir sesle sınıfın kapısı açıldı.
Şiddetli bir déjà vu hissettiren bu akışa karşılık, tüm sınıfın bakışları kapıya döndü ama orada, beklendiği gibi mi demeli, tahmin edilen kişinin silueti vardı.
"Benim tanrıçam ve favori idolüm, Setsuna-sama'dan para sızdırmaya kalkışmak gibi aşağılık bir zihniyet. Gerçekten bin kere ölmeyi hak ediyor. Asla affedilemez! Gökyüzü affetse bile, bu Ijuin Reika affetmeyecektir!!!"
Bu kişi, söylemeye gerek yok, dünkü gösterişli girişine bir yenisini ekleyen transfer öğrenci Ijuin'di.
Doğal olarak, içeri giren kişinin kim olduğu anlaşıldığı an, sınıfın içindeki hava aniden buz kesti.
'Vay be, yine geldi...'
Kimse sesli söylemese de, içlerinden böyle mırıldandıklarını havadan anlamak mümkündü.
Örnek vermek gerekirse, trende sarhoş birine bulaşmış gibi, kaçışın olmadığı bir rahatsızlık hissiydi.
Bu arada, dün olduğu gibi, Ijuin'in ortaya çıkışından beri sınıf arkadaşlarından hiçbiri sesini çıkarmamıştı.
Yuki-chan da henüz gelmemişti ve herkes Ijuin'den gözlerini kaçırıyordu. Kimsenin onunla muhatap olmak istemediği çok belliydi.
Normalde bir günde sınıfın bu kadar fikir birliğine varması imkansızdı ama bu transfer öğrencinin karakteri o kadar güçlü ve çarpıcıydı ki.
Girişinden çıkışına kadar muhtemelen otuz dakika bile sürmemişti ama Ijuin'in durumunda gelişi o kadar büyük bir etki yaratmıştı ki.
Böylesine yoğun birini kolay kolay unutmak mümkün değildi.
"Dün o kadar şok olmuştum ki, kendimi tutamayıp eve dönmüştüm ama bugün farklı olacak. Hazırlıklı ol, Kuzuhara Kazuma! Bugün sana söylemek istediğim şeyler var... diyecektim ki, FUOOOOOOO!!!"
İşte, hemen bu modda. Ijuin gözlerini kocaman açıp Arisa'yı gözleriyle taciz etmeye başlayınca,
"A-acaba orada duran, elmas gibi göz kamaştırıcı bir ışık saçan o eşsiz güzel kız, 'Damen'in Tsundere Kraliçesi Arisa-sama mı yoksa!!??"
"E? B-ben mi? Ş-şey. Evet, ama..."
"Tahmin ettiğim gibi!!! Ah, ayı anımsatan o dingin parlayan gümüş sarısı saçlar! Tanrıların yarattığı bir mücevher demekten başka çare bırakmayan o masmavi gözler! Ve hepsinden önemlisi, tanrıçaların bile kıskanıp diz çökeceği o ezici Aura!!! Setsuna-sama da öyleydi ama seviye farkı çok büyük...! Canlı Arisa-sama'nın karşısında gözlerim İkarus'un kanatları gibi eriyip gidecek gibi hissediyorum aaaaaaaah!!!!!"
İnanılmaz bir coşku patlamasıydı bu.
Bir tiyatro oyuncusu gibi abartılı tepkiler ve gereksiz kelime dağarcığı sergilemekle kalmayıp, bir de kükrediği için biz tamamen dışarıda kalmıştık.
"A-ahaha... E, bu kız da kim... Neden bu kadar enerjik...?"
Sabahın köründe aniden ortaya çıkan bu aşırı gürültülü yabancı kıza karşı, Arisa bile yanaklarını seyirtiyordu. Bu hissi çok iyi anlıyordum. Biz de dün öyleydik çünkü.
Sabahın köründen beri yüksek enerjili, aşırı hareketli bu Hanımefendi yüzünden tüm sınıf bıkkınlık içindeydi.
'Modu çok yüksek ve baş belası...'
Sabahki sınıfta şimdiden bezgin bir hava hakimdi ama belli ki kendinden geçmiş 'Damen'in baş belası hayranı ve sarışın gösterişli transfer öğrenciye kimse gidip de laf atmazdı.
Korkak demeyin. Herkes çalılığa çomak sokup yılanı çıkarmaktan çekiniyordu.
Bu yüzden, zil çalana kadar Ijuin'in bu rahatsız edici tek kişilik şovunun devam edeceği sanılıyordu ama...
"Sabah sabah ne diye bağırıyorsunuz, Hanımefendi?"
Şaşkın bir ses aniden yankılandı. Biri Ijuin'i durdurmuştu.
Ama ses tanıdık gelmiyordu. "Kimdi ki?" diye aklıma takılan sorunun cevabı, onun arkasında duran siluet sayesinde hemen belli olacaktı.
"Himeno! Buna nasıl bağırmadan durulur! Canlı Arisa-sama karşımda duruyor! Bir hayran için bu gayet doğal bir davranış!"
"Hayır, bir hayran olmadan önce Ijuin Holding'in genç hanımefendisi olarak davranmanızı rica ediyorum. Bu kadarı da utanç verici."
Sakin sakin konuşan, bizimle aynı yaşlarda bir kızdı.
Mavimsi siyah saçlarını prenses kesimiyle düzgünce kestirmiş o kız, Ijuin'in arkasına yapışmış gibi duruyordu.
"Arisa-sama'nın karşısında, Ijuin Holding'in hanımefendisi olarak itibarımı koruyayım mı? Hayır! Bir hayran olarak bu imkansız! Desteklediğim kişinin karşısında sakin kalabilecek kadar olgun bir insan değilim ben! Bu şansın karşısında, Ijuin Holding'in unvanı kağıt parçası kadar değersizdir!"
"Hayır, şans değil, bu bir zorunluluk değil mi? Zaten bilerek nakil oldunuz. Hayranım diye geçinip sürekli gücünüzü kullanmanız da ne bileyim, bana pek doğru gelmiyor."
İtiraza itirazla karşılık veren o ses, son derece soğuktu.
Sözleri de sertti ve tamamen sıkıldığını açıkça belli eden bir sesti bu.
"Guh..."
"Zaten Hanımefendi, işleri çok aceleye getiriyorsunuz. Üstelik arzularınıza sadık ve aşırı derecede kuruntulusunuz, bu da sizi kurtarılamaz kılıyor. Ayrıca, o meşhur Kuzuhara Kazuma-sama meselesi ne olacak?"
Sessizleşen Ijuin'e öğüt verir gibi konuşan kızın ağzından aniden benim adım döküldü.
Bunu duyunca, Ijuin'in yüz rengi anında değişti.
"Ha?! Doğru ya, harikasın Himeno! Şimdi öncelik Kuzuhara Kazuma! O zaman hemen—"
"Yine acele ediyorsunuz. Önce onun tarafını dinlemek daha doğru olmaz mı? Belki bir açıklaması vardır."
"Ama Himeno! Bu kişi, benim Setsuna-sama'mı beynini yıkayıp parasını sızdırıyor, hatta zehirli dişlerine geçirmeye çalışıyor! Durum acil! Böyle bir pisliğin o kişiye sadece zarar vereceğini anlamıyor musun? Setsuna-sama'yı Kazuma-sama'dan hemen ayırıp kurtarmalıyız, yoksa pişmanlıktan kahrolurum!"
"Üzgünüm ama bana göre o hikaye de pek inandırıcı değil. Elbette kendi gözlerimle görmedim ama Hanımefendi'nin kuruntuları çok şiddetli. Özellikle 'Damens' (işe yaramaz erkekler) konusunda kör olma eğiliminde olduğunuz için, onlarla ilgili hikayelere pek güvenemiyorum. Hem de farkında olmadan 'benim Setsuna-sama'm' falan diyorsunuz."
"N-ne...! Benim sözlerime mi güvenmiyorsun?! Patronuna karşı bu mu tavrın?!"
"Dün 'Damens'lerle aynı okula gidebileceğiniz için neşeyle zıplayarak okula gittiğinizi sanmıştım, ama bir saat sonra geri dönüp bana ağlayan bendim. Açıkçası şikayetlerinizi dinlemek zahmetliydi ve sayenizde ben de nakil olmak zorunda kaldım. Üniformam bile yetişmedi, bir iki laf etmek istemem doğal değil mi?"
"G-guh..."
Himeno diye çağrılan kıza yenilen Ijuin, pişmanlıkla dişlerini sıktı.
Her zamanki gibi her şeyi geride bırakarak konuşma devam ediyordu ama bundan daha çok dikkat çeken şey, Ijuin'i azarlayan kızın kıyafetiydi.
"Şu, hizmetçi kıyafeti değil mi...?"
Evet, hizmetçi. Hizmetçiydi. Orada görünen, şüphesiz bir hizmetçi kıyafetiydi.
O kadar belirgin bir görüntüydü ki, sınıf arkadaşları da uğultuyla konuşmaya başladı.
Ana renginin siyah olması ortak olsa da, bizim okulun ceketi olan üniformasından tamamen farklıydı; tüm vücudu saran bir elbise, beyaz bir önlük. Hatta fırfırlı bir saç bandı bile takmıştı, her açıdan mükemmel bir hizmetçi kızdı.
O kadar mükemmeldi ki, tam tersine garip gelmiyordu ama böyle bakınca hizmetçi kıyafeti, okul gibi bir yerde gerçekten de çok tuhaftı. Kültür Festivali'nde yapılan cosplay kafeler anlaşılır ama ders olan bir hafta içi, hizmetçi bir kızın öğrenci üniformalarının arasına karışması, eleştirilecek çok fazla nokta barındırıyordu.
Uğultulu sınıfın atmosferini şimdi mi fark etti bilinmez, o hizmetçi kız bize döndü, derin bir reverans yaptı ve,
"Ah, hepinize merhaba. Selamım geciktiği için özür dilerim. Ben Reika Hanımefendi'nin hizmetçisi, Ichinose Himeno. Bir gün gecikmeli de olsa, bugünden itibaren ben de hepinizle aynı sınıfta yer alacak ve derslerimize birlikte devam edeceğim. Lütfen bana iyi davranın."
Böyle söyledi. Dünkü Ijuin gibi, selamı gerçekten de nazikti ama Ichinose diye kendini tanıtan hizmetçinin sözleri, bu durumda sadece kafa karışıklığını hızlandıracak bir faktördü.
"Şey, yani Ichinose-san da bizim sınıfa nakil mi oldu...?"
"Evet, öyle oluyor."
"Ah, öyle miymiş... A-hahaha..."
Başını sallayan Ichinose'yi görünce, soru soran Nekomiya'nın yanaklarının seğirdiğini gözümden kaçırmadım.
Ardından 'Bu ne Light Novel böyle?' diye bir mırıldanma duyduğumu sandım ama buna sadece katılabilirim.
Yine bu sınıfa bir nakil öğrenci gelmişti. Olaylar ve karakterler çok fazlaydı.
'Daha doğrusu, abartı değil mi? Gelişmeler o kadar hızlı ki akışa yetişemiyorum. Bu da ne böyle.'
"Bu arada, yerim Hanımefendi'nin yanı olarak ayarlandı. Yakınımda oturanların benimle iyi geçinmesi hoş olur."
'Hayır, orası Goto-kun'un yeri olmalıydı.'
Baktığımda, dün kaldırılan Goto-kun'un masasının yerine gerçekten yeni bir masa konmuştu.
Neyse, en arkada sanki izole edilmiş gibi tek başına duran bir masa vardı ama orası Goto-kun'un yeni yeri miydi acaba? Orası tam bir yalnızın özel yeriydi.
"Yazık..."
Ona acımadan edemedim. Bugün de görünmüyordu ama Goto-kun okula gelirse ağlamaz mıydı acaba?
Zaten ders kitapları ve defterleri de yoktu, bu yüzden derslere katılıp katılamayacağı bile şüpheliydi. Üstelik yanında öğrenci de olmadığı için, ders kitabını gösterecek kimse de yoktu, tam bir çıkmazdı.
Bu bir 'Bocchi the Rock!' durumu olsa da, sınıf arkadaşlarının zorbalığı sanılmamasını ummaktan başka çarem yoktu.
Neyse, o konuyu bir kenara bırakırsak...
'Bu ne kaos böyle?'
'Dün de yeterince kötüydü ama daha devam mı edecek yani?'
"Birbiri ardına, neler oluyor böyle...?"
Alnı terlerken mırıldanan Nekomiya'nın sözlerine, tüm sınıf sadece başını sallayabildi.
Neyse, artık bir kaos alanına dönen sınıfta, özellikle bir kişi vardı ki duruma hiç ayak uyduramıyordu.
"Şey, bu ne durum şimdi?"
Bunu kimseye özel olarak sormayan kişi, kim olacaktı ki, Arisa'ydı.
"Öncelikle nakil öğrencinin hizmetçi kıyafeti giymesine laf etmek istiyorum ama başka tanımadığım çocuklar da var. Ben iş yüzünden izinliyken neler oldu böyle?"
"Bunu ben açıklayacağım!"
Dün orada olmadığı için, bu durumda en çok şaşıran ve mevcut durumu tam olarak kavrayamayan Arisa'nın önüne anında atlayan Ijuin oldu.
Kaosun asıl kaynağı olmasına rağmen, hayran olduğu idolüyle konuşmak için iyi bir fırsat görerek anında harekete geçebilmesi, dürüst olmak gerekirse şaşırtıcıydı.
"Benim adım Ijuin Reika! 'Dimension Stars!' hayran kulübü No. 007 ve—"
"Damens'in sapığı. Özellikle Yukina'ya takıntılıymış, kişisel bilgilerini araştırıp dün nakil olmuş. Holding gücü olmasa sadece bir suçlu."
"—Sen! Arisa-sama'nın önünde ne diyorsun böyle?!"
Ama işler karışacak gibi olduğu için ben de sohbete dahil oldum. Arisa'ya saçma sapan şeyler fısıldanmasını istemem de.
Ijuuin şaşkın bakışlarla bana baktı ama söylediklerim kesinlikle doğruydu.
Arisa ve hizmetçi hariç buradaki herkes sözlerimin doğru olduğunu onaylardı. Haklı olan tamamen bendim.
—Ha, sapık mı? Gerçi bir idol olarak böyle şeyler can sıkıcı olurdu... Ayrıca bu kız ne kadar da gösterişli. Sesi de yüksek, böyle biri nasıl sapıklık yapabilir ki?
—Arisa-sama! Lütfen bu kişinin sözlerine inanmayın! Ben buraya sadece size hayranlık duyduğum için geldim! Kesinlikle kötü bir niyetim yok! Evet, yok!
Burnundan soluyarak Arisa'ya yaklaşan Ijuuin'i görünce, sözlerinin doğru olduğuna kaç kişi inanabilirdi ki?
Sanki inanmayan tüm sınıfı temsil edercesine, o coşkulu sapığın arkasında duran hizmetçi, efendisinin sırtına buz gibi bir bakış atarak, derin bir iç çekti ve...
—Ah, Hanımefendi'nin söyledikleri yalan. Geçenlerde uykusunda 'Aynı sınıfta olacağız, sonra arkadaş olup okul gezisinde aynı yatağı paylaşabilirsek harika olur, ühihihi' demişti. Bence gayet de kötü niyetleri var, o yüzden dikkatli olsanız iyi olur.
—Himeno!? Neden şimdi söylüyorsun bunu!?
—Şey, sonuçta işverenim gerçek bir suçlu olursa ben de zor durumda kalırım. Açıkçası bu kendi iyiliğim için bir uyarı, o yüzden Hanımefendi takılmayın.
—Sen benim hakkımda ne düşünüyorsun!???
Hizmetçi, sakin görünümüne tezat bir şekilde acımasızdı.
Ayrıca Ijuuin-san. Sen kendi hizmetçin tarafından bile alenen ihanete uğradın.
Anlaşılan bu kızın pek itibarı yok, değil mi? Gerçi önceki davranışlarından bunu az çok anlayabiliyorum. Arzularına çok fazla kapıldığı belli, etrafındakilerin de şaşırması normal.
Hizmetçisiyle atışırken, o tehlikeli sarışın Hanımefendi'den uzaklaşırken, yanımda aynı şekilde uzaklaşan Arisa ile göz göze geldim.
—İç çeker... Şey, işler bayağı karıştı galiba...
—Buna tamamen katılıyorum.
Aynı anda iç çeken bizdik ama bunun da kaçınılmaz olduğunu düşündüm. Şaşkın görünen Arisa'ya başımı sallayarak karşılık verince, tekrar sınıfa göz gezdirdim.
'............'
...Evet, herkes olduğu yerde donakalmış. Hatta bazıları boş boş tavana bakıyordu.
Muhtemelen düşünmeyi bırakmışlardı. Onları anladığım için bir şey demedim ama böyle giderse ileride ne yapacaklarını merak etmeden duramadım.
O sırada, ne ara yaklaştığını anlamadığım Nekomiyya, çekingen bir şekilde Arisa'nın kolunu dürttü.
—Şey, Arisa. Bir dakikan var mı?
—Hım? Ne oldu Tamaki?
—Deminki konuşmanın devamı ama Kuzuhara-kun'a söylemelisin. Yukina'dan para almasın. Böyle giderse konu kapanacak gibi, şimdi Arisa'dan kesin bir dille söylemesini istiyorum...
Fısıldayarak bunu söyleyince, Nekomiyya kısık gözlerle bana baktı. Anlaşılan demin olanları unutmamıştı.
Hala transfer öğrenci ikilisi tartışırken bu konuyu tekrar açması, bayağı cesur olduğunu gösteriyordu.
Bunu duyan Arisa bir an nefesi kesilir gibi bir ifadeye büründü ve tekrar bana baktı.
—Doğru ya. Benim de söyleyeceklerim vardı zaten... Hey Kazuma, sen Yukina'dan para alıyorsun ama neye harcıyorsun?
—Neye mi...? İlla söylemem mi gerekiyor? Bu kişisel bir mesele. Zaten rızasıyla alıyorum.
Bir kere aldım mı, o benim paramdır. Bana laf söylemeye kimsenin hakkı yok.
Ama benim açıklamalarıma ikna olmamış olacak ki, Arisa sertçe bana ters ters bakar gibi baktı ve...
—Hadi cevap ver. Benim sözümü dinlemiyor musun?
—............Müh.
Pes ettim. Bu bakışa dayanamam.
Ailem kızsa bile pek umursamam ama Arisa'nın bana kızmasına karşı eskiden beri bir zayıflığım var.
Temelde yanlış bir şey söylemez ve beni düşündüğünü bildiğim için mi acaba?
Karşı gelmek kötü hissettirdiği için, sonunda Arisa'ya boyun eğerim.
Ve bu sefer de istisna değildi.
—İç çeker... Tamam, anladım. Söyleyeceğim, o gözlerle bakma bana.
Uysalca kabullenen ben, söylendiği gibi itiraf etmeye karar verdim ama içerik olarak o kadar da önemli bir şey değildi.
—Hım, iyi öyleyse.
—Gerçi, harcama şeklim gayet normal aslında. Mobil oyunlara para yatırıp gacha çevirmek, Vtuber'lara bağış yapmak başlıca harcamalarım. Bir de oyunlar veya bilgisayar parçaları alıp duruyorum ama bir lise öğrencisi için sorunlu bir durum değil, değil mi?
—...Gerçekten de normal denilebilir ama. Peki ne kadar para harcıyorsun?
Nekomiyya tatmin olmamış bir ifadeyle sordu. Gerçi buraya kadar geldikten sonra fark etmezdi, saklayacak bir şey de olmadığı için dürüstçe cevap vermeye karar verdim.
—Hım? Hepsi.
—Ne?
—Yani hepsi. Farkına vardığımda bitmiş oluyor. Gacha'dan çıkan karakterlerin ve silahların tam seviye olmaması içime sinmiyor, bağışları da keyifle yapınca çoğu zaman bitiveriyor. Bilgisayarların özellik talepleri bitmek bilmiyor, ekran kartı falan değiştirince bakmışsın para uçup gitmiş.
Ne kadar harcarsan o kadar uçup gidiyor ama bu konuda elden bir şey gelmez.
Hobiler böyledir zaten. Sevdiğin bir şeyi yaparken stres biriktirmek asıl amacın dışına çıkmaktır, bu benim tezim.
—Eeeh...
—Gerçi, artan olursa ara sıra pahalı otellerde kalıyorum ya da lezzetli yemekler yiyorum. Geçenlerde dönmeyen suşi restoranına gittim, hiç de fena değildi. Gelecekte bir günlüğüne cosplay tavşan kız kafesi kiralamak isterim aslında.
—Vay canına...
—Ah, tavşan kız demişken, dün son zamanlarda takıldığım mobil oyunlardan 'Bunny Bakkairu' ve 'Usa Musume Pretty Bunny' aynı anda gacha güncellemesi aldı. İkisi de 'insan hakları' seviyesinde popüler karakterler olduğu için tam seviye yaptım. Özellikle 'Bunny Bakkairu', halk arasında 'Banibaka' diye bilinen, gacha'dan sadece tavşan kız karakterleri çıkaran harika bir oyun! Tavşan kız seven biri olarak çevirmek zorunda kaldım. Anlıyorsun değil mi, bu hissi?
—Hayır, anlamıyorum. Asıl aptal Kuzuhara-kun sensin. Harcama limitini aşmışsın, yaptığın şey tamamen aptallık.
—Ne diyorsun sen öyle?
Birine yüzüne karşı aptal demek ne cüret.
Ne lüks araba alıyorum ne de kızlarla gezip tozuyorum, sıradan bir lise öğrencisi olarak oldukça sağlıklı bir harcama şeklim olduğunu düşünüyorum.
—Gördün mü, yine doğru düzgün kullanmıyorsun. Aldığın gibi hepsini harcıyorsun, zaten eminim hiç birikimin de yoktur, değil mi?
"Ya, aslında öyle oldu. Dün, gacha videosunu internete yükledikten sonra, aldığım yeni oyunu sabah üçe kadar falan oynuyordum ama favori Vtuber'ım da yayın yapıyordu. Oyun oynarken rastgele bağışlar atınca, bayağı para uçup gitmiş. Sayesinde artık bomboşum. Cüzdanım ne kadar hafif, sorma. Keşke biraz da izleyicileri düşünerek yayın yapsaydı, cidden pes ettim."
"Pes etmek de neyin nesi, boktan bir durum bu. Pisliğin tekisin. Yaptığın şey, tam bir pislik. Para alıp da bunu yapmak mı? Bir jigolodan bile daha aşağılık bir pisliksin. Üstelik kötü niyetin de yokmuş gibi davranman, o kadar kötü ki tiksindim."
"Sen demin-den beri bana çok ağır laflar ediyorsun. Ağlayacağım."
İnsanları durmadan aşağılayan Nekomiya'ya öfkelenir.
Ben popüler olmayan Vtuber'lara para bağışlayan bir azizim.
Pislik denmeyi hak etmiyorum, aksine övgüyü hak ettiğimi düşünüyorum ama.
"Neyse, işte öyle, artık param yok. Kantin'den hiçbir şey alamayacak kadar bomboşum."
"İç çeker... Sen var ya, cidden elden bir şey gelmez birisin..."
Açıklamamı dinleyen Arisa, iç çeker. Bilerek umursamazca söylediğimi sanmıştım ama sanırım benden bıkmış.
"Bu haline bakılırsa, nasıl olsa Yukina'dan para isteyecektin, değil mi?"
"Ah, anladın mı?"
"Elbette anlarım. Kaç yıllık arkadaş olduğumuzu sanıyorsun? Aptal Kazuma."
Anlaşılan demin-den beri süren konuşma yüzünden Arisa'nın da sabrı taşmış. "Bu da ne yapıyor böyle?" der gibi, soğuk bir bakış attı.
"Sen var ya, böyle olmaz ki. Teyzeler de yakınmışlardı, 'Yanlış yetiştirdik' diye. Yukina'nın iyi bir kız olmasını fırsat bilip, para alıp savurmak mı? Biraz olsun utan!"
"Evet! Aynen öyle! Harika, Arisa! Daha çok söyle ona!"
Hayır, sadece Nekomiya değil, sınıfın dört bir yanından "Doğru, doğru!" sesleri geliyordu.
Akışa kapılıp güçlü olana yanaşma ruhunu sevmem ama, bana yapılınca normalde sinir bozucu oluyor...
"Beklendiği gibi, Arisa-sama! Bizim söyleyemediğimiz şeyleri rahatça söyleyebilen o halin! İşte bu beni büyülüyor ve hayran bırakıyor! Başından beri toplu hayrandım ama bu kararlı halin yine de desteklenmeye değer!!!"
"Hanımefendi, cidden hiç ilkeniz yok."
Demin-den beri sohbet eden transfer öğrenci ve hizmetkarı da, ne ara olduysa, hararetle başını sallayarak bize bakıyordu.
Yukina burada olsaydı belki durum farklı olurdu ama, olmayan için elden bir şey gelmez. Artık bu sınıfta benim yanımda kimse yoktu.
"Hımm..."
Tarifsiz bir yalnızlık ve diken üstünde olma hissiyle, istemsizce moralim bozuldu.
Bana böyleyken, Arisa yine bıkkın bir bakış attı ama...
"Off be... Cidden elden bir şey gelmez birisin sen."
"Vay canına, Arisa! Beklendiği gibi! Arisa'ya güvenilir cidden..."
"Cidden, Kazuma'nın bensiz yapamayacağı belli."
"Değil mi diye... ha?"
"Kazuma'nın bana ihtiyacı olduğu iyice anlaşıldı. Cidden, ne kadar zaman geçerse geçsin hep ilgiye muhtaç olacak..."
"A-Arisa?"
Bunları mırıldanırken, bana karşı sert olan çocukluk arkadaşım, Nekomiya'nın sözlerini görmezden gelir gibi, üniformasının cebine elini attı.
"Al bakalım, benden de harçlık! Artık Yukina'ya daha fazla sorun çıkarma veya boş yere para harcama, tamam mı!"
Gözlerini kaçırdı, yüzü kızarırken, kalın bir zarfı bana uzattı.
Başardım!
—Ha?
"Sağ ol! Cidden, sahip olunması gereken şey, ilgili ve idol gibi, harika bir çocukluk arkadaşıymış! Cidden, seni çok seviyorum, Arisa!"
"Ş-Şey, dur bir! Ne diyorsun sen öyle, herkes bakıyor! Öyle şeyleri rahatça söyleyince mutlu falan olmam, tamam mı!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.