Talihsizlik ve Bir Parça Tempura

Olaylar olayları kovaladı ve sonunda öğle yemeği vakti gelip çattı.

“Ayy... Karnım nasıl gurulduyor...”

Kamijou, çeşitli aksilikler yüzünden kahvaltı edememişti ama bir şekilde sabah derslerini sağ salim atlatmayı başarmıştı.

Yemekhaneye ya da kantine koşan öğrenciler, teneffüs zili çalar çalmaz sınıftan fırlayıp bir an içinde gözden kayboldular. Koridordan sesler birbirine karışıyordu; Komoe Hoca, “Siz! Koridorda koşmak yasak!” diye bağırırken, sınıfın sporcu tayfası, “Koşmuyoruz hocam! Çorap patini yapıyoruz!” ve “Çorap drifti devrede!” diye cevap yetiştiriyordu. O kadar hızlılardı ki sesleri Doppler etkisi yaratıyordu.

Zaten mecali kalmamış olan Kamijou, heyecan trenini tamamen kaçırmıştı.

Normalde öğle yemeğine bu kadar geç kalmak ölümcül bir hata olurdu ama bugün durum farklıydı.

Çelimsiz, incecik okul çantasını küt diye sırasının üzerine bıraktı. Ardından nihai silahını çıkardı: bir bento kutusu.

Kamijou, “Tamamdır, yeme zamanı,” diye düşünüp tam beslenme çantası kutusunun kapağını açacakken, cebindeki telefonu titremeye başladı.

Kontrol ettiğinde, numarasını ve e-posta adresini henüz yeni aldığı Mikoto Misaka’dan bir mesaj geldiğini gördü.

Ne yazık ki ekranda gördükleri afallamasına sebep oldu.

“Hı?” diye mırıldandı kendi kendine. “VERİ BOZUK. MESAJ AÇILAMIYOR mu?”

Çok garip. En iyisi ben ona yazayım. Başparmağıyla tuşlara basarak, “HİÇBİR ŞEY ANLAŞILMIYOR, SIKIYSA BİR DAHA GÖNDER,” şeklinde bir cevap yolladı.

Telefonu tekrar cebine attı. Şimdi önceliği öğle yemeğiydi.

“Hımm. Bu senin için nadir görülen bir durum sanki.”

Daha başlayamadan yanına biri yaklaştı; elinde küçük bir kese tutan Aisa Himegami. Geleneksel, uzun siyah saçlı bu kız, sanki dünyanın en doğal şeyiymiş gibi her gün kendi öğle yemeğini hazırlardı.

“Ah, işte muhtemelen lezzetli bir şeyler yiyecek biri daha.”

“Sana bedavaya verecek garnitürüm yok. Eğer istiyorsan takas etmemiz gerekecek,” dedi Himegami, sandalyenin ayaklarını yerde gıcırdatarak yakına bir yere çekti.

Kamijou kendi bento kutusunun kapağını açarken mırıldandı: “Dün akşamdan kalanlar vardı, bu sabah kahvaltı hazırlarken öyle rastgele içine tıkıştırdım... Kızın midesinden kurtulabilen tek şey bunlar herhalde...”

“?” Himegami anlamayarak başını yana eğdi.

Öğle arasının başında kopan o meşhur gürültü dinmiş, yemekhaneye giden çocukların çoğu sınıftan çıkıp koridorlara dağılmıştı. Geriye kalan, yemeğini yanında getiren kesim ise kimin sırası olduğuna bakmaksızın masaları keyiflerine göre birleştiriyordu.

Kamijou, okula gelirken aldığı (ve şu an ılıklaşmış olan) soğuk arpa çayını çantasından çıkardı. “Her gün kendi yemeğini hazırlayacak motivasyonu bulman çok havalı, Himegami. Kalanları kutuya koymak bile bana zulüm geldi.”

“Bir kez alışkanlık haline getirdiğinde o kadar da zahmetli gelmiyor.”

Aralarındaki mutfak becerisi farkı gün gibi ortadaydı. Himegami’nin bento kutusunda sebze tempurası vardı ve ana yemek düz beyaz pirinç değil, başka malzemelerle karıştırılmış, son derece iştah açıcı görünen bir pilavdı. Kamijou sadece artıkları paketlemişken, Himegami daha yemeği pişirirken bunun öğle yemeği olacağını planlamıştı. Üstelik Kamijou önceden pişmiş sulu yemekleri doldurduğu için, yemeğin suyu beslenme çantası içindeki pirinçlerin bölgesine sızmaya başlamıştı bile.

Himegami ona hafif bir acımayla bakarken, Kamijou plastik çubuklarını eline aldı. “Görünüş her şey demek değildir. Yemeğin suyu pirince geçtiğinde aslında tadı gayet güzel oluyor.”

“...Yenilgiyi hazmedemiyor musun?”

“Alakası bile yok! Bugün pişirdiğim yemek, patateslerin yumuşaklığından suyunun kalitesine kadar kusursuz! Pilav da o suyu çekince daha da lezzetlendi! Bir tadına bak da, mirin konusundaki uzmanlığını iyice geliştiren Touma Kamijou’nun yeteneklerini kendi gözlerinle gör!”

“O zaman şu kabak tempurasıyla takas ediyorum,” dedi Himegami. Çubukları, gökyüzünde süzülen uçaklar gibi birbirinin üzerinden geçti ve her ikisi de diğerinin tabağına birer parça ikram bıraktı.

Gerçi ne önemi var ama, bunu hazırlaması ne kadar sürüyordur ki? Sabahın köründe kalkıp kızartma gibi uğraştırıcı bir şeyle mi uğraşıyor? Belki de sandığımdan daha çalışkandır.

Kamijou bunları düşünerek tempurayı ağzına attı.

İtiraf etmekten nefret etse de muazzamdı. Kim bilir kaç saattir o kutuda bekliyordu ama hala çıtır çıtırdı. Tam bir gizem. Bunun sırrını sorması gerekecekti.

Himegami ise, yemek yapmayı kerhen öğrenmiş bekar bir iş adamının kısıtlı repertuarından çıkmış gibi duran o şekli bozuk yer elmasına baktı. Sonunda ağzına atıp çiğnemeye başladı.

“Evet. Bu sandığım kadar kötü olmayabilir—”

Ancak cümlesini bitiremeden aniden boğuk bir hırıltı çıkardı. Ellerini boğazına götürerek iki büklüm oldu.

Boğazında kalmış olmalıydı.

“İyi... iyi misin?!” diye haykırdı Kamijou istemsizce ama tabii ki cevap alamadı.

Himegami’nin gözleri hafifçe yaşarmıştı; plastik su şişesine uzandı. Kamijou bir şey yapıp yapmamak arasında tereddüt ederken, kızın boşta kalan elinin sırtına doğru gittiğini gördü.

“Ne? Sırtını mı sıvazlamamı istiyorsun?!” diye bağırdı.

Himegami suyunun bir yudumunu içerken başıyla onayladı.

Kamijou, elini kızın uzun siyah saçlarıyla örtülü sırtının ortasına koydu ama ne kadar güç uygulayacağından emin değildi. Nazikçe aşağı yukarı hareket ettirmeye karar verdi fakat Himegami’nin canı yanıyormuş gibi görünmesine sebep olan sarsıntısı dinmiyordu.

“Kahretsin! Seni revire götürsek iyi olacak—!”

“Mgh. Mgh, mgh.”

“Ne dedin? Daha sert mi?!”

Kolunu geriye doğru uzatıp sırtının tam ortasını işaret eden kız, halsizce onayladı. Bir an önce onu rahatlatmak isteyen Kamijou, hiç vakit kaybetmeden istenildiği gibi tüm gücüyle sırtını ovmaya başladı.

Ama tam o anda bir çıt sesi duyuldu.

Ve Kamijou’nun parmakları, bir sütyen kopçasının açılmasının verdiği o tuhaf hissi duyumsadı.

Tam o saniyede Himegami hiçbir şey demeden elini yumruk yaptı ve Kamijou’nun midesine vahşi bir darbe indirdi (bu hareket, vücudunun belli kısımlarının miktarını ve sarsıntısını bir hayli artırmıştı). Şiddetli bir gümleme sesiyle birlikte Kamijou’nun dizlerinin bağı çözüldü ve yere kapaklandı. Himegami ise göğsünü tutarak hızla tuvalete doğru koştu.

“Ah... Ben... Sadece dediğini yapmıştım... Neden şans bana hiç gülmüyor ki...?”

Yerde titreyerek yatarken, uzun siyah saçlı ve geniş alınlı, oldukça endamlı sınıf arkadaşı elinde içi ekmek dolu plastik bir poşetle yanına geldi. Seiri Fukiyose, dolabından yemeğini alıp yeni dönmüş gibi görünüyordu.

İç çeker ve sorar: “...Yine ne oldu?”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.