Kırılan İradenin Kıyısında

Mikoto, ürkekçe gözlerini açtığında onu gördü; birkaç metre ötesinde, yerde öylece yatıyordu.

Yüzüstü uzanmış, hareketsizdi. Giysilerinin birkaç noktasından, tütsü dumanını andıran ince bir sis yükseliyordu. Tıpkı uzun süre oyun oynanan konsolların ısınması gibi, insan vücudu da üzerinden elektrik geçtiğinde Joule ısınması denilen bir süreçle hararet yapardı.

Yüksek gerilimli akımın yarattığı o muazzam sıcaklık, bedeninde yer yer hafif güneş yanıklarına benzeyen izler bırakmış, tenini dağlamıştı.

Ancak artık o yanıkların acısıyla kıvranmıyordu.

“Ah…”

Mikoto o an her şeyin bittiğini anladı.

Bu kez gerçekten bitmişti. Bu sefer, şüpheye yer bırakmayacak şekilde, o çocuk bir daha asla ayağa kalkamayacaktı. Sahte bir akıma değil, gerçek bir yüksek gerilime maruz kaldığı için şok muhtemelen kalbini durdurmuştu.

Siyah kedinin miyavlamasını duydu.

Bedeni de düşünceleri de darmadağın bir halde arkasına baktı. Birkaç metre ötede siyah bir kedi, korkudan donup kalmış bir halde oturuyordu.

Yine de tüylerini kabartmamış, dişlerini veya pençelerini çıkarmamıştı.

O masum gözler sanki ona yalvarıyordu: Neden böyle bir şey yaptın?

“Ahh…”

Kediye baktığında gerçek kafasına balyoz gibi indi.

Sonunda Mikoto, ona bunu yapmıştı. Sanki kendisine her şeyiyle güvenen, burnunu sevgiyle sürtüp duran masum, şirin bir kedi yavrusuna durup dururken bir yıldırım göndermiş gibiydi.

Çocuğun önünde aslında pek çok seçenek vardı.

Mesela raporu okuduktan sonra hiçbir şey görmemiş gibi yapıp sahte, sıradan hayatına geri dönebilirdi.

Onu durdurmak istese bile okuduğunu gizleyebilirdi. Mikoto hiçbir şeyden şüphelenmeden ona arkasını döndüğü an, kafasına var gücüyle vurup onu bayıltabilirdi.

Ama o bunları yapmamıştı.

Kendi başına odasına girmiş, raporu okuduğunu doğrudan yüzüne söylemiş, onunla dövüşmek istemediğini belirterek tüm duygularını ve niyetini açıkça ortaya koymuştu; her şeye rağmen onu yüz yüze durdurmaya çalışmıştı.

Bu, elindeki kağıtları rakibine göstererek poker oynamaya benziyordu.

Taş-kağıt-makas oynamadan hemen önce makas atacağını ilan etmek gibi bir şeydi.

Neden böyle tehlikeli bir şey yapmıştı ki?

Eğer güvenine ihanet edip arkasından saldırsaydı, her şeyi çok daha güvenli bir şekilde bitirebilirdi.

“...”

Sebep belliydi.

Mikoto o çocuğa güveniyordu. En azından onun yanındayken, çocuk deney hakkında hiçbir şey bilmediği için Mikoto bir tür güvenli bölge bulmuş oluyordu.

Güneşin altında kıvrılıp öğle uykusuna yatan bir kedi yavrusu gibiydi.

Çocuk muhtemelen onu arkasından bıçaklayamazdı. En güvenli, en kesin seçenek bu olsa bile bunu yapmayı asla istememişti.

Çocuğun dileği; Mikoto onun şakağına silah dayasa bile ona asla zarar vermemekti.

İnancı ise şiddete başvurmadan, konuşarak her şeyi halledebilecekleriydi.

Ama sonunda sözleri kıza ulaşmamış ve Mikoto tetiği çekmişti.

“...”

Mikoto dişlerini sıktı.

Artık onu durduracak hiçbir şey kalmamıştı. İçindeki o ince ipi kesip atan teslimiyet duygusuyla özgürleştiğini hissetti. Bu, ipi kopmuş bir balonun gökyüzünde başıboş süzülmesi gibi bir histi; onu mutlak bir yıkımın beklediği o özgürlüğe kavuşmuştu sanki—

Kamijou’nun parmakları seğirdi.

“?!”

Gördüğü akılalmaz gerçek karşısında donup kaldı.

Yere yığılmış çocuğun yan tarafa savrulmuş sağ eli sarsıldı. O parmaklar toprağın üzerinde yavaşça hareket etti, yeri belli belirsiz okşadı.

Bunu kendisine bu acıyı yaşatana intikam almak için yapmıyordu.

Ya da dehşet içinde bir an önce kaçıp kurtulmak için de değildi.

En başından beri ne dediyse oydu.

Dövüşmeyeceğim. Dövüşmek istemiyorum.

Bu inadı, yardım çığlığı atan yalnız ve dışlanmış bir kıza kurtuluş elini uzatma isteğinden başka bir şey değildi. Hepsi buydu.

“...Ne-neden?” diye mırıldandı Mikoto.

Sadece raporu okumuş olması, kızın durumunu tam anlamıyla bildiği anlamına gelmiyordu. Kas distrofisini iyileştirmek için DNA haritasını verdiğini, bu bilginin kendisinden habersiz askeri amaçlar için kullanıldığını, insanları kurtarma arzusunun nasıl yirmi bin kişinin ölümüne yol açan bir felakete dönüştüğünü...

Bunların hiçbirini biliyor olamazdı.

Yine de ona karşı durmuştu.

Onun için ayağa kalkmıştı.

Ama bu...

“Dur artık,” dedi Mikoto, gözyaşları boğazına dizilmiş bir çocuk gibi başını iki yana sallayarak.

Eğer çocuk tekrar ayağa kalkarsa, Kız kardeşleri kurtarmak için onu ortadan kaldırmak zorunda kalacaktı; çünkü o bir engeldi. Elbette ona müsamaha gösterebilirdi ama hala hareket ediyor olması bile garipti. En ufak bir saldırı, şaka yollu bir temas bile duran kalbini temelli durduracak o son darbe olabilirdi.

Bu yüzden sadece...

“Kes şunu...” dedi.

Artık kalkmasını istemiyordu. Eğer hala yaşıyorsa, sadece bilincini yitirip öylece kalmasını istiyordu. Böylece onu öldürmek zorunda kalmadan Accelerator’ın yanına gidebilirdi.

Eğer çocuk ondan vazgeçerse, başka kimse zarar görmeyecekti.

Ona olan inancını bir yitirse, bu ıstıraptan kurtulacaktı.

Ama parmaklarını oynattı çocuk.

Vücudunu kımıldatacak hali bile yokken, içindeki her bir güç kırıntısını, benliğinin her zerresini eline topladı ve sonunda tek bir parmağını oynatmayı başardı.

“Ahh...”

Mikoto yavaşça elini ona doğru kaldırdı.

Bu çocuk muhtemelen asla durmayacaktı. Uzuvları kopsa bile. Gözleri kör, kulakları sağır olsa bile. Kalbi attığı sürece asla pes etmeyecekti. Bu yüzden başka yol yoktu. Eğer Kız kardeşleri kurtarmasına engel olacaksa, yola devam edebilmek için ondan kurtulmalıydı.

Avucunu dikkatlice ona doğrulttu...

...Fakat o yıldırım mızrağını fırlatamadı.

Mikoto’nun buz kesmiş gözyaşı pınarları ısınmaya başladı.

Olmuyordu. Ona ateş edemiyordu. Nedenini bilmiyordu. Doğru cevap neydi, kestiremiyordu. Sadece istemiyordu. Onun ölümünü görmeye dayanamıyordu. Sadece bunu düşünmek bile onda haykırma isteği uyandırıyordu.

Yardım et bana.

Asla kimsenin duymasına izin vermemesi gereken o üç kelime döküldü dudaklarından...

...Sanki var olup olmadığını bile bilmediği bir tanrıya dua ediyormuş gibi.

Çoktan körelmiş olması gereken o pınarlardan şeffaf gözyaşları süzüldü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.