Talihsizlik ve Tuhaf Karşılaşmalar

“Ha? Ne saçma iş. O kadar da sert vurmayı planlamıyordum oysa. Ah, bayağı bir kutu düşüyor sanki. Şey, senin iki bin yenlik banknot çıkmadı ama galiba en az iki bin yen değerinde meyve suyu kutusu döküldü. Sorun olmaz, değil mi? ...Hey, niye hayatın pahasına kaçıyorsun ki?! Heeeeey!”

Arpasına bakmadı bile. O otomatla arasına girebilecek her bir santimetreyi, her bir milimetreyi koyabilmek için var gücüyle depar attı.

Başına gelen sayısız talihsizlikten dersini almıştı bir kere. Bir saniye sonrasının geleceğini net bir şekilde görebiliyordu.

K-kahretsin! Neden bilmiyorum ama sanki bunu daha önce de yaşamışım gibi hissettim!

Tam zihninden bu düşünce geçerken...

Tekmelemeğe bile tepki vermeyen otomatın alarmları, sanki içinde biriken bütün o bastırılmış öfkeyi acımasızca kusuyormuşçasına ortalığı ayağa kaldırmaya, gücünün yettiğince avaz avaz bağırmaya başladı.

Nereye, nasıl koştuğunu pek hatırlamıyordu.

Emin olduğu tek şey, yaklaşık on dakika boyunca nefes nefese depar attığıydı.

Bir an sonra kendini alışveriş bölgesindeki bir otobüs durağının bankında otururken buldu. Bitkin halde, batmakta olan güneşin turuncuya boyadığı ağustos gökyüzüne dikmişti gözlerini. Havada süzülen bir zeplin vardı. Yan tarafındaki devasa ekranda, kas distrofisi üzerine araştırmalar yürüten Mizuho Ajansı adındaki bir kuruluşun faaliyetlerine son verdiğine dair Akademi Şehri'nin günlük haberleri uyuşuk uyuşuk dönüyordu.

“Gerçeklerden pembe hayallerle kaçmayı bırak da içeceklerini tut bakayım. Zaten bunların bir kısmı senindi.”

Yanında oturan Mikoto, bıkkınlıkla iç çekerek bir kucak dolusu meyve suyu kutusunu üzerine fırlattı. Kendisi ise döne döne duran bir rüzgar türbininin pervanelerine sakince bakıyordu. Gücünü kontrol edememiş olmanın verdiği hafif bir moral bozukluğu vardı sanki üzerinde.

“...Kamijou bu meyve suyunu aldığı an, basit bir görgü tanığından suç ortağına dönüşeceğinden korkuyordu. Hey, üzerime çöp tenekesiymişim gibi fırlatmasana... Ah, çok sıcak! Bunun içinde sıcak kırmızı fasulye çorbasının ne işi var be?!”

“Amacım makineyi bozmaktı, ne tür bir şey çıkacağını ben seçemem ki!”

“Ama bu siyah soya fasulyeli gazoz ile koyulaştırılmış kinako sütü bana bayağı bayağı kötü sinyaller veriyor!”

“Hmm? Şükretsene haline. Mis Mikoto’nun iyi şansı sayesinde o iki felaketi, yani guarana sebze suyunu ve çilekli oden çorbasını çekmediğin için dua etmelisin!”

Akademi Şehri, başka bir deyişle, bir deneyler şehriydi.

Bünyesindeki sayısız üniversite ve araştırma kurumu, ürünlerini pratik uygulamalarda test etmekten keyif alıyordu. Bu yüzden çöp toplayan otomatlar ve otonom polis robotları gibi prototipler şehrin her köşesini sarmıştı. E bu durum, market raflarındaki ve otomatlardaki ürün yelpazesinin de normal şehirlerden farklı olması anlamına geliyordu elbette...

“...Hepsi farklı olmasına farklı da biz öğrencilerin ödediği paranın hâlâ aynı olması hususunda şikayette bulunmayı ciddi ciddi düşünüyorum.”

“Hadi ama, abartma! Hayallerle, hırslarla dolu olup adım adım ilerlemekte bir sakınca yok, değil mi? Oh, eğer şu hindistan cevizli gazozu içmeyeceksen ben alıyorum.” Mikoto, Kamijou’nun kucağındaki ürkütücü kutulardan birini çekip aldı. “Zaten her şeyden çok kolay kaçıyorsun, şu bir kutu meyve suyundan bile. Nasıl desem... Aslında güçlüsün ama insanlara zayıf bir idiotmuşsun izlenimi veriyorsun. Mis Mikoto bunu her gördüğünde sana iki çift laf etmeden duramıyor.”

“...Neden sadece hedefi tamamen karavanaya vuran insanlar bu kadar garip bir ego sergiler ki?”

“Ne dedin sen?” Mikoto, kavga aramaya yer arayan bir sarhoş edasıyla Kamijou’ya baktı. “...Bence pek de karavana sayılmaz. Gerçekten de korkudan titreyerek yaşayan bir sürü zayıf insan var ve güçlüler küstahça yaşıyor. Bence bu çok doğal. Ama sen farklısın, değil mi? Akademi Şehri’ndeki yedi Seviye Beş’ten birini kolayca geri adım atmaya zorlayacak türden bir güce sahipsin, öyleyse neden bir sokak serserisi hatta tasmasından kaçmış bir Chihuahua tarafından kovalandığında bile bütün şehri köşe bucak kaçarak turluyorsun?”

“???”

Mikoto’nun sözleri özgüvenden geçilmiyordu ama Kamijou bunlara dair en ufak bir şey bile hatırlayamıyordu.

Eğer durum buysa, ya Mikoto’nun lafları saçma bir tahminden ibaretti ya da... Kız onun bilinmeyen geçmişini biliyor olabilir miydi? Hangisi olduğunu bir türlü çözemeyen Kamijou, konuşmaya ucundan kıyısından ayak uydurmaya karar verdi.

“Biliyor musun, Railgun olan Mikoto Misaka’yı yendiğin için daha çok böbürlenmelisin. Bunu yapmamak, yenilen tarafa karşı bağışlanamaz bir hakarettir. Yani, anlamıyor musun? Bundan sonra herkes benim hakkımda ömrü boyunca şunu düşünecek: ‘Mikoto Misaka, sokak serserileri ve tasmasız Chihuahuakârlar tarafından kovalanan bir adama mı yenildi?’” Mikoto hindistan cevizli gazozdan büyük bir yudum aldı. “Bana karşı kazandın. Bu yüzden en azından kazanan biri olarak sorumluluk almalısın, yoksa başımı belaya sokacaksın. Ben Akademi Şehri’ndeki sadece yedi Seviye Beş’ten biriyim! En azından senin gibi birine dürüstçe ve açıkça yenildiğimi göğsümü gere gere söyleyebileyim, biraz çaba göster.”

“Neden bahsediyorsun sen? Edo dönemi Buşido ahlak kurallarıyla falan ilgilendiğim yok, o yüzden...”

Lafını bitiremeden, Kamijou kızın son söylediği şeyde garip, yersiz bir tuhaflık sezdi.

Bana karşı kazandın mı?

Yani bu... Tokiwadai Ortaokulu gibi elit bir okuldan çıkan yüksek sosyete bir kızı, bendeniz Kamijou Touma yere serip üzerine çıktı, yumruklarını sıkıp ‘Bir daha yapmayacağım, özür dilerim!’ diye ağlatana kadar pes ettirene kadar patakladı mı demek oluyor? Anlıyorum, böyle bir adamın beyin hücrelerinin yanması ve hafızasının silinmesi son derece doğal. Ayrıca ben hatırlamazken sen ne haltlar karıştırıyordun ve bir kızın bana ‘sorumluluk al’ demesi kulağa bayağı bayağı bir tehdit gibi geliyor, biliyorsun değil mi?!

“Iıı, ıııııııııııııııııı...!!”

“? Hey, bekle, niye öyle inleyip duruyorsun?” Mikoto iç çekti. “Cidden tam bir baş belasısın, biliyorsun değil mi? Ne o, bir şounen mangasından falan mı fırladın?” Kollarını bağladı, sanki gururu kırılmış gibi derin bir nefes verdi.

Kamijou dehşet içinde başını ellerinin arasına almıştı, kızın bu hallerini fark etmedi bile.

“Şu işleri halletme şeklin var ya! Asla kendi yumruklarını savurmuyorsun. Rakiplerinin seni pestilini çıkarana kadar dövmesine izin verip hepsini kusursuzca savuşturuyorsun. Çok küstahça ve sinir bozucu ama kesinlikle etkili. Buna izin vermeyeceğim!”

“...Iııııııırr... ha?”

Elleri başının arasında hâlâ inlemeye devam ederken Mikoto’nun neyden bahsettiğine yeniden odaklandı.

Kendi yumruklarımı asla savurmuyor muyum? Yani bu, bir çocuğun şakayı fazla ciddiye alıp havaya yumruklar savurması ve ebeveynin gülüseyerek onu sakinleştirmesi gibi bir güç dengesi miydi?

Bir yıldırım kullanıcısıyla savaşıyor olsam bile kızlara asla el kaldırmadım mı?

...Hiç de fena değilmişsin hani, Touma Kamijou.

“Ha. Özgüvenli göründüğünde senden gerçekten nefret ediyorum, biliyorsun değil mi?” Mikoto ilgisiz bir tavır takındı. “Al, neyse ne, iç meyve suyunu işte. Yahu, bizzat Mis Mikoto’dan böyle bir hediye almak... Alt sınıflarımdan biri olsaydın şu an sevinçten kendinden geçer, bayılırdın!”

“Bayılmak mı? Gıda hijyen yasalarını ucu ucuna karşılayan şu meyve suyu kutularına sevinecek tek bir canlı kul bile yok bu dünyada. Ayrıca burası bir şoujo mangası değil, bu yüzden sadece kızların olduğu bir okulda öyle aşk hikayeleri falan yaşanmaz.”

“...Şey. Keske sadece şoujo mangası seviyesinde kalsaydı.” Nedense Mikoto gözlerini kaçırdı. “İşler bayağı yoğun, tamam mı? Ya da daha doğrusu oldukça çamurlu. Okulda bana ne dediklerini duymak ister misin? Aklın hayalin şaşar!

“Ve-he-haa-hah...” Mikoto zoraki, cılız bir kahkaha attı. Ama tam o anda...

“Abla?”

Aniden yakınlarında bir kızın çan gibi berrak sesi çınladı. Mikoto’nun sırtına sanki buz gibi bir su dökülmüş gibi yüzü kireç kesildi. Dudaklarının kenarı seğirdi, kaşlarını sonuna kadar çattı.

Ab...?! Ab...!!

Kamijou bu beklenmedik şok karşısında nefesini tuttu. Ne oluyor be?! Başını hızla arkasına çevirdi ve az ötede Mikoto ile aynı üniformayı giyen, ortaokul birinci sınıf gibi görünen bir kız gördü. Kahverengi saçlarını iki yandan örmüş olan kız, ellerini önünde birleştirmiş, gözleri ışıl ışıl bakıyordu.

“Aman tanrım, Abla! Amanın! Şu saçma sapan telafi derslerinin sana göre olmadığını düşünmüştüm ama bunu bir bahaneyle bu iş için kullanacağın kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi!”

Kamijou yanına baktı; Mikoto paniklemek üzere gibi duruyordu. Kendisinde herhangi bir güç yoktu belki ama kızın içindeki çığlığı, lafa karışmaması için zihnine doğrudan ilettiğini garip bir şekilde hissetti.

Mikoto, baş ağrısı çekiyormuş gibi şakaklarına bastırdı ve gizemli kızla konuşmaya başladı.

“Şey... Sadece emin olmak istiyorum. ‘Bu iş’ derken tam olarak neyi kastediyorsun acaba?”

“Pek tabii ki bu beyefendiyle buluşmak içindi, öyle değil mi?”

Mikoto’nun saçlarından cızırdayarak kıvılcımlar saçıldı.

Pigtail saçlı kız bunu hiç umursamadı. Bu kez, şaşkınlıkla izleyen Kamijou’ya kocaman gülümsedi ve korkutucu bir hızla banka doğru yaklaştı. Bok yedik, buraya geliyor! Kamijou elinde olmadan banktan fırlamak üzereydi ki kız onun elini yakalayıp iki eliyle birden kavradı.

“Tanıştığımıza memnun oldum beyefendi. Benim adım Kuroko Shirai, Abla'mın refakatçisiyim.”

“Ha-ha evet.” Kamijou nasıl bir tepki vereceğini bilemedi. Gözleri yavaşça kızın kavradığı eline kayıyordu.

“Bu arada, bu kadarcık bir şeyle bile elin ayağın birbirine dolanacaksa, Abla'm senin aldatmaya meyilli olmandan endişelenmek zorunda kalabilir, biliyorsun değil mi?”

Kamijou patlamaya hazır bir yanardağ gibi köpürdü. Mikoto yanındaki koltuktan sendeleyerek kalktı. “Bana bak sen... Şu tuhaf tip benim erkek arkadaşıma mı benziyor?!”

İçten içe incitici bu lafları sarf ederken, kahküllerinden bir yıldırım mızrağı salıverdi.

Açık mavi elektrik dalgası tam üzerine gelmek üzereyken, Kuroko Shirai, Kamijou'nun elini bıraktı. Kamijou gözlerini açıp kapayıncaya kadar, kız tek kelime etmeden sırra kadem basmıştı.

Mikoto dişlerini sıktı. "Yine o aptal ışınlanmasını kullandı. Bak sen! Etrafa tuhaf dedikodular yaymaya kalkarsan seni mahvederim, kahretsin!"

Boşluğa birkaç elektrik oku daha fırlattı. Yoldan geçenler, bu Beşinci Seviye kıvılcımları üzerine gözlerini dikip bakmaya başlamıştı bile. Eyvahlar olsun, şimdi ben bu kızı nasıl sakinleştireceğim, diye geçirdi zihninden Kamijou, başını ellerinin arasına alarak. Tam o sırada, bankın arkasından bir ses geldi.

"Abla?"

Yine mi?! Kamijou hızla arkasına döndü.

Bankın hemen arkasında bir Mikoto Misaka daha duruyordu.

"Ha?"

Şüpheye yer yoktu; orada dikilen kişi ta kendisiydi. Omuzlarına dökülen kahverengi saçları, narin yüz hatları, beyaz kısa kollu bluzu, yazlık süveteri ve pilili eteğiyle karşısındaydı. Boyundan posundan üzerindeki kıyafetlere, hatta aksesuarlarına kadar dört dörtlük bir Mikoto Misaka.

Ancak...

Kamijou gözlerini tekrar yanındaki banka çevirdi. Omuzlarına dökülen kahverengi saçlar, narin yüz hatları, beyaz kısa kollu bluz, yazlık süveter ve pilili etek... Mikoto Misaka gözünün önünde, tam orada oturuyordu işte.

Aralarındaki tek fark, bankın arkasındaki kızın alnına deniz gözlüğü takar gibi gece görüş gözlüğüne benzeyen bir şey geçirmiş olmasıydı. Ayrıca gözlerindeki donuk parıltı, tek bir noktaya odaklanmak yerine görüş alanına giren her şeyi aynı anda yakalamaya çalışıyor gibiydi. O belirsiz, bir yere tutunamayan bakışlar, ısrarla Mikoto'nun ensesini süzüyordu.

"...Bir dakika, ne? Senden bir tane daha mı var?! Misaka Ünite İki!"

Kamijou'nun nutku tutulmuştu. Şaşkınlıkla iki Mikoto Misaka'nın yüzüne sırayla baktı. Yanındaki bankta oturan kız da benzer bir şaşkınlık içindeydi ama bankın arkasında dikilen diğeri, yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı olmadan öylece bakıyordu.

Omuzunun üzerinden geriye doğru bakarak şansını denedi. "Şey... sen kimsin acaba?"

Bankın arkasındaki kız, boynunu bile kıpırdatmadan gözlerini ona çevirdi.

"Ben onun küçük kız kardeşiyim, diye hızla ve net bir şekilde yanıtlıyor Misaka."

"..."

Ne tuhaf bir konuşma tarzı, diye düşündü Kamijou, ama bunu yüksek sesle söylememeyi tercih etti. Zaten etrafında garip konuşan yeterince insan vardı. Tabii kendisinin de o insanlardan biri olduğunun farkında değildi.

"Ama senin soyadın Misaka ve adın da mı Misaka? Yani adın Misaka Misaka değil herhalde. Normalde oraya kendi adını koyarsın, değil mi? Evde sana Misaka diye seslenseler ortalık karışmaz mı?"

"Şey, Misaka'nın adı Misaka'dır, diye vakit kaybetmeden yanıtlıyor Misaka."

"..."

Adı gerçekten Misaka Misaka olamazdı herhalde ama ortada dile getirilmeyen tuhaf kurallar dönüyor gibiydi.

Kamijou, kendisine bir can simidi atması için Mikoto'ya döndü ama kızın yüzünü görünce dili boğazına kaçtı. Mikoto, ne idüğü belirsiz bu ikiz kardeşine ölümcül bir sessizlikle dik dik bakıyordu.

"A-anladım, demek küçük kardeşisin. Vay canına, birbirinize ne kadar çok benziyorsunuz. Boyunuz posunuz, kilonuz falan da mı aynı yoksa?"

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.