Zagan kendini oldukça müşkül bir durumun içinde bulmuştu. Büyülü bir ritüelin ters gitmesi yüzünden bedeni bir çocuğunki kadar küçülmüştü. Taht odasında biriken manayı kullanarak eski haline dönmesi mümkündü aslında ama...
“Aman Tanrım, Usta Zagan! Buradaymışsınız!”
Nephy beni anında yakaladı!
Taht odasının kapısını açtığı an Nephy’yi tam karşısında buldu. Anlaşılan genç kız kendisini kahvaltıya çağırmak için gelmişti. Zagan refleksle arkasını döndü; Nephy ise gördüğü manzara karşısında adeta taş kesildi. Zagan on yaşında bir çocuğun bedenine hapsolmuş olsa da o uğursuz suratı ve üstüne bol gelen cübbesi hiç değişmemişti, halihazırda her zamanki tekinsiz havasını yaymaya devam ediyordu. Böylece ikisi de oldukları yerde çakılıp kaldı, bir süre tek bir hareket bile edemediler.
“Şey... Küçük bey, nereden geldiniz siz?”
Sessizliği ilk bozan Nephy oldu. Sesi gergindi, kulaklarının ucuna kadar solmuştu ama yine de konuşmak için kendini zorluyordu.
“Ş-Şey, ben... Bu yıkık dökük kale gözüme çok hoş göründü de ben sadece...!”
“Ç-Çok güzeldir, değil mi!? Yine de burası biraz tehlikelidir, şöyle yaklaşın bakayım biraz.”
Burası bir İblis Kralı’nın kalesiydi, dolayısıyla dışarıdan gelenlere tepki veren bir sürü tuzakla doluydu. Zagan’ın onu duymazdan gelmesi şüphe çekeceği için pes edip Nephy’ye doğru birkaç adım attı. Tam o sırada Nephy aniden ileri atılıp onu kucağına bastı.
“Ihı! Çok tatlısınız böyle, Usta Zagan!”
Nephy neşeyle cıvıldayarak ona sımsıkı sarıldı. Hatta yanağını Zagan’ın yanağına sürtmeye başladı ki kızın o çekingen yapısı düşünüldüğünde bu, hayal bile edilemeyecek bir davranıştı.
“Ne? Hey! F-Fark ettin mi Nephy?”
“Elbette. Sizi başkasıyla karıştırmam mümkün mü, Usta Zagan? Ama söyleyin, neden bu haldesiniz?”
“Şey, yani... Hey, dur bir dakika. Beni neden kucağına aldın?”
“Meseleyi tam bilmiyorum ama... İşin içinde Matmazel Gremory’nin parmağı var sanırım. Bu halde olmanıza rağmen buraya kadar geldiğinize göre taht odasında halletmeniz gereken bir iş vardı, değil mi?”
Zagan, zihninden geçen her şeyi tek bir bakışıyla çözen bu kız karşısında neye uğradığını şaşırdı. O öylece düşüncelere dalmışken Nephy onu kucağında taşıyarak tahta kadar götürdü ve Zagan’ı dizlerine oturtup kendisi de tahta kuruldu.
“Şey, Nephy? Tahta beraber oturmamıza gerek yok sanırım...”
“Ne diyorsunuz siz!? Sizi olası her türlü tehlikeden korumam gerektiğini görmüyor musunuz!?”
Söylediği şeyler kulağa ne kadar ciddi gelse de Nephy’nin yüzünde kocaman, mutlu bir tebessüm vardı.
“Doğruyu söyle Nephy... Sadece bana sarılmak mı istiyorsun?”
“İlahi... Sizden de hiçbir şey kaçmıyor, Usta Zagan...”
“...Bugün biraz takılıyor musun sen bana, Nephy?”
“Sadece geçmişin küçük bir karşılığı diyelim.”
Zagan, Gremory gelene kadar... ve hatta geldikten bir süre sonrasına kadar Nephy’nin dizlerinde mışıl mışıl oturmaya devam etti.
Sahilde, mayo giymiş iki küçük kız karşı karşıya duruyordu.
Neler oluyor acaba? Bu kişi Babam gibi kokuyor...
Foll yapmaya çalıştığı kumdan kaleden başını kaldırıp havayı kokladı. İki haftadır okyanusun dibinde olduğu için, orada karşılaşmış olsalar bile bu kızın kokusunu daha önce alamamıştı. Çok geçmeden aralarındaki buzu kıran taraf Kuroka oldu.
“Şey, sen Bay Zagan’ın kızıydın, değil mi?”
“Hıhım. Sen de Chastille’in yardımcısı mısın? Neden Raphael gibi kokuyorsun?”
“Ben Kuroka. Lord Raphael, şey, nasıl desem... O benim babam sayılır!”
“Ha!? Raphael’in kızı mı var!?”
Foll şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı.
“Ah, yani tam olarak kızı sayılmam, daha çok bana göz kulak oldu diyelim... Nasıl anlatsam ki...”
“...Anladım. Evlatlıksın yani. Sen de benim gibisin,” dedi Foll. Sonra bir süre kafasını kurcalayan şeyi düşünüp sordu: “Raphael’in kızı... Sana nasıl hitap etmeliyim?”
“Şey... Abla demeye ne dersin?”
“Hım... Benimle kumdan kale yapmak ister misin, Abla?”
“Ihııı, çok tatlı... O ikisinin seni neden bu kadar el üstünde tuttuğunu şimdi anlıyorum...”
Kuroka, Foll’un bu tatlı cevabı karşısında kalbini tutup sendeleyerek konuştu.
Arkasından Foll’a kalesini yapmasında yardım etmeye başladı. Gözleri görmüyordu ama parmak uçlarını ve bastonundan çıkardığı kısa kılıcın sivri ucunu kullanarak kaleye ince ayrıntılar işlemeyi başardı. Foll da geri kalmak istemedi, küçük küreğiyle kalenin ön tarafını düzenlemeye koyuldu.
“Raphael senin yanındayken nasıldır, Abla?”
“Naziktir, bazen biraz sakardır ama çok sıcakkanlı, şefkatli bir babadır. Ya senin için, Foll?”
“Hıhım. Raphael çok nazik. Bana lezzetli ikramlar verir, başımı okşar. Onu seviyorum.”
“Ehehe. Demek öyle... Ayrıca çok güçlü ve çok havalıdır...”
Kuroka’nın kedi kulakları, sanki övülen kendisiymişçesine sevinçle kıpırdandı.
“Seni de sevdim Abla. Kale için yardım ettiğin için teşekkür ederim.”
“Şey... R-Rica ederim, beni davet ettiğin için ben teşekkür ederim. Ben de seni çok sevdim, Foll.”
İkisi de aynı yaşlı adam tarafından kurtarılmıştı; bu ortak kader, aralarında garip ama sarsılmaz bir bağ oluşturmuştu. Çok geçmeden, el birliğiyle muhteşem kumdan kalelerini tamamladılar.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.