Akademi Şehri.
Tokyo’nun batısında, devasa bir arazinin ıslah edilmesiyle kurulmuş, tamamen uyanmış gençleri yetiştirmeye adanmış bir metropol. Şehir, Tokyo’nun üçte birini kaplıyordu ve nüfusu iki milyon üç yüz bin sınırına dayanmıştı. Bu nüfusun yüzde seksenini, seviye sıfır uyanmamış statüsünden seviye beş süper güç seviyesine kadar uzanan altı basamaklı bir ölçekte değerlendirilen, bir şekilde yetenek kazanmış öğrenciler oluşturuyordu.
Burada bu güçler öyle gizemli, doğaüstü şeyler değildi. Standart eğitim programını tamamlayan herkesin kendi içinde açığa çıkarabileceği, tamamen bilimsel birer gerçeklikten ibaretti.
İşte bu tekinsiz şehrin bir köşesinde, son derece sıradan bir lise öğrencisi olan Kamijou Touma, ödev dağlarının altında eziliyordu. Başını ellerinin arasına aldı.
“Yeter artık, kahretsin! Bu çarpanlara ayırma da neyin nesi? Canın cehenneme matematik! Senin tek bir cevabın olması gerekmiyor mu, neden iki farklı sonuç çıkıyor!” diye haykıran Kamijou, kendini geriye doğru fırlattı. Cam masanın üzerine saçılmış matematik problemlerinden kaçma arzusuyla sırtüstü yere uzandı. İşler ne zaman ters gitse kendi kendine uzun uzun konuşmaya başlayan tuhaf bir çocuktu. Üstelik matematik bittiğinde bile onu sabırla bekleyen bir tarih kitabı özeti ve İngilizce ödev paketi vardı. Sinirlerinin harap olduğunu, sabrının tükendiğini hissediyordu.
Yerde yatarken sağ eline dikti gözlerini.
Hayalbozan. Sağ elindeki o tuhaf güç. İster milyon voltluk bir yıldırım mızrağı olsun, ister üç bin dereceyi aşan bir alev topu, işin içinde doğaüstü bir güç varsa, ona sadece dokunarak her şeyi sıfırlayabilirdi. Muazzam bir yetenekti doğrusu ama yaz ödevleri karşısında zerre işe yaramıyordu.
Takvimler otuz bir ağustos gününü, saatler ise tam olarak on beş sıfır sıfırı gösteriyordu.
Ben şimdi ne yapacağım, diye geçirdi içinden. Neredeyse hüngür hüngür ağlayacak raddeye gelmişti.
Zaten bugün her şey ters gitmişti. Markette kahve kalmamıştı, yolda Aogami ve Tsuchimikado yolunu kesmişti, Mikoto onunla sevgiliymiş gibi davranmasını istemişti ve en nihayetinde Unabara Mitsuki kılığına girmiş bir Aztek büyücüsü tarafından şehrin altı üstüne getirilene kadar kovalanmıştı. Korkunç bir gündü. Üstelik önünde hâlâ dağ gibi yığılı duran ciddi bir miktar ödev vardı.
Tüm bu çilenin üzerine, yattığı yerden odaya ters bir açıyla baktığında gözüne çarpan manzara tam bir şenlikti. Kızın biri keyifle televizyon izliyor, yanındaki arsız kedi ise kafasını patates cipsi paketinin içine daldırmış, adeta hayallerini yaşıyordu.
Kızın adı Index’ti.
Görünen o ki bu isim, Yasak Kitaplar Dizini gibi asil ve tuhaf bir unvanın kısaltılmış haliydi.
Bembeyaz teni, gümüş rengi saçları ve yeşil gözleriyle tam bir yabancı güzeliydi. Üzerindeki altın işlemeli, bembeyaz ipekten dikilmiş o gösterişli rahibe kıyafeti, ona adeta on dokuzuncu yüzyıl Viktorya döneminden fırlamış bir hava katıyordu. Gerçi Touma’nın Viktorya döneminin neye benzediği hakkında en ufak bir fikri yoktu, tamamen sallıyordu.
Fakat dış görünüşü bile tek bir şeyi haykırıyordu. O, Akademi Şehri’nin o neşeli, bilim dolu dünyasına ait değildi.
Tam aksine, madalyonun öteki yüzünden, büyü dünyasından geliyordu. Tam olarak bir cadı sayılmazdı ama taşıdığı tehlike boyutunu düşününce belki de onlardan çok daha ötedeydi. Ne de olsa, özel bir yöntem sayesinde dünyadaki tüm büyü kütüphanelerinin bilgisine sahip tek insandı.
Ve bu kanlı canlı büyücü kız, gözlerini televizyondan ayırmadan başıyla onaylayan hareketler yapıyordu.
Televizyonda yaz tatili kuşağı için tekrar yayımlanan, kurgusal bir sihirli kız animesi vardı.
“Demek öyle! Bu Sihirli Güç Kanamin denen kız, sıradan bir öğrenci gibi davranarak Katolik Kilisesi’nin o meşhur Albigen haçlılarının gözünü boyuyor. Ama elindeki o gökkuşağı gibi parlayan asa da neyin nesi? Ah! Elementel eter parçasını, yani Lotus Asası’nı taklit etmişler, değil mi? Doğu’nun gizemli dünyasından da bu beklenirdi zaten. Şu oryantal estetiğin güzelliğine bak!”
Hayır, o sadece buradaki otaku ordusunu beslemek için üretilmiş bir çizgi film, diye içinden geçirdi Kamijou. Ekrandaki kurguyu bu kadar ciddiye alan gerçek büyücü kıza laf yetiştirmek istedi ama sonra vazgeçti. Şu an önceliği ödevleri olmalıydı.
“Sana televizyon izleme ya da sus demiyorum ama lütfen şu sesini biraz kısar mısın? Şurada dikkatim bir dağılırsa hayatım kayacak!”
“Efendim?” Index memnuniyetsiz bir tavırla arkasına döndü. “Benimle oynamadığın için televizyon izliyorum zaten. Hem sen öğleden sonra nereye gittin öyle? O telefon neyin nesiydi? Yine gizli gizli bir büyücüyle mi savaştın? Akıllanmayacak mısın sen?”
“Söyledim ya, önemli bir şey değildi. Bak, gayet iyiyim, başıma bir şey gelmedi. Bu sefer kavga falan da etmedik, her şeyi tatlı dille çözdük. Bilirsin, Aztekler tam bir beyefendidir.”
“Peki bu sefer hangi talihsiz kızı kurtarmak için kahramanlık yapıyordun?”
“Bana baksana sen! Ne yani, ben her dışarı çıktığımda kavga etmek zorunda mıyım? Zaten olaylar kendiliğinden gelişiyor!” diye isyan etti Kamijou. Index ise bıkkın bir tavırla içini çekti.
“Neyse, olup bitmiş bir şeyin üzerinde durmanın alemi yok. Bu arada Touma, sabah beni burada bırakıp gittiğinden beri kendimi televizyonun o hayal dünyasına verdim, başka türlü vakit geçmiyor.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.