Makinenin Sessiz Çığlığı

Kulakları tırmalayan bir çığlık yankılandı.

Kafeteryanın dışından gelen bu ses Agnes’e aitti.

Bugün de aksilikler üst üste geliyordu zaten.

Kanzaki bir hışımla ayağa kalkıp kafeteryadan dışarı fırladı.

Agnes’in sesinin tam olarak nereden geldiğini kestiremese de yönü az çok tahmin edebiliyordu. Şimdi tek yapması gereken bu uzun koridoru hızla koşmaktı.

Sonunda Agnes’i soyunma odasının önünde, yere yığılmış halde buldu.

Kanzaki yaklaşırken, Agnes hâlâ yerde oturur vaziyette parmağıyla içeriyi işaret etti. Soluk soluğaydı. Çamaşır makinesi... O... O...

Bu kesik kesik sözler üzerine Kanzaki’nin şakaklarındaki damarlar öfkeyle belirginleşti.

Yine mi çamaşır makinesi?

Daha kahvaltıdan önce de bir sorun çıkarmıştı ve henüz bunu çözememişlerdi. Şimdi de yeni bir maraz mı çıkarıyordu?

Savaş kapıdayken, bir de üstüne o sevgili dedikoduları dönüp dururken Kanzaki’nin endişelenecek yeterince şeyi vardı zaten. Bir de şimdi çamaşır makinesiyle mi uğraşacaktı?

Yoksa bu alet, Akademi Şehri’nin gönderdiği hain, yüksek teknoloji ürünü yapay zekalı bir casus muydu? Durup dururken çıkardığı bunca arıza başka türlü açıklanamazdı.

Eğer tek bir pürüz daha çıkarsa makineyi Yedi Cennet Kılıcı ile paramparça etmeye kararlı olan Kanzaki, soyunma odasına daldı.

Odanın hemen yanındaki banyo, Batı dünyasında pek rastlanmayan türden geniş bir ortak hamamdı. Bu yüzden soyunma odası da epey büyük tasarlanmıştı. Bahsi geçen çamaşır makinesinin, tartıyla birlikte bu devasa odanın bir köşesinde duruyor olması gerekiyordu.

Bakışlarını o köşeye çevirdi.

Yukata kuşağının rengini solduran, içine futon tıkıştırıldığında da bozulan Akademi Şehri malı o çöp parçasına, o işe yaramaz, hayırsız alete baktı.

Makine büyük bir gürültüyle sarsılıyordu. İçine tıkıştırılan futonları harıl harıl yıkamaktaydı.

Nasıl yani?

Kanzaki’nin nefesi kesildi.

Normalde bu makinenin en büyük albenisi sessiz çalışmasıydı. Bu yüzden böyle bir gürültü koparması hiç normal değildi. Belli ki makine gücünün sınırlarını zorluyordu. Tasarım limitlerini aşmış, çalışma kapasitesinin çok ötesindeki bir görevi üstlenmişti. Yine de pes etmemiş, dayanmış, vazifesini sonuna kadar göğüslemişti. Ve şimdi, o kadar futonu tek seferde yıkayarak imkansız bir mucizeyi gerçekleştirmek üzereydi.

İnanılır gibi değil...

Kanzaki’nin tüm vücudunun bağı çözüldü. Dizlerinin bağı çözülünce kendini soyunma odasının zeminine bıraktı.

İçindeki öfke, yerini yoğun bir utanç dalgasına bıraktı.

Daha az önce kendi tecrübesizliği üzerine kara kara düşünüyordu. Ve işte yine aynı hataya düşmüştü. İçine asla yıkayamayacağı kadar çok futon tıkıştırmalarına, çalışmaya zorlamalarına ve sonra da ümidi kesip onu orada öylece yapayalnız bırakmalarına rağmen, o çamaşır makinesi tek başına elinden gelenin en iyisini yapmaya devam etmişti. Acıya katlanmış, eziyete göğüs germiş, yapılması gerekeni tamamlamak için sadakatle çalışmıştı. Şimdi ise nihayet imkansız görünen bu görevin üstesinden geliyordu. Oysa kendisi... Kendisi ise en ufak bir sorunda onu Yedi Cennet Kılıcı ile doğramayı düşünmüştü.

Çamaşır makinesinden hiçbir ses çıkmıyordu.

Bünyesindeki yapay zekanın konuşma yetisinin olmaması son derece doğaldı.

Ancak Kanzaki o sesi duyabildiğinden emindi.

Yapay zekanın sesini işitiyordu.

Kanzaki, diyordu ses.

İstediğin gibi yaptım, başardım.

Kanzaki’nin gözlerinden bir anda gözyaşları boşaldı.

Boğazı düğümlendi, tek kelime edemedi. Elindeki Yedi Cennet Kılıcı’nı bir kenara fırlattı. Yıllardır görmediği bir yakınına kavuşmuş gibi hıçkıra hıçkıra çamaşır makinesinin o köşeli gövdesine sarıldı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.