Henüz doğmamış bebeğimizin rutin sağlık kontrolü için gittiğimiz hastaneden dönüyorduk. Kar sessizce yağıyor, dondurucu bir soğuk teni kesiyordu. Üşümesin diye müstakbel eşime iyice sokulmuş, bir yandan da yoldaki gizli buzlanmalara dikkat ederek yürüyordum.
Dışarıdan pek anlaşılmasa da ben bir askerim. Bu yüzden etraftaki o düşmanca hissi sezebilmiştim.
Fakat hissetmek yetmiyordu; önleyecek gücün yoksa sezgilerin hiçbir hükmü kalmıyordu.
Yanı başımızdaki kadının elindeki hançeri ve nişanlıma ne kadar yaklaştığını fark ettiğimde artık çok geçti.
Kısa süreli bir kaçamaktan sonra terk ettiğim kadındı bu.
Eğer birini bıçaklayacaksa, nişanlımı değil beni hedef almasını diledim o an içimden.
Ancak elinde bıçak olan kadının benimle bir işi yoktu; doğrudan müstakbel eşime saldırmaya çalışıyordu. Araya girecek vaktim kalmamıştı.
Yine de bu bir bahane olamazdı.
Üstüne siper olmaya çalışırken dirseğimle nişanlımı kenara doğru ittim.
Karnımdan bıçaklanmıştım ama o an salgılanan yoğun adrenaline güvenerek kadını zapt etmeyi başardım.
Saldırganı yere serdikten sonra, hayatımın en büyük ahmaklığını yaparak nişanlıma döndüm ve "İyi misin?" diye sordum.
Onu ben öldürmüştüm.
İterken kazara ölümcül bir yerine vurmuş falan değildim.
Eğer o an nişanlımı öylece kenara fırlatmasaydım,
ya da Sigebert gibi güçlü olup o bıçağı daha büyük bir beceri ile savuşturabilseydim,
ve en önemlisi,
bu kadar çapkın bir adam olmasaydım,
nişanlım böyle bir saldırıya uğramayacak,
yere düşerken de o donmuş asfaltın üzerine karnının üstüne kapaklanmayacaktı.
Kıyametin ne demek olduğunu o gün öğrendim.
Korkunç derecede sıradan ve acısız bir şeydi.
Eteğinden süzülen kan, buz tutmuş yola yayıldı. Kan yayıldıkça soğudu, dondı. O ayaz, sanki o küçük çocuğun canını ve sıcaklığını zorla söküp alıyordu. "Dur... Lütfen artık dur..." diye feryat ettiğimi, hayal meyal hatırlıyorum. Sonrası ise sadece karanlık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.