Selamlar herkese, ben Sunsunsun. Tıpkı 4. ve 5. ciltlerde olduğu gibi yine kendimi o sıkıntılı sonsöz çıkmazının içinde buldum; yazacak tek bir sayfam bile kalmamıştı. Ancak teslim tarihinden bir hafta önce yaklaşık on altı sayfa daha eklenince şaşkınlıktan donakaldım. Kendime fazladan birkaç sayfa bırakacak daha iyi bir yol bulmalıydım. Eğer elimde fazladan üç ila sekiz sayfa olsaydı neler yapmazdım ki... Biliyorum, biliyorum. Sayfalarımı doğru düzgün yönetemediğim için tamamen benim hatam.
Her halükarda, söyleyeceklerim tamamen tükendi. Kapak şömizine bıraktığım yorumlardan bu durum zaten açıkça anlaşılıyordur. Tam bir keşmekeş. Çoğu zaman neyden bahsettiğimi ben bile bilmiyorum. Belki sayısalcılar bu tuhaf sayı kullanımını ilginç bulur ama eminim sözelci tayfanın kafası fena halde karışacaktır.
Gerçi bence herkesin kafası karışmış durumda. Ayrıca bu takma ismi bulan ben olduğum için kendimle dalga geçmemin bana bir faydası yok ama dürüst olmak gerekirse üç sayısına pek hayran değilim (Sunsunsun'daki "sun" kulağa Japoncada "üç" anlamına gelen "san" gibi geliyor). Aslında favori sayım yirmi dörttür. Ondan sonra da on iki gelir. Yani yirmi dört ne kadar havalı bir sayı, değil mi? Tarif etmesi zor. Kulağa hoş gelen bir tınısı var. Görünüşü de çok klas. Ayrıca beş, yedi ve dokuz hariç tüm tek haneli sayılara bölünebiliyor ki bu da ayrı bir güzellik. On iki ise zaten başlı başına muazzam: On İki Havari, On İki Semavi General, Çin burçları, On İki Kademe, onikiparmak bağırsağı... Neyse, pek çok yerde karşımıza çıkan bu sayının kendine has bir estetiği olduğunu düşünüyorum. Ha, unutmadan on üç de havalıdır. O karanlık ve aykırı havası bir başka. Aynı sebepten dolayı on dördü de yabana atamam. Ama on beş sayısı çok zayıf. Bana hiçbir şey hissettirmiyor. Öylece... orada duruyor işte.
Aykırı cazibeden bahsetmişken sıfırı da unutmamak lazım. Sıfırın gerçekten bir sayı olup olmadığı tartışılır ama yine de çok havalı. Bu arada, eğer sıfırın cazibesini anlamıyorsanız gerçek bir aykırı değilsiniz demektir. Birinci basamağa geri döndünüz. Yazık, eğer birden başlarsanız asla sıfıra ulaşamazsınız! Ha-ha-ha!
...Tamam. Şömizdeki yorumların sayısalcılara hitap ettiğini söylemiştim ama şimdi onların bile anlamayacağı şeyler saçmaladım. Ha? O da ne? Devam etmemi mi istiyorsunuz? Madem ısrar ediyorsunuz! Hadi üç haneli sayılardan konuşalım ama tabii ki bir aykırı olarak... (Devamı kısa kesmek adına çıkarılmıştır.)
Altı haneli sayılardan da bahsettiğimize göre artık bir sonraki konuya geçebiliriz. Sanırım az önce telefonumun şifresini ağzımdan kaçırmış olabilirim ama belki de sadece hayal gücümdür?
Pekala, sırada ne var? Ah, doğru! Bir konuya açıklık getirmem gerekiyor. Önceki cildin sonsözüyle ilgili. Sonsöz yerine kısa bir hikaye koymanın light novel sektöründe bir ilk olduğunu iddia etmiştim... ama yazar bir arkadaşım, "Ne? Bunu daha önce yapan bir sürü kişi oldu zaten," dedi.
...En hafif tabiriyle utanç içindeyim. Yeterince light novel okumayınca böyle oluyor işte. Doğru duydunuz. Bir light novel yazarı olmama rağmen aslında pek fazla okumam. 5. cildin sonsözünde de kısaca değinmiştim, yeni bir şeye başlamak benim için çok büyük bir çaba gerektiriyor... İster light novel, ister manga veya anime olsun, yeni bir şeye ısınmakta gerçekten zorlanıyorum. Bir seri ne kadar ünlüyse veya ne kadar uzun süredir devam ediyorsa, başlaması o kadar zor geliyor. Bu huyum yüzünden sanırım çıkış yapmadan önce sadece on kadar light novel alıp okumuştum? Onların içinden de sadece ikisi romantik komediydi? Üstelik üniversiteye başladıktan sonra, erişimi daha kolay olan ve sürekli yeni eserlerin çıktığı Narou gibi sitelerde web romanları okumaya başladım; bu da beni geleneksel light novel dünyasından iyice uzaklaştırdı... Ama her neyse, konumuz bu değil. Çığır açan bir şey yaptığımı sanmıştım ama meğer benden önce başkaları yapıp sonsöz yerine kısa hikayeler kullanmış. Peki ya bir sonsözü iki kısa hikayenin arasına sandviç yapmak? İşte light novel sektöründe bunu yapan ilk kişi kesinlikle benimdir. Herhalde.
Neyse, bir kere tadını alınca bu sefer de kelime sayısını doldurmak için araya bir kısa hikaye daha sıkıştırmadan edemedim. Kısa hikayelerin ne kadar kolay yazıldığını fark edince, sonsözü rastgele düşüncelerle doldurmayı hayal etmek bile zor geliyor. Sonuçta kısa bir hikayede kısa diyaloglarla daha fazla satır tüketebilir, anlatıma dilediğinizce satır başı ekleyebilirsiniz. Tabii geçen sefer kendimi kaptırıp sayfa kalmadığı için satırları iç içe geçirmek ve metinleri silmek zorunda kalmıştım... Yırtmaçlı Profesör hakkında yazarken çok eğlenmiştim.
Yırtmaçlı Profesör demişken, kendisinin illüstrasyonlarını henüz light novel tarafında görmedik (ve şu an için böyle bir plan da yok), ama mangada çoktan boy gösterdi. Ben romanın 6. cildi üzerinde çalışırken, manga uyarlaması 1. ciltten bir ortaokul festivali geçmişini işliyordu. Taslaklarda el sanatları kulübü üyelerinden birini görünce, "İşte bu, mükemmel," dedim. Hemen manganın çizeri Saho Tenamachi'ye gidip, "Bunu Yırtmaçlı Profesör yapmaya ne dersin?" diye sordum. O da bu fikre çok sıcak bakınca, romanın 6. cildinin taslağını teslim ederken yetkililere bu teklifi sundum. İşte Yırtmaçlı Profesör böyle doğdu.
İşin ilginç tarafı, Yırtmaçlı Profesör'ün yer aldığı bölüm Magapoke sitesinde güncellendiğinde, romanın 6. cilt hikayesi henüz piyasaya çıkmamıştı bile. Yani aslında orijinal romandan önce manga uyarlamasında göründü... Bu da manganın her güncellemesini takip eden okurların onu görmezden gelmesine veya varlığını fark etmemesine neden olan küçük bir tuzağa dönüştü. Ama hakkaniyetli olmak gerekirse, o hikayeyi içeren manganın ikinci cildi orijinal romanın 6. cildinden sonra yayımlandı ve çizer Saho Tenamachi de ikinci ciltteki sonsözünde Yıçtmaçlı Profesör'e değindi... Yani her güncellemeyi takip eden sıkı okurlar, ikinci cilt çıktığında onu muhtemelen almış ve neler döndüğünü fark etmişlerdir. Değil mi?!
Öhöm! Neyse, hepinize demeye çalıştığım şey şu: Manganın ciltlerini de satın alın! Eğer alırsanız, benim o gülünç derecede ayrıntılı sonsözlerimi okuyabilirsiniz. Ben, "Bir sayfalık sonsöz yazar mısın?" dendiğinde "Yani bir sayfaya sığdığı sürece sorun yok, değil mi?" diye cevap veren ve sonra da söyleneni yapmayan türden bir yazarım. Ama bu benim suçum değil. K-kaç kelime yazabileceğimi belirtmedikleri için onların suçu. Bir şey kurallara aykırı değilse, o zaman sorun yok demektir, haksız mıyım? İş bittikten sonra gelip de bana "mantıklı olanı yapmalıydın" diyemezsiniz. Çünkü dünyada benim gibi, çoğu insana mantıksız gelen şeyler yapan bir sürü kişi var.
Muhtemelen mantıksız davrandığımın ve sağduyudan yoksun olduğumun farkında olmama rağmen ukalalık ettiğimi düşünüyorsunuzdur. Ama aslında tam tersi. Mantıksız ve sağduyudan yoksun olduğumu bildiğim için ukalalık ediyorum. Bir konuda suçluluk hisseden insanlar, başkaları tarafından azarlanmamak için onları sindirmek adına aşırı kibirli davranma eğilimindedirler. Eğer böyle birini görürseniz, ona acıyarak bakın ve içinizden, "Vah vah. Sert çocuk ayağına yatmadan yaşayamayan ne acınası bir yaratık," deyin. Ama biliyor musunuz, daha üzücü olan ne? Kendi mantıksızlığının zerrece farkında olmayıp yine de üstünlük taslayan bir güruh da var. İşte öyle birini görürseniz, ona daha da büyük bir acımayla bakın ve "Ah, doğduğu talihsiz çevrenin yarattığı ne hazin bir canavar," diye düşünün. Ona acıyarak bakın ve sonra ensesine bir Alman supleksi yapıştırın. Hayır, durun. Gerçekten yapmayın. Sadece zihninizde yapın. Ha? Bana neden öyle bakıyorsunuz? Ah, bu arada manga ciltlerini alırsanız yazdığım kısa hikayeyi de okuyabilirsiniz. Hadi, elinizi çabuk tutun! Tamam, reklam işini burada bitiriyorum!
Her neyse, manganın tanıtımını bitirdiğime göre şimdi neyden bahsetsek? Anime uyarlaması mı? Aslında bu konuda söyleyecek pek bir şeyim yok. Ne kadarını açıklayabilirim ondan bile emin değilim. Ama proje istikrarlı bir şekilde ilerliyor. Bu romanın çıkmasının beş ay sürmesinin sebebi, anime uyarlamasının yanı sıra manga uyarlaması üzerinde de çalışıyor olmamız. Yarı zamanlı bir yazar olarak kaldırabileceğim yük ancak bu kadar.
Gerçi ucu biraz açık ama sanki... eğer daha fazla paniğe kapılıp kendimi daha çok zorlasaydım, hani tıpkı yaz tatilinin sonunda ödevini yetiştirmeye çalışan bir lise öğrencisi gibi son dakikada metni bitirmek için kassayım, belki o dört ayda bir kitap temposunu yakalayabilirdim... ama kim bilebilir ki? Evet, biliyorum. Şu an benim bile kafam karıştı.
Neyse, eğer animeden bahsedemiyorsam... o zaman yaratım teorisinden bahsedebilirim belki? Edebiyat meraklıları buna bayılırdı kesin. Ama bahsetmeyeceğim. Yaratım teorisi hakkında konuşmaktan nefret ederim. Çok kendini beğenmişçe hissettiriyor. Başkaları yapınca sorun yok ama konu bana gelince, omzumdaki küçük bir şeytan kıs kıs gülmeye başlıyor: "Hey, daha sadece tek bir serin yayıncı tarafından kabul edildi ve şimdiden yaratım teorisi mi parçalıyorsun?" Üstelik birinci, üçüncü, altıncı ve sekizinci bölümleri neredeyse eş zamanlı yazan bir kaçığın yazarlık tavsiyelerini kim ciddiye alır ki? Evet, doğru duydunuz. Alya'nın Rusça duygularını gizlemesini aslında sırayla yazmıyorum, hatta giriş bölümünden bile başlamıyorum. Genellikle çoklu bölümleri aynı anda yazıyorum; en kötü olduğum zamanlarda ise hikayeler arasında mekik dokuyarak tüm romanı karışık bir sırayla kaleme alıyorum.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi olduğu gibi, roman yazma konusundaki yaratıcı kuramlar da öylesine özneldir ki, bunları pek de ciddiye almamak en iyisidir. O yüzden bu söylediklerim üzerine çok kafa yormayın. Belki beyninizin yarısıyla dinleseniz kâfidir. Hatta yarısı bile çok, üçte biri olsun. Profesyonel yazarların yaratıcı teknikler hakkında konuştuğunu duyduğumda bile sık sık, "Hadi canım, pek sanmıyorum," diye düşünürüm. Doğrusu onlara hak verdiğim pek nadirdir. Bu yüzden roman nasıl yazılır diye ders çalışmaktansa, sevdiğiniz ve iyi olduğunu düşündüğünüz eserlerin içine dalıp görerek öğrenme, daha doğrusu okuyarak öğrenme prensibiyle pratik yapmanın çok daha evla olduğuna inanıyorum. O teknikleri kapıp kendinize mal edin. Tabii burada intihal yapın demiyorum, yanlış anlaşılmasın.
Yine de başkalarının fikirlerini duymak ve bunları yazın hayatınızda kullanmak istiyorsanız, diğer yazarlarla bir araya gelmenizi, tercihen farklı tarzlarda yazanların bulunduğu bir gruba katılmanızı öneririm. Elbette orada birbirinden alakasız bir sürü fikir havada uçuşacaktır; ancak gerçekten geliştirmeniz gereken bir nokta varsa, muhtemelen birden fazla kişi size aynı geri bildirimi verecektir. İşte o zaman bu eleştirileri dikkate alırsanız, zamanla ortalama bir yazardan çok daha iyi kalem oynatır hale gelirsiniz. Gerçi geniş bir perspektiften bakınca bu söylediklerim de bir nevi yaratıcı kuram sayılır, o yüzden yine çok ciddiye almasanız da olur. Sadece zihninizin üçte birini bana ayırın ve söylediklerimi ihtiyatla karşılayın; sonuçta böyle saçmalayan birinin tavsiyelerini kim takar ki? Hatta bu işler için beyninizin üçte birinin üçte birini kullansanız yeter. Sayısalcı tayfa için söyleyeyim, bu dokuzda bir ediyor, yani... (Metnin devamı kısa kesmek adına çıkarılmıştır.)
Her neyse, rakamlardan yeterince bahsettik sanırım, sayfalarımız da tükenmek üzere. O yüzden teşekkür kısmına geçelim.
Yavaş ilerleyen yazım sürecime karşı sonsuz bir sabır gösteren editörüm Miyakawa'ya en içten şükranlarımı sunarım. Dosyaları hep tam teslim tarihinde, pardon, teslim tarihinden sonra gönderdiğim için çok üzgünüm... Gerçekten mahcubum. Ya da belki de sadece öyle olduğumu söylüyorumdur. Anlayışınız ve dürüst geri bildirimleriniz için teşekkürler. Desteğiniz benim için çok kıymetli.
Sırada, o şahane illüstrasyonları bir kez daha kağıda döken Momoco var. Yoğun programına rağmen bize sürekli yüksek kalitede ve çok sayıda çizim yetiştirdiğin için teşekkürler. Özellikle bu sefer yeni karakter tasarımlarının yanı sıra, çoklu karakterlerin yer aldığı sayısız sahne çizdin. Ellerine sağlık.
Ayrıca Alya, Maşa ve şimdi de küçük kız kardeş modundaki sevimli Yuki'yi manga uyarlaması için canlandıran Tenamachi'ye de teşekkür etmeliyim. İstediğin gibi manganın tanıtımını Twitter üzerinden yapmayı da ihmal etmedim. Bunun bir şaka olduğundan emindim ama şaka yapılacak yanlış kişiyi seçtin. Heh. Yine de bunun bir tanıtım sayılıp sayılmayacağı tartışılır tabii!
Ve son olarak, yakın zamanda manga uyarlamasının editörü olarak aramıza katılan Suzuki'ye, Alya'nın Rusça Duyguları serisinin mutfağındaki tüm ekibe ve tabii ki siz değerli okurlara sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Çok teşekkürler! Bir sonraki ciltte görüşmek üzere! Hatta manganın üçüncü cilt sonsözünde buluşalım! Orada görüşürüz!
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.