Selam, ben Sunsunsun. Biliyorum, biliyorum. "Ne? Sonsöze mi geldik bile? Ama daha on küsur sayfa var!" diye düşündünüz, değil mi? Başka bir bölüm olduğunu sanmış olmalısınız. Dün gece yatağınızda "Geç oldu galiba, yarın da işlerim var. Kalanını sabah otobüsünde ya da trende okurum," diye düşünüp şimdi bunun sadece sonsöz olmasına sinirleniyorsunuzdur. Bu sizsiniz, değil mi? E, o zaman bir şekerleme yapın. Bir dakikalık boş vaktiniz bile varsa uyumalısınız. Bunu zaten kendiniz de fark etmişsinizdir. "Geç oldu galiba"? Bu, olması gerekenden çok daha geç yatan birinin sözleri. Uykusuz kalmış birinin sözleri. Hey! Orada durun bakalım! Akıllı telefonunuzu çıkarmaya çalıştığınızı gördüm! Sosyal medyaya girmeyin! Günün giriş bonusunu toplamaya çalışmayın! Favori çizgi romanınızın bugün güncellendiğine dair hiçbir "ama" duymak istemiyorum! Telefonunuza baka kalacak vaktiniz varsa, o vakti uyumak için kullanın! Sonsözü okumanıza bile gerek yok! Çünkü okusanız bile size hiçbir faydası dokunmayacak. Sadece uyuyun! Ve durağınızı kaçırmamak için alarmınızı kurmayı unutmayın! Ha, bir de yanınızda oturanları rahatsız edecek hiçbir şey yapmayın! Uyurken saygılı olun! Gerçi ben şahsen boş vaktim olsa telefonuma bakardım!
Evet, uzun bir sonsöz için korkunç bir başlangıçtı. Dürüst olmak gerekirse, muhtemelen gelmiş geçmiş en kötüsüydü. Ha, bir de siz. Evet, siz. Olması gerektiği gibi yatmak yerine sonsöze kadar geldiğiniz için kendinizi çoook havalı sanıyorsunuzdur. Dürüstçe söylemek gerekirse, sadece yatmalısınız. Bozuk plak gibi konuştuğumu biliyorum ama bundan kazanacağınız hiçbir şey yok. Ana hikayenin o tatlı etkisindeyken acele edip uyuyun. Şanslıysanız rüyalarınızda Alya'yı görebilirsiniz. Yani, karakterlerden hiçbiri rüyalarıma gelmedi ama belki siz daha şanslı olursunuz. Ah, keşke rüyalarımda bile olsa Masachika olabilseydim. Yuki'ye dönüşmeye de razıyım.
Ha, bakın. "Üzgünüm ama ben sadece öğle yemeğinde okurum, o yüzden bunların hiçbiri beni ilgilendirmiyor," diye düşünen biri var. E, üzgünüm ama siz de bir şekerleme yapmalısınız. Bundan sonra işiniz ya da dersiniz var, değil mi? On dakikalık kısa şekerlemeler bile gününüzü gerçekten değiştirebilir. Öğle yemeği molanızın sonunda okumak için yeterli vaktiniz varsa, o zamanı biraz bile olsa uyumak için kullanmalısınız. Ne? Bu sizin öğle yemeği molanız değil mi? İş ya da okul derdiniz yok mu? …Ha, gece vardiyasında çalışıyorsunuz. Özür dilerim. Durun. Gece vardiyasında çalışıyorsanız, şimdi ne işiniz var ayakta?!
Bir de siz varsınız. Bunu cuma günü alıp hafta sonunuzu okumaya ayırdığınız için kendinizi gerçek kazanan sanıyorsunuzdur. Tebrikler o zaman. Çünkü gerçek kazanan sizsiniz. Kitabı bırakıp kendi küçük kutlama dansınızı yapmaktan çekinmeyin. Hatta, zafer pozunuzu sergilemeye ne dersiniz? On saniye boyunca tutabilirseniz, şüphesiz gerçek bir savaşçısınızdır.
***
***
…Ah, herkesin zafer pozunu görmek için bir an ihtiyacım var. Ve kesinlikle kelime sayısına ulaşmaya çalışmıyorum, o yüzden sakın lafını bile etmeyin. Ve tüm kaybedenler, kitabınızı bırakın, gözlerinizi kapatın ve gerçek kazananları hayal etmek için bir an ayırın. Nasıl birini hayal ettiniz? Bu arada, ben bu sabah haberlerde gördüğüm hava durumu sunucusunu hayal ettim. Garip.
Benim gibi kafası sürekli güzel kadınları hayal eden birinin aksine, eminim siz ciddi okuyucular kazananların cesur, tanrısal pozlarını hayal ettiniz ve umutsuzluğun acı tadıyla irkiliyorsunuzdur. Arzulamak, hayallerinize ulaşmanın ilk adımıdır. Gelişmek için ilham aldıysanız, sıradaki sizsiniz. Bu sefer kaybetmiş olabilirsiniz ama bir dahaki sefere gerçek bir kazanan olacaksınız.
Yapmanız gereken tek bir şey kaldı. Alya Sometimes Hides Her Feelings in Russian'ın bir sonraki cildinin ne zaman çıkacağını internetten araştırıp, çıktığı gün satın almanız gerekiyor. Bu sadece ilk satışları artırmakla kalmayacak, aynı zamanda benim ve editörümün de yüzünü güldürecektir. Evet, buradaki gerçek kazananlar aslında editörüm ve bendik! …Heh! Şaşırmış gibi görünüyorsunuz. Ben de. Bu adam ne diyor böyle? İnanabiliyor musunuz? Üstelik hiç de içmemiş. Korkutucu değil mi?
Ha, bakın. Diğerleri zafer danslarından dönmüş gibi görünüyor. Utançları çok ağır basmış olmalı, bu yüzden bu kitaba geri dönmekten başka çareleri kalmamış. Ama size şunu söylememe izin verin: Teşekkür ederim. Bu cildi çıktığı gün aldığınız ve mümkün olan en kısa sürede okuduğunuz için teşekkür ederim. En yeni cildi bu kadar merakla beklediğinizi bilmekten daha mutlu eden hiçbir şey yok.
"Bu cildi çıkar çıkmaz baştan sona okumadım. Sevgim yeterli değil mi?" diye düşünenleriniz vardır, eminim, ama yanılıyorsunuz. Sevginizin derinliği, ne zaman okuduğunuza bağlı değildir. Bu hikayeyi okumak için değerli zamanınızı kullanıyorsunuz. Bu bile sevginizin kanıtıdır. Ha? Hikayenin tamamını beş dakikada mı bitirdiniz? Yok, o pek hoş değil. Lütfen geri dönüp bu sefer adam akıllı okuyun… Eğer "Elbette. Tekrar okuyabilirim," dediyseniz, o zaman bu light novel'la zaten keyifli vakit geçirmiş ve okuduğunuzu anlamışsınızdır, değil mi? Yani muhtemelen tekrar okumanıza bile gerek yoktur. Muhtemelen hızlı okuyorsunuzdur. Keşke hızlı okuma yeteneğim olsaydı. Bana verin onu.
Sonsözü ilk okuyanlara gelince, gördüğünüz gibi aşırı uzun. Dahası, zaten fark etmişsinizdir, hiçbir şey hakkında değil. Ana hikayeye dair hiçbir spoiler da yok, bu yüzden nispeten güvenli bir okuma ama bu saçmalığı okumaya vaktiniz varsa, muhtemelen light novel'ı okumaya odaklanmalısınız. Bunu söyledikten sonra bile sonsözü önce okumak istiyorsanız, e, sırtınızı sıvazlamayı hak ediyorsunuz. Sizi durdurmayacağım ama uyardım, tamam mı? Sonra gelip zamanınızı boşa harcadığımı söyleyip bağırmanızı ve şikayet etmenizi istemiyorum. Ha, bu sonsözü okuyan herkes için geçerli, tamam mı?
Bu light novel'ın kaç sayfa olduğunu görmek için sona atlayıp sonsözün anormal derecede uzun olduğunu fark eden okuyuculara gelince, çoğu kişi sonsözü hikayeyi bitirdikten sonra okuduğu için bunu okuduğunuzdan bile şüpheliyim.
Sayfaları çevirirken biraz fazla heyecanlanıp ana hikayeyi bitirmeden son çift sayfa illüstrasyonu görenlere üzgünüm. Kitaba yandan bakıp illüstrasyonun nerede olduğunu önce kontrol etmeliydiniz. Ha? Kontrol ettiniz mi, yani illüstrasyonun nerede olduğunu zaten biliyor muydunuz? Durun. Sonsözün bu kadar uzun olması benim hatam mı? Ah… Üzgünüm.
Hatalı olduğumda her zaman özür dilerim. Sonuçta ben bir yetişkinim. Öte yandan, inatçıyımdır ve hatam değilse asla özür dilemem. Sonuçta hâlâ bir çocuğum. Yetişkin olamayan bir yetişkinim. Eminim çoğu light novel yazarı böyledir. Atmaya kıyamadığımız bir çocuk kalbimiz vardır hâlâ. Bununla birlikte, sadece iki light novel yazarını daha tanıyorum, bu yüzden dediklerimi biraz ihtiyatla karşılamalısınız. Biri benden çok daha olgun, diğeri ise bir azize… Durun. Bir tek ben mi çocuk gibi davranıyorum? Sanırım ülkedeki tüm light novel yazarlarından özür dilemeliyim. Sadece zihnen hâlâ çocuk olduğum için herkesin itibarını zedeleyecektim. Çok üzgünüm. Eğer hâlâ ortaokul ya da lisedeyseniz, büyüdüğünüzde benim gibi biri olmayın lütfen. Gerçekten, ciddiyim.
Şimdi, "Oha! Sonsöz ne kadar uzunmuş! Harika! Bu çooook müthişşş!!" diye tezahürat yapan o güzel, harika okuyuculara bir şeyler söylemek istiyorum. …Durun. Siz yok musunuz? Hadi ama, en az bir kişi olmalı, değil mi? Hiç kimse heyecanlanmıyor mu buna? …Ha, biri mi var? Siz mi? Sonsözün ana hikayeden bile uzun olmasına mutlu musunuz? Hmm… Ne diyeceğimi bilemiyorum, o yüzden lütfen yerinize dönün.
Gördünüz mü? Bunların hepsini okumaktan iyi hiçbir şey çıkmadı (ciddi bir yüz ifadesiyle). Bunun ne kadar uzun olduğundan şikayet edip arkadaki Momoco'nun illüstrasyonunu görmek için sonsözü atlayan okuyucu, doğru olanı yapıyorsunuz. Ben de aynısını yapardım. Bir sonraki cilt çıktığında ne düşüneceğinizi zaten tahmin edebiliyorum: "Şimdi düşününce, son ciltteki sonsözü hiç okumamıştım. E, öyle olmaz. Oturup okuma zamanı."
Hey, siz. Sonsözün ne kadar uzun olduğunu Twitter'dan önceden okuyan kişi. Beni takip ettiğiniz için teşekkür ederim. Eğer hâlâ takipçim değilseniz, lütfen takip edin. Hiçbir şey kaybetmezsiniz. Hiçbir şey de kazanmazsınız.
***
Oh be… Tamam, sanırım her olası okuyucu tipini ele aldım, artık ciddileşme vakti. Eminim çoğunuz bu sefer sonsözün neden bu kadar uzun olduğunu merak ediyorsunuzdur. Nedeni… basit. Ana hikayeyi yazmayı bitirdikten birkaç gün sonra, editör bana ana hikayenin kararlaştırılan sayfa sayısını esasen mükemmel bir şekilde doldurduğunu, bu yüzden bu sefer Sunsunsun için bir sonsöz veya Momoco için herhangi bir şeye yer kalmadığını söyledi. Daha sonra sonsöz için sayfa sayısının artırılabileceği, ancak bunun fazladan on altı sayfa olacağı ve kullanılmayan tüm sayfaların reklamlara ayrılacağı, bunun da pek hoş olmayacağı söylendi. Bunun üzerine, sayfa sayısını artırırsak light novel'ın daha pahalı olup olmayacağını sordum, çünkü her şeyden önce cüzdanlarınızı düşünüyorum. Sonuçta ben düşünceli bir adamım. En küçük bir fiyat artışının bile, özellikle ortaokul ve lise okuyucularım için büyük bir mesele olduğunu biliyordum. Bu yüzden fiyatı sordum ve— Tamam, yalan söylüyorum. Aslında sadece çok pahalı olursa kimsenin bu light novel'ı almayacağından endişeleniyordum, özellikle de yan hikayelerden oluşan bir derleme olduğunda. Her şey kendimle ilgiliydi. Biliyorum, biliyorum. Ciddileşme vakti demiştim ve daha iki yüz kelime sonra falan, yine bunu yapıyorum. Korkunç biriyim. Biliyorum.
Neyse, birkaç sayfa eklersek maliyetin artıp artmayacağını sorduğumda, fiyatın hiç değişmediğini öğrendim. Neden mi? Hiçbir fikrim yoktu ama madem ekleyebiliyordum, neden kendimi kısıtlayayım ki diye düşündüm. Dürüst olmak gerekirse, benim sonsözüm olmasa da olurdu ama Momoco’nun son sayfadaki illüstrasyonunu kaybetmek dünya için muazzam bir kayıp olurdu! Eminim siz okuyucular da hayal kırıklığına uğrardınız! Özür dilerim! Sadece yine iyi biri gibi görünmeye çalışıyorum ama gerçekte Momoco’nun son sayfadaki illüstrasyonunu görmek istiyordum! Her şeyi kendim için yaptım!
Oh be… Bu kadar gaza gelmek yorucuymuş. Normalde bu kadar rahatımdır. Tamamen içe dönük biri değilim ama sanırım beni asosyal olarak görürsünüz. Takma adım beni dışa dönük biri gibi gösterse de, gerçekte ben daha çok “Bulutbulutbulut” gibi kasvetli bir adamım.
Yine konudan saptık galiba ama her şeyi özetlemek gerekirse, Momoco’nun illüstrasyonunu kitabın sonuna ekleyebilmek için on altı sayfa eklemek zorunda kaldık. Sonra editörüm hevesle bana on dört sayfalık sonsözü doldurmak için yaklaşık altı bin Japonca karakter yazmam gerektiğini söyledi… Bu, genellikle iki farklı mağazanın ön sipariş bonusları için yazacağınız iki kısa hikayenin boyutuna denk geliyor. Fakat ben tam da “Asla yapmam öyle şey♡” diye düşünürken, editörüm bana başka bir mesaj gönderdi: “Aslında bu kadar uzun bir sonsöz hiç görmedim. Tarihi bir ilk bile olabilir (lol).” Bunu okuduktan sonra, yapmam gerektiğini hissettim.
Ayrıca, son düzine kadar sayfanın reklamlarla dolu olması içime sinmiyordu. Üstelik, eğer bu bir efsane olmak anlamına geliyorsa (←kimse böyle demedi), peki. Altı bin civarı karakter yazarım. Sadece bundan bahsederek zaten dört bin kadar (Japonca) yazdım, yani yarıdan fazlasını bitirdim bile. Neyse, şimdi asıl konuya dönelim ve son sohbet başlığımızı konuşalım.
Ha? Ne hakkında konuştuğumu bilmiyormuş gibi yapmayın. Şimdi şaka yapmanın sırası mı gerçekten? Hadi ama, neyden bahsettiğimi biliyorsunuz, değil mi? Ana hikayenin bu kadar derinliklerindeyken neden kısa yan hikayeler yayınladığımı hiç düşünmediniz mi? Dördüncü Cilt'in bitişinden sonra, ana hikayeye devam etmek yerine yan hikayeler yayınlayan bir yazarın deli olması gerekirdi. Böyle düşünüyorsunuz, değil mi? Anladım. O zaman açıklayayım! Geçen sefer tüm yaz hikayelerini tek bir cilde sığdıramadım! Anlatmak istediğim çok şey vardı! İlk üç cilt için her birine sadece bir ay kadar zamanım vardı, bu yüzden anlatmak istediğim her yaz hikayesini tek bir cilde sığdırmamın imkanı yoktu! Uzun, dolambaçlı cümlelerim zaman alıyor! Hatta beni tebrik etmelisiniz çünkü bir sonraki ciltte nihayet ikinci döneme başlıyorlar. Demek istediğim… Özür dilerim. Bu benim hatam. Ama bir sonraki cildi makul bir zaman diliminde çıkarabileceğime inanıyorum, bu yüzden lütfen beni affedin. Hatalı olduğumda her zaman özür dilerim. Ben… (Gerisi kısalık için çıkarılmıştır). Heh! Kelime sayısına ulaşmam gerekirken, bazı şeyleri atlıyorum! İşte bu kadar ciddiye alıyorum… yine de burada bununla övünürken kelime sayısına giderek yaklaşıyorum.
Aklıma gelen ilk şeyi yazıyor olmam, ne kadar ciddiyetsiz olduğumu gösteriyor. Sonsözü yazmadan önce zihninizi boşaltıp, az önce yazdığınız hikayeden başka şeyler hakkında yazmanız gerektiğine inanıyorum. Yine konudan saptığımı biliyorum, o yüzden size bu cilt hakkında bir şey söyleyeyim. Önemli, iyi dinleyin…
Dürüst olmak gerekirse, bu yan hikayeleri atlayıp doğrudan Beşinci Cilt'e geçerseniz, ana hikaye açısından hiçbir şeyi kaçırmış olmazsınız. Bu cildi okumazsanız, gelecekteki hiçbir ciltte kafanızın karışacağı bir şey olmayacak. Dördüncü Cilt buçuk'u okumak sadece Dördüncü Cilt'e dair anlayışınızı derinleştirecek ve bu ciltte tanıtılan karakterlerin Beşinci Cilt ve sonrasında tekrar ortaya çıktığını gördüğünüzde yüzünüzde genişçe bir sırıtma belirecek. Ne dediniz? Bunu önceden söylemeli miydim? Bunu bilseydiniz bu cildi almaz mıydınız? Eminim şimdi böyle düşünen insanlar vardır, bu yüzden bu yorumu sonsözün ortasına saklıyorum. Evet, pis oynarım. Berbat bir insana dönüştüm. Bana iyi bir çocuk olup olmadığımı sorsaydınız… Sormayın gitsin.
…Pekala. Bundan sıkıldınız. Anladım. Bunu yayınlanması için yüce Kadokawa’ya sunmamın gerçekten uygun olup olmadığını merak ediyorsunuz. Şey, bu ek sayfaların reklamlar için kullanılsaydı daha iyi olacağını düşünmenizi istemem, bu yüzden gerçekten ciddileşme zamanı. Bu sefer şaka yapmıyorum. Herkese yardımları için teşekkür etmem gerekiyor, bu yüzden dürüst olmak gerekirse bunu ciddiye almaya başlamamın zamanı geldi. Ve eğer kendimi tekrarlamaya devam edersem, yine bir numara yapıyormuşum gibi gelecek, bu yüzden bu kadar yeter.
İlk olarak, eminim bazılarınız zaten biliyorsunuzdur ama Alya Sometimes Hides Her Feelings in Russian bir manga haline getiriliyor ve çizer Saho Tenamachi (yani Tenacitysaho) tarafından ele alınacak. Lütfen dört gözle bekleyin. Tanıtım amaçlı bir kuşak üzerinde Alya’nın o güzel illüstrasyonunu görenler, inanılmazdı, değil mi? Son derece deneyimli, popüler bir illüstratör tarafından yapılmış gibi duruyor, değil mi? Bu yüzden editörümün beni onunla tanıştırmasına ve projeyi kabul etmesine son derece minnettarım. Dahası, Saho sadece son derece iyi bir sanatçı değil. Duygusal ifadeleri yeniden yaratmada da üstün, bu yüzden çizgi romanların sadece romantik-komedi kısımlarını değil, aynı zamanda bu büyüme hikayesinin ciddi kısımlarını da aktarma yeteneği en hafif tabirle etkileyici. Gençlerin acı çekmesini izlerken bir kadeh şarap keyfi yapan, benim gibi acımasız bir ihtiyar ve toplum düşmanı, Masachika’nın acısıyla iyi gidecek bir şarap aramaya başlamak zorunda kalacak. Dürüst olmak gerekirse, pek içki hayranı değilim aslında.
Saho’nun harika bir insan olduğundan bahsetmiş miydim? Çizgi romanları onun ele alacağı kesinleştiğinde, bana Alya’nın bir illüstrasyonuyla birlikte el yazısı bir mektup gönderdi, üstelik. En çılgın rüyalarımda bile bir mektup almayı beklemezdim, bu yüzden gerçekten çok etkilendim ve bunun için minnettarım. Mektubu duvardaki akrilik bir çerçeveye koydum ve hayatımın geri kalanında onu saklayacağım.
Başka bir deyişle, Alya Sometimes Hides Her Feelings in Russian için onun çizgi romanlarını şahsen dört gözle bekliyorum. Taslağa zaten başladığını duydum ve harika olacağını biliyorum, bu yüzden lütfen Magapoke uygulamasını indirmeye başlayın. “Magapoke mi? O Kodansha değil mi?” Çok zekisin. Ama bazen bilmemek daha iyi olan şeyler vardır… Gerçi bu onlardan biri değil. Perde arkasında şüpheli bir şey dönmüyor. Sadece açıklaması uzun sürer ve karmaşık, bu yüzden şimdi buna girmeyeceğim.
Sırada, katkıları için iki harika illüstratöre teşekkür etmek istiyorum. İlk olarak Yuu Kuroto’ya teşekkür etmek istiyorum. Twitter’ında gördüğüm, illüstrasyonunu yaptığı bir light novel kapağı vardı ve o kadar inanılmazdı ki editörüme bize bir illüstrasyon yapması için teklif götürmesini söyledim. Neredeyse hiç böyle isteklerde bulunmam, bu yüzden teklifi kabul ettiğinde çok mutlu oldum. Ve benim için mayoyla çizdiği Alya… inanılmazdı. Birini nasıl bu kadar meleksi gösterebilir? Bu kadar saf? Su ve güneş ışığı o kadar güzel çizilmişti ki gerçekten büyülü bir hava katıyordu. Sanki bir yaz perisi gibiydi. Ve gözleri… vay canına. İnanılmaz. Gözlerini bir yandan çekici gösterirken, tsundere’liğini de gerçekten ortaya çıkarmıştı. Ve hepsinin üstüne… sadece inanılmaz figürünü daha da vurgulayan alçak açılı bir çekimle tasvir etmesi! Ne muhteşem bir bel! Ne kalın uyluklar! Çok teşekkür ederim! İllüstrasyonu görmeyenler, Dördüncü Cilt buçuk'u satın alarak belirli bir mağazadan bonus hediye olarak edinebilirsiniz, bu yüzden lütfen edinin. Çoklu kopyalar satın alma konusunda yaygara yapmayın. Birini yedek olarak saklayabilir veya hatta bir arkadaşınıza verebilirsiniz, bu da illüstrasyonu neredeyse bedava yapar… Elbette, bu absürt düşünce tarzını ancak gerçek bir nerd anlayabilirdi.
Sırada, teşekkür etmek istediğim… eşsiz Kina Kazuharu var. Çok teşekkür ederim. Gerçekten. Ciddiyim. Hayallerimden birini gerçekleştirdiniz.
Kina Kazuharu, nerd olduktan sonra aşık olduğum ilk illüstratör. O zamana kadar tanıdığım tek illüstratör sanırım Noizi’ydi ama kendi başıma adını araştırdığım ilk illüstratör Kina Kazuharu oldu. Aldığım ilk sanat kitabı, takvim ve imzalı kitap hep onun eserleriydi. Shosetsuka ni Naro’da sıralamada birinci olan belirli bir kısa hikaye, Kina Kazuharu’nun kapak çizimlerini yapmasıyla bir light novel’a dönüştürüldüğünde, “Ciddi misin? İşte bu Shosetsuka ni Naro hayali!” diye düşündüm. O zamanlar inanamamıştım ve farkına varmadan, bu seriyi tanıtmak için bir illüstrasyon çizdi. Başka bir deyişle, kısa hikayeler söz konusu olduğunda, ben Shosetsuka ni Naro hayaliyim. Lütfen bu yorumu görmezden gelin.
Kina Kazuharu’nun kimi çizdiğini merak ediyor olabilirsiniz. Ve cevabım Aly—Yuki olurdu, elbette, çünkü o uzun siyah saçlı kahraman kız illüstrasyonlarıyla tanınıyor. Alya’nın başkahraman olduğunu biliyorum ama gümüş saçlı bir kızı çizmesini isteyecek bir budala değilim. Neyse, benim için yaptığı illüstrasyon kesinlikle çok güzeldi! İnanılmaz derecede saf ve hoş, ferahlatıcı bir içecek reklamında göreceğiniz türden bir şey! Rüzgarda savrulan siyah saçlar! Çok güzel! Kina Kazuharu’nun çizdiği siyah saçlar eşsiz!
…Bütün o bağırmalarım arasında kelime sayımı tutturmuşum gibi görünüyor. Hatta altı bin karakteri bile aşmışım. Sanırım yedi bin civarındayım? Artık daha fazla uzatmaya gerek yok gibi. Zaten editörüm bana bu kelime sayısını biraz esneklik tanıyacağını bilerek vermiştir, bu yüzden kelime sayısını aşmak sorun olmamalı. Eğer sonsöz şimdi ek sayfalara sığmazsa, gereksiz kısımları çıkarırım… Dur bir saniye. Bütün bunları prova kağıdına aktardığımda sadece on üç sayfa mı oldu? Fazladan bir sayfam var. Acaba bir reklam mı koysam?
…Evettt!! Ekstra bir raunt!! Yaklaşık yedi yüz Japonca karakter daha yazarsam reklam için yer kalmamasını sağlayabilirim! Yedi yüz çok gibi gelmeyebilir ama özel teşekkürler hariç, ortalama iki sayfalık bir sonsözün boyutu bu! Bu notu düzenleme aşamasında ekliyorum. Editörümden gerçekten özür dilemeliyim. Çok üzgünüm ve sabrınız ile nezaketiniz için teşekkür ederim.
Şimdi, ekstra raunt için… Ne yazmalıyım? Hmm… Editörüme bunu yapmama izin vermesi için yalvarmışken boş beleş laflar etmeye devam edersem kötü hissederim, o yüzden biraz içeriği olan bir şeylerden bahsedelim. Ana hikayeyi tartışmaya ne dersiniz?
Bu sefer üç Rus yemeğinden bahsedildi: pelmeni, varenyky ve solyanka. Hatta tadını deneyimlemek ve nasıl göründüklerini görmek için Rus restoranlarına gittim. Şaşırtıcı bir şekilde, solyanka bana gerçekten pizza gibi geldi ve pelmeni ise beklendiği üzere haşlanmış mantı gibiydi. Varenyky ile pelmeni arasındaki fark esasen iç harcıydı ama bana tamamen farklı yemekler gibi gelmediler. Belki de ikisini de aynı restoranda denediğim içindir.
Ayrıca bir tür jöleli tavuk denedim… ama, şey, o… inanılmazdı. Titriyordum. Ayano gibi değil ama. Merak ediyorsanız, bence denemelisiniz. En azından iyi bir hikaye olur. Grupça gitmenizi tavsiye ederim, çünkü bu, ya çok seveceğiniz ya da nefret edeceğiniz türden bir şey. Böylece, eğer yiyemezseniz, seven birine kendi porsiyonunuzu da zorla yedirebilirsiniz. Bu, daha önce bu deneyimi yaşamış birinden küçük bir tavsiye.
Biliyorum. Bu ek yazı, asıl sonsözden daha çok sonsöz gibi oldu. Kelime sayısını da fazlasıyla aştım zaten. Sanırım bu yaklaşık 8.200 Japonca karakter civarında? Uzunluk olarak, hikayeye fazladan bir bölüm eklemiş oldum. Şaka yapmıyorum.
Ama olan oldu. Her neyse, editörüm Miyakawa'dan özür dilemek istiyorum, çünkü bu romanın taslağı yine salyangoz hızıyla ilerledi. Tüm yardımlarınız için teşekkür ederim. İllüstratör Momoco'ya, çok meşgul olmasına rağmen bir kez daha sayısız güzel sanat eseri çizdiği için teşekkür etmek isterim. Kapaktaki Masha illüstrasyonuna, Alya'nın tavşan kostümlü son illüstrasyonuna ve hatta Alya'nın sükkubus olarak çizildiği bonus illüstrasyona hayran kaldım. "İnek" Sayaka ve "havalı" Masachika illüstrasyonları da beni kahkahalarla güldürdü. Tüm illüstrasyonlar muhteşem. Ve son olarak ama en önemlisi, tüm okuyuculara, bunu mümkün kıldığınız için teşekkür etmek istiyorum. Beni o kadar mutlu ediyorsunuz ki sevinçten çığlık atabilirim. Çok teşekkür ederim! 5. cilt çıktığında hepinizi tekrar görmek için sabırsızlanıyorum. Tekrar görüşmek üzere.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.