Ohoho, ohoo, ohooo! Bu da ne böyle?! İnanılmaz! Çığlık atmamak için kendimi zor tutuyorum!
Yuki, arkasından sarılan Masachika’nın kucağına oturmuştu; abisi kulağına tatlı, şımartıcı sözler fısıldıyordu. Bağdaş kurup oturan Masachika, kız kardeşinin başını ve yanaklarını şefkatle okşuyor, bu durum Yuki’nin çığlıklar atarak kıvranmasına ve daha fazla dayanamamasına sebep oluyordu.
İlk başta Masachika’nın bu kadar sevgi dolu ve havalı davranmasında bir gariplik var gibi gelmişti ama onun bu kendinden emin, utanmaz tavrını görmek, Yuki’yi içten içe rahatlatmanın da ötesine geçmişti. Bir kere utanmaya başladın mı oyunu baştan kaybetmişsin demektir derler ya, bu sözde gerçekten de doğruluk payı vardı.
Ne oldu? Niye öyle çırpınıp duruyorsun? Sabah sabah pek bir utangaçsın sanki?
Öff! Ş-şey, ya... Kulağıma fısıldamayı keser misin artık? Tüylerim diken diken oluyor...
Öyle mi? Peki o zaman... Bana bak. Konuşurken o tatlı yüzünü görmek istiyorum.
Hayır, hayır, hayır! Olamaz! Şu an kesin çok tuhaf görünüyorumdur!
Yuki kollarını ve bacaklarını savurarak çırpınmaya başladı ama bu, Masachika’nın kucağından kurtulmasına yetmeyecekti. Abisinin dokunuşu yumuşak olsa da sarılışı şaşırtıcı derecede güçlüydü; onu asla bırakmayacağını gösteren sarsılmaz bir irade hissettiriyordu.
Heh... Haha...! Etkilendim doğrusu. Beni kızartabilmek her yiğidin harcı değildir...
Heh! Demek öyle? Kızardığında çok tatlı oluyorsun, biliyor musun? Eğer seni biraz daha böyle görebileceksem, dünyadaki her şeyden çok sevdiğim kız kardeşime onu ne kadar çok sevdiğimi bıkmadan usanmadan söyleyebilirim.
Yuki, abisinin kucağında kollarını göğsünde kavuştururken dudaklarında küstah, geniş bir alaycı gülümseme belirdi.
Güzel, abi! Bunu sen istedin! Göze göz, dişe diş! Hipnoza hipnoz! Geçen gün öğrendiğim yepyeni, bomba gibi bir hamleye hazır olsan iyi edersin!
Cümledeki bu gereksiz kelime tekrarı, Yuki’nin aslında ne kadar huzursuz olduğunun kanıtıydı. Yine de sanki içindeki enerjiyi topluyormuş gibi kendi içine büzüldü ve aniden sağ yumruğunu havaya kaldırıp bağırdı:
Hadi başlayalım! Melek modu akti—
Buna hiç gerek yok, Yuki. Sen benim gözümde zaten bir meleksin.
Bööğğffaaa.
Masachika beklentilerin aksine, onun bu gizli dönüşümünü anında yarıda kesmişti. Aşırı korumacı abinin, kardeşinin sözünü bitirmesini beklemeye hiç niyeti yoktu; Yuki’nin topladığı tüm enerji bir anda dağıldı ve kız olduğu yerde donakaldı. Masachika şefkatle kollarını daha da sıkı sarıp çenesini onun omzuna yasladı.
Ailesini her şeyden çok seven ve her zaman onlar için elinden geleni yapan tatlı meleğim benim... Senin gibi bir kız kardeşim olduğu için çok şanslıyim.
E-evet, öyle...
Yuki, bu kadar amansız ve içten bir övgünün ardından şaka yapamayacak kadar çok utanmış, gerçekten de dili tutulmuştu. Ancak yüzü yavaşça kıpkırmızı kesilirken, arkalarından birden kısık bir inilti duyuldu.
I-ıııh...
A-Ayano! Uyandın mı?! Kurtar beni! diye bağırdı Yuki. Abisinin omzunun üzerinden arkaya baktığında Ayano’nun yatakta doğrulmuş olduğunu gördü. Ne var ki Masachika ile göz göze geldiği an Ayano bakışlarını hemen kaçırdı.
Ş-şey, doğru ya. Ben de tam kahvaltıyı hazırlıyordum... diye kekeledi ve ustasını orada öylece bırakıp odadan aceleyle çıktı.
A-Ayano! Seni hain!!
Şimdi öyle deme ama. Biz bir aileyiz, değil mi?
Kulağıma fısıldayıp durma!
Yuki, zihninde aniden bir şimşek çakana kadar kucakta hırçın bir kedi yavrusu gibi çırpındı.
Ah! L-lavabo! Lavaboya gitmem lazım! diyerek çaresizce bir bahane uydurdu.
Hmm? Öyle mi? Tamam o zaman, git bakalım.
Ve Masachika onu kolayca serbest bıraktı. Yuki hemen ayağa fırlayıp banyoya koştu, kapıyı arkasından çarparak kapattı ve soluk soluğa nefesini düzene sokmaya çalıştı.
Tanrım... Bu çok fazlaydı... Off... Off...
Yuki bile abisinin bu utanmaz, aşırı sevgi dolu halleri karşısında ne kadar şaşkına döndüğünü gizleyemiyordu. Bu, ajansların yakışıklı modelleri tanıtmak için çektiği, kameraya tatlı sözler fısıldanan videolara benzemiyordu. Çünkü Masachika’nın yaptığı şey... tamamen gerçekti. Üstelik Yuki, abisinin içindeki o sınırsız sevgiyi daha fazla kontrol edemesin diye onu bizzat hipnotize ettiği için, tüm bu sözlerin yürekten geldiğini çok iyi biliyordu.
V-vay canına... Cidden mi? Abim beni çoook fazla seviyor, diye mırıldandı şakayla karışık. İki yanağını elleriyle kapatıp vücudunu iki yana salladı; çünkü bunu yapmazsa utançtan alev alacakmış gibi hissediyordu, karnında kelebekler uçuşuyordu.
Kahretsin... Kahrolsun her şey... Abim çok tatlı ya, lanet olsun.
Banyoda bir süre kıvranıp biraz olsun sakinleştikten sonra Yuki oturma odasına geri döndü... Geri döndü... ve gördüğü manzara karşısında donakaldı...
Yemek yapışını izlemeye bayılıyorum, Ayano. Hünerlerin gerçekten büyüleyici.
Ahn...
Bu da ne böyle?! Yeni evli çift rolü falan mı yapıyorsunuz?! diye sataştı Yuki, abisinin mutfakta Ayano’ya arkasından sarılmış, kulağına tatlı sözler fısıldadığını görür görmez. Yine de abisinin hedefi olma korkusuyla mutfağa adım atacak cesareti kendinde bulamadı, eşikte dikilip dişlerini gıcırdattı. Bu sırada Masachika’nın sevgi seli altında kalan Ayano, elinde kırılmamış bir yumurtayla tamamen donakalmıştı. Yanaklarına hafif bir kırmızılık yayılıyor, boş bakışlarla gözleri dönüyordu.
A-ahhhhhh...
Sesi daha önce hiç olmadığı kadar titredi, ellerindeki yumurta da bu şiddetli titremeyle sallanmaya başladı.
M-M-Masachika Bey! Yapmayın! Yumurta...! Yumurta...!! diye tiz bir çığlık attı birden. Sesi inanılmaz derecede titriyordu, sanki yumurta her an yere düşüp kırılacakmış gibi paniklemişti.
Hmm? Ah, buna izin veremeyiz. Bak, yumurta tutarken dikkatli olmalısın.
Masachika, sol elini arkadan Ayano’nun beline dolamış haldeyken, sağ eliyle Ayano’nun yumurtayı tuttuğu elini nazikçe kavradı. Ayano anında yerinden sıçradı ve vücudu daha da şiddetle titremeye başladı.
Olmaz! Yumurta...! Yumurtalarım—!!
Abimi onları döllemeye ikna etmeye çalışmayı kes artık!
Daha fazla dayanamayan Yuki mutfağa daldı ve Ayano’yu Masachika’nın kollarından çekip kurtardı.
Masachika, git televizyon falan izle, Ayano’yu rahat bırak! Yemek yapması lazım!
Abisini mutfaktan zorla çıkardıktan sonra arkasını döndü. Ayano, elinde yumurtayla mutfak tezgahına sinmiş, öylece duruyordu.
...Eee? Hâlâ yemek yapacak dermanın var mı?
E-evet, elbette...
Karnını sanki hamileymiş gibi okşamayı bırak, diye tersledi Yuki, kızarmış yüzüyle göbeğini sıvazlayan Ayano’ya dik dik bakarak.
Hmm...
Yuki, kahvaltısını yaptıktan sonra keyifle televizyon izleyen abisine göz ucuyla baktı ve kafasını şaşkınlıkla yana eğdi.
Ne oldu? Bir sorun mu var, Yuki?
Tamam, bu kadarı yetti artık, diye yanıt verdi Yuki. Karşısında kafasını merakla yana eğmiş, tatlı tatlı gülümseyen abisine bakıp yüzünü ekşitmişti.
...?
Masachika’yı havalı ve korumacı bir abi olması için hipnotize edeli en az bir buçuk saat olmuştu ve Yuki sonunda bu duruma alışmıştı. Hatta dürüst olmak gerekirse artık canı sıkılmaya başlamıştı. Yemek yerken bile sürekli onu beslemeye, ağzını silmeye çalışmıştı; bu kadarı bir ömür boyu yetecek kadar tatlılıktı.
Hipnozun etkisi hiç geçmiyor... Belki de odasını daha iyi havalandırmalıydım?
Bugün hava sıcak olduğu için Yuki, Masachika’nın odasını havalandırdıktan sonra tüm pencereleri kapatıp klimayı açmıştı ama görünüşe göre kokulu mumun o hipnotize edici kokusunu tamamen yok edememişti. Abisinin kendine geleceğine dair en ufak bir belirti bile yoktu.
Hmm... Görünüşe göre onu tekrar hipnotize etmem gerekecek, diye mırıldandı kendi kendine ve akıllı telefonunu çıkardı. Masanın diğer tarafına geçip arkasından abisine sarıldı.
Ne yapıyorsun? Yeni bir oyun mu bu?
Eveeeet, aynen öyle. Harika, yepyeni bir oyun. Bak bakalım, şuna bir göz at.
Hmm? Neye... bakayım...?
Yuki telefonu abisinin omzunun üzerinden ona doğru tutarken, Masachika’nın gözleri ekrana kilitlendi ve sesi yavaş yavaş kısıldı. Yeniden hipnoza hazır hale geldiğinde Yuki komutunu verdi:
Sen ukala ve havalı bir tipsin. Her zaman aşırı özgüvenlisin ve olabildiğince kabasın ama sorun değil çünkü çevrendeki herkes sana bayılıyor, dedi pek de üzerinde düşünmeden. Ardından telefonun ekranına dokundu ve cihazdan ürpertici bir ses yükseldi. Masachika’nın kolları seğirirken, dalgın gözleri yavaş yavaş odaklandı... Birden, yüzünde küstah bir alaycı gülümsemeyle çenesini kaldırdı ve Yuki’ye baktı.
Selam, cidden mi? Bana böyle sarılıp duruyorsun ama gözlerini hâlâ o telefondan alamıyorsun, öyle mi? Cesurca bir hareket...
Öğğ! Hayır, dedi Yuki tüm ciddiyetiyle. Kendini beğenmiş abisine dik dik baktı. Az önceki sevgi dolu abi halini kabul edebilirdi ama bu kadarı fazlaydı. Yalandan bile olsa gülümseyemiyordu. Hatta ona bakmak bile sinirlerini bozmaya başlamıştı.
Ne oldu? Ayano ile bu kadar çok vakit geçirmem seni kıskandırdı mı yoksa?
Aman Tanrım.
Yuki telefonunu uzatıp bu kibirli abisinin videosunu çekmeye başladığında, Masachika sandalyesinden kalktı, arkasını döndü ve saçlarını geriye doğru tarayarak güvenle arkasına yaslandı.
Hey, selam. Ne oluyor? Benimle geçirdiğin her anı kaydetmek istemeni anlıyorum ama en azından üzerimi giyinene kadar bekleyemez miydin?
Bunu söylerken gömleğinin üst düğmesini açtı, rahat bir tavırla sandalyesine geri kuruldu ve akıllı telefonun kamerasına yandan, küstah bir bakış fırlattı.
Aman Tanrım... Bana mı öyle geliyor yoksa abimin içindeki bu ukala herif kim olduğunu bulmakta zorlanıyor mu? Masachika hipnozdan çıkıp da bunu gördüğünde acaba ne hissedecek?
Yuki, az önce sevgili abisinin kendisine yaptıklarının öcünü almaktan başka bir şey düşünmediği için haince sırıttı; her ne kadar yaşananların tek sorumlusu kendisi olsa da. Sırf abisi onu utandırıp heyecanlandırdı diye duyduğu bu öfke tamamen yersizdi ama bu can sıkıcı gerçeği görmezden gelmeyi zahmetsizce başardı. Sonraki on dakika boyunca, sadece gerçekten yakışıklı olanların altından kalkabileceği o narsist pozları veren abisini kaydetmeye devam etti. Tam o sırada diafon hafifçe çaldı. Yuki kafasını kaldırdı ve bir şeylerin ters gittiğini anında hissetti; çünkü her zaman hızlıca harekete geçen Ayano kılını bile kıpırdatmıyordu.
"Ayano?"
Göz ucuyla yanına baktığında, Ayano'nun masada dalgın bir şekilde oturduğunu gördü. Yuki başta bu sessizliğin, onun her zamanki gibi havaya karışıp görünmez olmasından kaynaklandığını sandı ancak kızın az önce mutfaktaki o kararlı tavırlardan sonra henüz kendine gelemediği ortadaydı. Bu yüzden Yuki'nin telefonunu bırakıp diafona kendisinin bakmasından başka çaresi kalmadı.
"Evet? Kim acaba?"
Gelenin kargo olduğunu düşünerek diafonun ekranına baktı ve dışarıda gümüş saçlı bir kızın dikildiğini gördü.
"Ne?"
Donakaldı. Masachika, Alisa'nın geleceğini ona hiç söylememişti. Söylemeyi mi unutmuştu? Bu hiç ona göre bir davranış değildi. Üstelik Alisa daha dün ders çalışmak için buraya gelmişti ve Yuki kimseye görünmeden gelip geceyi burada geçirebilsin diye bilhassa onun gitmesini beklemişlerdi. Bu yüzden Masachika'nın, Alisa'nın iki gün üst üste gelmesi gibi önemli bir detayı unutmasına imkan yoktu. Demek ki Alisa haber vermeksizin, sürpriz bir ziyaret gerçekleştiriyordu. Yine de saat sabahın on buçuğuydu ve bir arkadaşın evine gitmek için biraz fazla erkendi.
Alya mı? Onun burada ne işi var?
Yuki, yaşadığı şaşkınlığın etkisiyle diafon ekranının önünde taş kesildi. Daha ne olduğunu bile kavrayamadan, Masachika arkasından belirdi, omzunun üzerinden uzanıp cevaplama tuşuna bastı.
"Alya? Bir sorun mu var?"
"Şey, Masachika? Böyle habersiz geldiğim için üzgünüm. Dün telefonumu sizin evde unuttum sanırım..."
Yuki'nin kafasında taşlar nihayet yerine oturmuştu. Durumu anlamıştı anlamasına ama aynı zamanda...
Sadece telefonunu almaya gelen biri için fazla süslü sanki.
Bir kadın olarak, Alisa'nın resmen yıkıp geçmek için giyindiğini hemen fark etmişti. Alisa dışarı her çıktığında böyle süslendiğini iddia etse konu kapanırdı ama Yuki'nin içinden bir ses durumun hiç de öyle olmadığını söylüyordu.
"Sorun değil. Yukarı gel."
"Tamam."
Yuki ekrandaki Alisa'ya şüpheyle baka kalmışken, Masachika kapıyı çoktan açmış ve onu içeri davet etmişti. Alisa, onun bu konuşma tarzına şaşırsa da tek kelime etmeden içeri adım attı.
"Eyvah. Bu kötü oldu," diye mırıldandı Yuki, ifadesiz bir yüzle çıkış yolu bulmak için beynini zorlarken. Durumun birden fazla kötü yanı vardı. En başta, Masachika hâlâ hipnoz altındaydı. İkincisi, Yuki ve Ayano bu sabahın köründe Kuze malikanesinde takılıyordu. Ve son olarak, Ayano hizmetçi kıyafetleri içindeyken, Yuki'nin üzerinde bildiğin ev kıyafetleri vardı.
Evet! Beni bu halde görmesine izin veremem!
Anlık bir kararla yatak odasına doğru bir adım attı ama Masachika'nın dış kapıya doğru ilerlediğini görünce tekrar donakaldı.
"Önce onun hipnozunu bozmam lazım!"
Saliselik bir kararla telefonuna doğru atıldı.
"Ayano! Masachika'yı oyala! Hayır, bekle! Ayakkabılarımızı sakla!"
"Nasıl isterseniz."
Ayano dış kapıya yönelirken Yuki telefonunun kilidini açtı.
Önce ayakkabılarımızın gizlendiğinden emin olmalıyım, sonra da Masachika kapıyı açtığında kendinde olmalı...
Kafasında hızlıca bir plan kuran Yuki hipnoz uygulamasını açtı. Uygulamayı açtı. Açtı...
"Bu hipnozu bozma tuşu nerede?!" diye çığlık attı, ihtiyacı olan tek şeyi bir türlü bulamayarak. Başka çaresi kalmamıştı. Bildiği tek hipnoz bozma yöntemine güvenmek zorundaydı ama daha adımını bile atamadan kapı zili çaldı ve yine kalakaldı.
"Selam, geldin demek."
Hemen ardından kapının açılma sesi duyuldu ve Masachika, Alisa'yı karşıladı. Yuki dişlerini sıktı; artık yaşanabilecek en kötü senaryoyla karşı karşıyaydı.
Üstümü değiştirmem lazım!
Saçındaki tokayı çözerken odasına doğru koştu, hemen misafir ağırlamaya uygun daha resmi bir şeyler giydi. Yüzüne hanımefendi bir gülümseme yerleştirip Alisa'yı karşılamak için antreye yöneldi ve bir kez daha tamamen donakaldı. Çünkü Masachika bir eliyle kapıyı kapalı tutarken, diğer eliyle Alisa'nın çenesini yukarı kaldırıyordu. Ayano ise saklanma gereği bile duymadan, hayranlık dolu gözlerle onlara baka kalmıştı.
"Bekle, bekle, bekle..."
Yuki, nedense ayakta dimdik ve hareketsiz duran Ayano'nun yanından geçip hemen Masachika ile Alisa'nın arasına girmeye çalıştı. Tam o anda Masachika, vahşi bir hayvan gibi Alisa'ya sırıttı ve haykırdı: "Benden bir çocuk doğurmanı istiyorum."
"Ciddi misin? İnternetteki ahlaksız oyun reklamlarında gördüğün o repliği tekrarlıyorsun resmen!"
"Olur."
"Ne?! Yanlış mı duydum?!"
Alisa'nın bunu kabul ettiğini duymak Yuki'yi neredeyse bayıltacaktı. Ancak okul arkadaşına dönüp gözlerindeki o boş ifadeyi fark edince her şeyi anladı.
"Kahretsin! Onun hipnoza karşı ne kadar savunmasız olduğunu tamamen unutmuşum!"
Kokulu hipnoz mumunun odada kalan kokusu, kapıdan içeri girdiği an onu da çarpmış olmalıydı. Mumun kokusunun buraya kadar ulaşabilmiş olması inanılmazdı; demek ki Alisa hipnoza sandığından da yatkındı. Ya da belki de Masachika tarafından hipnotize edilmeye çoktan alışmıştı.
Yuki tüm olasılıkları tartarken, Masachika elini Alisa'nın beline doladı ve oturma odasına doğru yürümeye başladı. Alisa ise sadece boş gözlerle bakıyor ve kendini tamamen ona bırakıyordu.
"Ne? Hayır, durun bakayım."
Tam yanından geçerlerken Yuki, abisinin omzunu kavradı ve ciddi bir ifadeyle onu durdurdu.
"Yuki, ortama ayak uydur," dedi Masachika, hafif acı bir alaycı gülümsemeyle arkasına bakarak.
"Sen ne yaptığını sanıyorsun?!" diye adeta çığlık attı Yuki ve onu bayıltmak amacıyla yumruğunu savurdu. Ancak tam yumruğu hedefini bulacakken, abisi bileğini yakalayıp onu durdurdu.
"Oho. Kimse söz dinlemeyen veletleri sevmez, biliyorsun değil mi?"
"Kes sesini ve kendine gel, seni pis hilekar! Ayano, beni kurt— Masachika'yı tut! Ayano?"
Ayano'nun abisinin önüne doğru bir adım attığını görünce yardım istemişti ama hizmetçisinin gözlerindeki ifadeyi fark edince içine berbat bir his doğdu.
"Masachika Efendimiz... Pekâlâ. Çocuk... doğuracağım..."
"Sen de mi?!"
Yuki, Ayano'nun neden o kadar süredir orada öylece dikildiğini sonunda anlamıştı. Mumun kokusu onu da hipnotize etmişti ve burada suçlanacak tek bir kişi vardı.
Hepsi benim suçum!
Ayano, hipnoz pratiği yapmak için bir denek gibi kullanıla kullanıla, bizzat Yuki tarafından hipnoza karşı inanılmaz derecede hassas hale getirilmişti. Yuki büyük bir panik içinde, Ayano'nun kendini Masachika'nın kollarına bırakmaya çalıştığını görünce hemen aceleyle emir verdi.
"Ayano! Otur!"
"Kahretsin! İşe yaramadı! Aramızdaki güç farkı bu kadar mı büyük?!" diye çaresizce bağırdı ve bileğini abisinin elinden kurtardı. Ardından kollarını iki yana açıp kollarında Alisa ve Ayano'yu tutan abisinin önünü kesti, cesurca kafasını kaldırıp ona baktı.
"Omuzlarına dokunduğumda bu uykudan uyanacaksın! Anladın mı? Üç, iki, bir... Uyan!" diyerek net bir sesle konuştu, iki elini de omuzlarına koyup onu sarstı. Ancak...
"Yuki, bugün sana ne oluyor böyle? Kıskandın mı yoksa? Merak etme, ben her zaman senin abinim."
"İşe yaramıyor! Öf! Ne yapacağım ben...?"
Daha tek bir kelime bile edemeden, sağ bileğinin kavrandığını hissetti ve vücudu bir anda havada süzülüyormuş gibi oldu. Ne olduğunu anladığında ise çoktan koridorun tavanına bakıyordu.
"Ne?"
Refleks icabı düşüşünü yumuşattığı ve Masachika'nın çelmesi de yumuşak olduğu için pek canı yanmamıştı ancak gafil avlanmış olmak ve hamleyi görememek onu dehşete düşürmüştü. Yine de abisinin iki kızı da odasına doğru götürdüğünü görünce hemen ayaklandı ve büyük bir panikle peşlerinden gitti.
"M-Masachika, dur ve sakinleşip mantıklı düşünelim! Hipnoz altındaki iki kadınla birlikte olmak sadece hayran hikayelerinde olur! Bekle... Gerçi erkeğin de hipnoz altında olması durumu biraz benzersiz kılıyor ama... Ah! Ben ne düşünüyorum böyle? İlk seferin üçlü olamaz! Bu sadece tüm oyun sonlarını bitirdikten sonra görebileceğin bir bonus harem sonudur! En azından önce tek tek yolları tamamlasaydın!"
Durdurmak için arkasından omuzlarına tutundu ama minyon vücudu yerde sürüklenmekten başka bir işe yaramadı.
"Ah! Tamam, buldum!" diye çaresizce çığlık attı, artık oturma odasında olduklarını ve yatak odasına sadece birkaç adım kaldığını fark ederek...
"Hmm? Ne?! Ah! Acıdı! Bu da ne böyle?! Ters mi uyudum ne? Boynum çok fena ağrıyor," diye inledi Masachika, sızlayan boynuyla uyanırken.
"Kahretsin, çok acıyor... Hmm?"
Bir eli boynunda olacak şekilde doğruldu, ardından üzerinde pijamaları değil, günlük kıyafetleri olduğunu fark etti. Şaşkınlıkla odayı incelemeye başladı ki...
"Ben neden— Oha?!"
...Ayano'nun önünde diz çökmüş, yere kadar eğilerek selam verdiğini gördü ve yerinden sıçradı.
"N-ne oldu?"
"Gerçekten çok özür dilerim..."
"Ne için? Neler olduğunu hiç anlamıyorum."
"Dün gece size verdiğim kokulu mum... Aslında bir hipnoz mumuymuş. Etkisi yüzünden Yuki Hanım bütün sabah sizi hipnoz altında tutmuş."
"Ne? Hipnoz mu?"
Gözünün önüne bir anda öğrenci konseyi odasındaki yarı çıplak Alisa geldi... Ne var ki o an yaşananları Alisa'nın hatırlamadığı aklına gelince, bu görüntüyü zihninden hızla silmeye çalıştı.
"Ş-şey, demek öyle oldu? Hipnoz altındaydım... O yüzden mi hiçbir şey hatırlamıyorum?"
"Evet... Büyük ihtimalle öyle oldu."
"Anladım..." diye karşılık verdi tepkisizce. Yaşananları hâlâ tam olarak kavrayabilmiş değildi. Yine de elinden pek bir şey gelmezdi. Sonuçta hipnoz edilmiş olsa bile bir şey hatırlamasına imkân yoktu.
"...Peki boynum neden ağrıyor?"
"O şey... Şeyden... Ben de yaşananları sadece bölük pörçük hatırlıyorum, o yüzden pek emin değilim ama... Sanırım Yuki Hanım sizi durdurabilmek için arkadan boğazınızı sıkıp bayıltmak zorunda kaldı."
"Ne?"
Ayano'nun açıklaması zihnini daha da bulandırdı.
"...Aman, her neyse. Yuki nerede? Sen de ayağa kalk artık. Senin suçun değil, özür dilemene gerek yok."
"Gerek var. Kokulu mumu getiren de hipnoz uygulamasını bulan da bendim..."
"...Ne uygulamasını?"
"Şu..."
Ayano'nun elindeki akıllı telefonda kocaman, kapalı bir göz resmi vardı. Ekrana derinden gelen, tuhaf bir titreşim sesi eşlik ediyordu.
"...Bu da ne? O ses de ne öyle?"
"Şey, sanırım bu hipnozdan uyanmanızı sağlayan bir ses dalgası. Siz uyurken dinletiyordum... Ah! Doğru ya, Yuki Hanım'ın nerede olduğunu sormuştunuz. Yuki Hanım... Suou malikanesine döndü bile..."
"Ha? Neden ki?"
"Şey... Bunu size vermemi istedi..."
Ayano son derece isteksiz bir tavırla cebinden katlanmış bir çizgisiz kâğıt çıkardı. Kâğıdı açtığında, Yuki'nin el yazısıyla yazılmış, abartılı derecede büyük harflerden oluşan tek bir cümleyle karşılaştı: "Çok özür dilerim."
"...Bu da ne demek şimdi? ...Bir dakika. Beni 'durdurmak' zorunda kaldığını mı söyledin? Boğazım sıkılarak bayıltılacak kadar kötü ne yapıyordum ki?"
"Kendi gözlerinizle görmeniz daha iyi olur sanırım..."
Ayano, Masachika'nın komodinin üzerinde duran akıllı telefonuna göz attı. Masachika, içinde büyüyen kötü hisse rağmen telefonu açtı. Öğrenci konseyindeki üst sınıflardan gelen bildirimler anında ekrana düştü.
>Kuze, neyin var? Canını sıkan bir şey varsa bana anlatabilirsin.
>İyi misin Kuze? Okulun yedi gizemini araştırırken içine cin falan mı kaçtı?
>Bence gayet havalıydın ama. Benden söylemesi.
Touya ve Maria onun için endişeleniyor gibi görünürken, Chisaki bir şekilde moralini düzeltmeye çalışıyor gibiydi. Ancak tüm bu mesajların tek bir kaynağı vardı: Yuki'nin yüklediği bir video dosyası. Masachika ekrana dokunup dosyayı açtı...
"Hey, naber? Benimle geçirdiğin her anı kaydetmek istemeni anlıyorum ama en azından üstümü giyinene kadar bekleyemez misin?"
"Ha?!"
Videodaki adamı gördüğü an Masachika'nın dili tutuldu. O kişinin kendisi olduğuna inanmakta güçlük çekiyordu. Videodaki tip, tam bir narsist gibi pozlar kesiyordu. Daha fazla dayanamayarak ekranı hemen kilitledi. Ama bu durum, öğrenci konseyindeki üst sınıfların videoyu izlemiş olduğu gerçeğini değiştirmiyordu. Bütün vücudunun utançtan alev alev yandığını hissetti.
"Y-Yukiiiii! Ne... Ne yaptın sen?!"
Yatağın üzerinde otururken çenesini sıktı, hırsla dişlerini gıcırdattı. İçini kaplayan o ezici utanç duygusuyla umutsuzca savaşırken... Bir an duraksadı. Alisa'dan hâlâ mesaj gelmemişti.
Yani Alya henüz... Ah, bir dakika! Dün telefonunu benim evde unutmuştu, yani izlemiş olmasına imkân yok! O fark etmeden silersem eğer...!
Videoyu görmesinden en çok korktuğu kişi henüz onu izlememişti. Bu anlık umut ışığı, Yuki'nin eve çoktan dönmüş olduğunu bile unutturmaya yetti. Yataktan fırlayıp odasından dışarı koştu.
"Hey! Yuki—"
Tam salona daldığı sırada... Oturma masasının üzerine kapalanmış, hafifçe titreyen Alisa'yı görünce olduğu yerde kalakaldı.
"...! Phfft! Hfff...!"
Alisa yüzünü sol koluna gömmüştü. Sessizce attığı her kahkahada, aldığı her nefeste sırtı hafifçe inip kalkıyordu. Sağ elinde ise... Masachika'nın odasındaki masada duruyor olması gereken telefon vardı.
"Hey, sana çekmeyi bırakmanı söylemiş miydim? Ah, anladım. Beni merceğin arkasından izlemekten sıkıldın. Yakından, kendi gözlerinle görmek istiyorsun. Heh! Pekala..."
"...!!"
Masachika, telefondan yükselen o apaçık kendi sesini duyunca dizlerinin üzerine çöktü.
"Y-Yuki... Yukiiiiiiiii!" diye kükredi elleri ve dizleri üzerindeyken, ruhunun en derinlerinden gelen bir feryatla. "Ben ne yaptııııım?!"
"Phfft!! Hff!!"
Alisa'nın her nefes alışında attığı o neredeyse sessiz kıkırdamalar, Masachika'nın ruhundan kopan feryatlara karışıyordu. Tam o sırada elindeki telefon titremeye başladı. Ekrana baktığında Yuki'den gelen mesajı gördü:
>Bu kadar popüler olmak senin suçun.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.