Kıyafetini değiştirenler arasında ikinci sırada olmasına rağmen Ayano parkurun henüz yarısındaydı. Paytak adımlarla elinden geldiğince hızlı ilerlemeye çalışsa da rakipleri birer birer onu geçiyordu. Alisa ve Masachika çatık kaşlarla onu izlerken, başlangıçta bu manzaraya gülümseyen seyirciler bile Ayano her an yere yığılacakmış gibi endişelenmeye başlamıştı. Parkurun bitmesine çeyrek kala Yuki ona yetiştiğinde kulağına bir şeyler fısıldadı, ardından o dinozor elini tutup adımlarını yavaşlatarak onunla birlikte yürümeye başladı.
“İlginç. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlamış…”
El ele tutuşan ikili, bitiş çizgisine doğru ortak bir çabayla ilerlerken seyircilerin sıcak alkışları ve tezahüratlarıyla karşılandı. Zaten sonuncu olmayı garantilemişlerdi ama kalabalığa neşeyle el sallayarak attıkları kendinden emin adımlar, sanki bir zafer turu atıyorlarmış hissi uyandırıyordu.
Hmm… Sanırım maçı kaybetse de savaşı kazandığını söyleyebiliriz. Yuki bu sefer galip geldi.
Bunu Alisa’ya yüksek sesle söylemese de, Masachika onun gözlerindeki hafif hüsran dolu ifadeden aynı şeyi hissettiğini anlayabiliyordu.
“Alya, suratının hali ne öyle?”
“Ah.”
Alisa, Yuki’ye dik dik baktığının fark edilmesiyle, yaptığı şeyin yeni ayırdına varmış gibi huzursuzca kaşlarını çattı. Masachika havayı yumuşatmak için konuyu değiştirmeye karar verdi.
“Bu arada, aklıma bir şey takıldı. Ayano’nun kostümü o poşete nasıl sığdı?”
“O mu… Kostüm aslında çadırın içindeydi. Poşette sadece üzerinde dinozor yazan bir kağıt ve içinde dolgu malzemesi falan vardı. Poşetin içinde gerçek bir kostüm varmış gibi görünsün diye yani.”
“Ooo. Şimdi anlaşıldı.”
“Benim de bir sorum var. Sunucunun klasik çizgi roman başrol kadını derken ne demek istediğini anlamadım. Seyirciler neden o kadar heyecanlandı?”
“Şey… Ben de tam olarak hangi esere gönderme yaptığını bilmiyorum ama çizgi romanlarda yaygın bir klişe vardır. Kız okula geç kalıyorum diye bağırarak ağzında bir dilim ekmekle koşturur. Köşeyi dönünce bir çocuğa çarpar ve o çocuk da genelde kaderindeki kişi çıkar…”
“Öyle mi? Demek ekmek dilimi bunun içindi…”
Masachika, diş izleri kalmış ekmeğe sıkıntılı bir ifadeyle baka kalan Alisa’ya buruk bir tebessümle baktı.
“Bedavadan öğle yemeğin çıkmış oldu işte. Hey, şuraya bak.”
Yuki ve Ayano el ele bitiş çizgisini geçerken kalabalık alkıştan yıkılıyordu. Masachika, organizasyon komitesi üyesi olarak onları karşılamaya gitti.
“Tebrikler çocuklar. Özellikle de sen Ayano, gerçekten iyi iş çıkardın.”
“Teşekkür… ederim…”
Masachika, o duygusuz yüzüne rağmen bitkinliği her halinden belli olan Ayano’ya içten bir acımayla baktı.
“Ne yapmak istersin? Soyunma odası hemen şurada ama istersen sana yardım edebilirim. Hatta bir el arabası getirip seni oraya kadar itebilirim.”
“Hayır… İyiyim. Yavaş yürüdüğüm sürece dengemi koruyabildiğimi fark ettim.”
“Emin misin? Sakın kendini zorlama, tamam mı?”
Birden yükselen bir tezahürat fırtınası Masachika’nın bakışlarını o yöne çevirdi. İkinci sınıfların dördüncü adayı perdelerin arkasından çıkıyordu… Gelen kişi, elinde oyuncak bir şırınga ve not panosuyla hemşire kılığına girmiş Maria’dan başkası değildi.
“Oha! Kujou’ya bakın! Selam hemşire hanım! İşte gerçek cosplay budur! Ne kadar muazzam göründüğüne bir bakın!”
Sunucu kendinden geçiyordu ama kıyafet o kadar da açık saçık olmamasına rağmen seyirciler çoktan galeyana gelmiş, ortalığı alışılmadık ve yoğun bir heyecan dalgası sarmıştı.
“Ah! Karnım! Çok ağrıyor! Hemşire!”
“Kalbim sızlıyor… Yoksa bu aşk acısı mı?!”
Bazı öğrenciler hastalık numarası yapmaya bile başlamıştı. Maria’ya olan ilgi o kadar büyüktü ki, o sırada pistte koşan diğer üç katılımcı için üzülmemek elde değildi.
“Ş-şuna bak, tam olması gereken yerler ne kadar da dolgun!”
Yuki bu açık sözlü ve kaba yorumunu fısıldadığı an, Masachika refleks olarak ona bir tane patlatmak için elini kaldırdı ama kostümün içinde olduğu aklına gelince kendini durdurdu. Derken, kostümlü yarışmacılar birbiri ardına çadırdan çıkmaya devam etti… Ta ki geriye tek bir kişi kalana kadar. Ve o son kişi, kesinlikle unutulmayacak cinstendi.
“Ohaa?! Kiryuuin geliyor! O elbise de ne?! Ne inanılmaz bir tuvalet!”
Okulun popüler ismi Sumire; geniş kenarlı şapkası, gösterişli yelpazesi ve alametifarikası olan lüle lüle saçlarıyla, orta çağ asilzadelerini andıran görkemli bir elbise içinde boy gösterdi.
“Ona çok yakışmış.”
Ağabey ve kardeş istemsizce aynı sözleri aynı anda sarf etti. Bu, Sumire’nin ne kadar göz kamaştırıcı olduğunun en büyük kanıtıydı… Üstelik inanılmaz da hızlıydı.
“Kiryuuin’in arkasındaki alev izlerine bakın! O elbiseyle nasıl bu kadar hızlı koşabiliyor?!”
Sumire, bir eliyle eteğini tutup diğer elindeki yelpazeyle ağzını kapatarak muazzam bir süratle koşuyordu. Kısa sürede diğer yarışmacıları geçerek en öne fırladı.
“O etekle nasıl bu kadar hızlı gidebiliyor?”
“Şey… Umarım yanılıyorumdur ama ayağındakiler topuklu mu?”
Kardeşler büyük bir şaşkınlıkla baka kalırken Sumire bir hamlede bitiş çizgisini birinci olarak geçti. Ardından mağrur bir tavırla başını geriye atıp zafer dolu bir kahkaha patlattı.
“O-ho-ho-ho! Zafer benim!”
“…Rolünün hakkını gerçekten veriyor.”
Okul arkadaşının fan servisi konusundaki azmine duyduğu taze saygıyla Masachika, yarışı yeni bitiren ikinci sınıf kızlarını yönlendirmeye koyuldu.
“Soyunma odası okul binasının birinci katında! Eşofmanlarınızı aldıktan sonra lütfen üzerinizi değiştirin!”
O sırada Maria, duyurunun ortasında dördüncü sırada bitiş çizgisini geçti.
“Selam, Masha. İyi iş çıkardın.”
“Teşekkürler Kuze. Ah, üçüncülüğü kaçırdım…”
“Koşarken o şırıngayı ve panoyu taşımak zorunda kalman işini zorlaştırmıştır,” diye ekledi Masachika ona doğru yaklaşırken.
Neler oluyor…? Dolgun demek yetmez… Sanki dikişlerinden patlayacakmış gibi duruyor.
Yakından bakınca, o pembe hemşire üniformasının bazı yerlerde nasıl gerildiğini, dikişlerin zorlandığını fark etti. Gözlerini nereye dikeceğini bilemiyordu.
“Oha?!”
Arkadan bir şeyin çarpmasıyla Masachika sendeledi. Telaşla arkasına döndüğünde Alisa’yı buldu; omuzlarını dikmiş, ağzında hala o ekmek parçasıyla ona dik dik bakıyordu.
“Alya? Ne oldu? Bekle, hala o kıyafeti çıkarmadın mı sen?”
“…”
Alisa bu endişeli soruya cevap vermedi ama bakışları, Masachika’nın Maria hakkında uygunsuz şeyler düşündüğünü biliyormuş gibiydi. Bu durum Masachika’nın soğuk terler dökmesine yetti.
“Hadi ama Masha.”
“Efendim? Ama eşofmanlarımı henüz getirmediler… Hey, Kuze! Telefonun yanında mı?”
“Ne? Evet…?”
“O zaman bir fotoğrafımızı çeker misin? Hadi Alya, sen de gel.”
“…?!”
Masachika akıllı telefonunu çıkarmak için elini cebine attığı an, Maria kolundan tutup onu kendine doğru çekti; sonra Alisa’yı da yanına alıp ikisini ortaladı.
“Tamamdır. Çek bakalım Kuze.”
“Şey… Emin misin?”
“Neden ki? Ah, durduğum yerde güneş çok mu göz alıyor?”
“Hayır, onu demek istemedim,” diye karşılık verdi ciddi bir ifadeyle, sonra omuz silkip telefonunu uzattı.
“Yaklaşsana Alya, çok uzakta kaldın.”
“Ama…”
“Hadi, gülümseyin. Peynir deyin bakayım.”
“Tamam, hazır mısınız? Üç, iki… bir.”
Masachika telefonunu özçekim moduna alıp istendiği gibi birkaç kare yakaladı. Ayrıca sadece Alisa ve Maria’nın olduğu birkaç fotoğraf daha çekti.
“Teşekkürler Kuze. Bunları sonra bana gönderir misin?”
“Tabii, gönderirim.”
Masachika, farkında olmadan ikisinin cosplayli fotoğraflarını ele geçirmenin verdiği heyecan ve suçluluk karışımı bir duyguyla kafa salladı, tam o sırada…
“Masachika, bizim de fotoğraflarımızı çeker misin?”
“Ben de istiyorum!”
“Benim de fotoğrafımı çekmeniz çok mu şey istemek olur?”
Yuki, Nonoa, Sumire ve diğerleri birer birer el kaldırmaya başladı. Bir an içinde ortam, tek bir fotoğrafçısı olan devasa bir cosplay çekim alanına dönüvermişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.