Artık geri dönelim.
Altın rengi lavı aşacak bir yol bulamadığı için dört binanın çevresini boylu boyunca dönüp nihayet Himegami ile buluşan Kamijou, tükenmiş bir sesle içindeki her şeyi döktü. O Aureolus denilen adamı indirdim. Öldürmedim ama işi bitti. Bir daha asla dövüşemez. Fiziksel yaralarından dolayı değil, ruhu öldü onun.
Bu yüzden artık geri dönelim, dedi.
Koruması gereken şeyi çoktan kaybetmişti. Gregoryen Korosu için kullanılan öğrencileri artık kurtaramazdı. Simyacı ile olan hesabını da kapatmıştı. Dövüşmeye devam etmek için hiçbir sebebi kalmamıştı. Bir an önce evine dönmek, ölümün ve vahşetin kol gezdiği bu bölgeden uzaklaşmak istiyordu.
Eve gitmek istiyorum. Şimdi eve dönüp Index ile akşam yemeği yemek istiyorum. Onunla olduğum sürece her şey yoluna girer. Onu yeniden görebilirsem, hâlâ o eve ait olabilirim. Yeniden bu savaş alanının içine çekilmeden, ölümün ve katliamın sıradanlaştığı bu dünyaya esir düşmeden önce... Kendi dünyama, o sıradan hayatıma dönmezsem, her şeyi kaybedeceğim. Kamijou’nun zihnindeki bu düşünceler karmakarışıktı ama hissettiklerinden kesinlikle emindi.
Ancak yorgun zihnine kara gölgeler üşüşmeye başladı.
İlki, Stiyl’ın dediğine göre Index’in her yıl tüm hafızasını yitiriyor oluşuyordu.
İkincisi, Stiyl’ın dediğine göre Index’in her yıl kendine yeni bir ortak buluyor oluşuyordu.
Üçüncüsü, Stiyl’ın dediğine göre Index’in her yıl bunu da unutuyor oluşuyordu.
Düşününce her şey çok açık ve netti aslında ama Index orada, o sıcacık gülümsemesiyle duruyordu...
...ve etrafında ona ihtiyacı olan bir sürü insan vardı.
Dile getirmemiş olsa da Stiyl Magnus satır aralarında resmen şunu fısıldıyordu:
Yanlış hülyalara kapılma. O kız senin tapulu malın değil.
Öğğ... Kah!
Kamijou’nun başına aniden dehşetli bir baş dönmesi çöktü, dengesini korumak için elini duvara dayadı. Index’in etrafındaki o sıradan kalabalıktan sadece biri olduğu düşüncesi, sıradan hayatına dönen tüm yolların sonsuza dek kapandığı hissini doğurdu içinde.
...Ne hastalıklı bir başrol kadın arzusu ama.
Kamijou, böylesi uç durumlarda beliren kendini suçlama hissinin, insanı kolayca kendini feda etme veya intihar eğilimi gibi yıkıcı arzulara sürükleyebileceğini biliyordu. Bilerek derin bir nefes alıp kendini sakinleştirdi, ardından tüm bunları düşünmeyi bırakmaya karar verdi. Eğer bu yolda tek bir adım daha atarsa, zihninin geri dönülmez biçimde paramparça olacağını çok iyi anlamıştı.
Şimdilik sadece Himegami’yi alıp buradan gidelim, diye düşündü, hafifçe iç çekerek. Ancak...
Şu Aureolus Isard. Muhtemelen sahteydi.
Aisa, hiç beklenmedik bir şekilde, bunu sanki havadan sudan bahsediyormuş gibi rahat bir tavırla söyleyiverdi.
Ne...
Kopya. Gerçeğini gördüğüm için bunu anlayabiliyorum. Gerçek olanı insanları böyle düşüncesizce öldürmez.
Himegami’nin sözleri, genç adamın zihnine yavaş ama sarsılmaz bir ağırlıkla indi.
Kız haklıydı. Düşününce ortada tuhaf bir durum vardı. Simyacının Misawa dershanesini bir kılıf olarak kullandığını biliyordu. Eğer Gregoryen Korosu için tüm öğrencileri gözünü kırpmadan harcasaydı, bu kılıf anında darmadağın olurdu.
Yine de Kamijou’nun zihni adeta fren yaptı. Sağlıklı düşünemiyordu. Eve dönmeyi çoktan kafasına koymuştu. Kendini sakin tutabilmesinin tek sebebi de buydu. Tüm bunlara rağmen yeniden o cehenneme girmek, şu anki ruh haliyle asla kabul edemeyeceği bir şeydi.
Dur, bir dakika bekle! Neden bahsediyorsun sen? Ben Aureolus Isard’ı kesinlikle alt ettim!
Ben de onun bir kopya olduğunu söylüyorum, diye diretti Himegami, kendinden emin bir sesle. Gerçeği her zaman akupunktur iğneleri kullanır. O adamın üzerinde hiç iğne yoktu, yani sahteydi. Hem zaten... Gerçeği bu kadar çiğ ve kaba davranmaz.
Kamijou bunu kabul edemezdi. Etmek istemiyordu. Kurduğu tüm mantık eve dönme arzusu üzerine kuruluydu, bu yüzden şu an karşısına yeni bir düşmanın çıkması ihtimaline zerre kadar tahammülü yoktu.
Yine de... Onun kendi hedefi dışında hiçbir şeyle ilgilendiği yok. Gitmek istiyorsan, seni durduracağını sanmam.
Himegami’nin sesindeki o aşırı sakin ton, Kamijou’nun içindeki isyan bayrağını en sonunda indirdi.
Fakat az önce çok tuhaf bir şey söylemişti.
Bir dakika dur bakalım. Sen de benimle geliyorsun, biliyorsun değil mi? Aureolus, vampir katili olan seni elinde tutmaya bu kadar kararlıyken gitmemize asla izin vermez.
Neden vermesin?
Ne demek neden?
Neden gitmemize izin vermesin demek istemedim. Neden seninle geliyorum dedim.
Ne...?
Kamijou öylece kalakaldı. İşler bu noktaya gelmişken, nihayet düşmanı bir süreliğine de olsa atlatmışken, Himegami’nin bu okuldan kaçmayı aklından bile geçirmediği anlaşılıyordu.
Yanlış anlama. Benim kendi hedeflerim var. Buradan kurtulmak gibi bir derdim yok. Amacıma ancak burada kalırsam ulaşabilirim. Hatta... O simyacı olmadan bu amaca ulaşmam imkânsız demek daha doğru olur.
Sözleri son derece kararlıydı. Aureolus’tan sanki eski bir tanıdığından bahseder gibi konuşuyordu.
Neler oluyor yahu, diye geçirdi içinden Kamijou. Psikolojide, rehine ile suçlu arasında, kaçırılma veya kuşatma gibi ekstrem durumlarda tuhaf bir bağ kurulabileceğinden bahsedilirdi. Bu da öyle bir şey miydi yoksa?
Ama senin hedefin her ne olursa olsun, o adamın seni bir dost olarak gördüğünü hiç sanmıyorum. Öyle olsaydı seni buraya kilitleyip etrafa barikatlar kurmazdı.
O, Misawa dershanesi ele geçirilmeden önceydi. Himegami’nin gözlerinde kararlı bir bakış belirdi. Burada ilk başta bana nasıl davranıldığını duydun mu hiç? Mesela binanın her yerinde neden gizli odalar olduğunu biliyor musun? Muhtemelen bunu kaldıramayacak kadar normal bir insansın.
...
O simyacı geldikten sonra... O gizli odalar kullanılmaz oldu. Ben sadece burada bekledim. Buradan ayrılmamamın tek sebebi, buna ihtiyaç duymuyor oluşum. Eğer bu bariyerin dışına çıkarsam, onları buraya çekerim.
Kamijou, Misawa dershanesine girmeden önce Stiyl’ın anlattığı karmaşık şeyleri hatırladı.
Burası, dışarıdan bakıldığında son derece sıradan, hiçbir özelliği olmayan bir bina gibi görünecek şekilde kusursuzca gizlenmiş bir bariyerdi.
Derin Kan.
Vampirler büyücüler arasında bile bir efsaneydi ve bu kız onları tek bir dokunuşla anında öldürme gücüne sahipti. Yoksa o...
Yani ne demek istiyorsun? Gereksiz bir savaştan kaçınmak için mi bunca zamandır burada saklanıyordun? Vampirlerin ya da her ne karın ağrısıysa, seni fark etmesini istemediğin için mi?
...Benim kanım. Sadece onları yok etmekle kalmıyor. Tatlı kokusuyla onları cezbediyor. Onları çağırıyor. Buraya topluyor. Ve en sonunda canlarını alıyor. Benim varoluş amacım, tıpkı göz alıcı renkleriyle avını bekleyen etobur bir bitki gibi, bu ölümcül döngüyü tamamlamak. Ben buyum işte.
Kamijou’nun gözleri hayretle açıldı.
Sadece adını anmanın bile Stiyl gibi bir adamı tir tir titrettiği o yasaklı varlıklar, yani vampirler... Ve tek bir darbeyle o canavarları bile un ufak edebilecek muazzam bir güce sahip olan Aisa Himegami. Ancak kız bunları söylerken, sesinde soğuk bir yağmurun altında yapayalnız kalmış birinin kimsesizliği vardı.
Vampirler... Bilir misin? Nasıl yaratıklardır?
Bu soru karşısında Kamijou’nun verecek hiçbir cevabı yoktu. Zihninde canlanan tek şey, çocuk masallarında insanlara saldıran canavar tasvirleriydi. Zaten vampir kelimesi ona hiçbir şekilde gerçekçi gelmiyordu.
Bizden hiçbir farkları yok, dedi Himegami, aksini iddia ederek. Hiçbir farkları yok. Ağlarlar. Gülerler. Öfkelenirler. Mutlu olurlar. İnsanlara gülümserler. Başkaları için kendilerini feda edebilirler. Onlar da tıpkı bizim gibi insanlar.
Himegami, sanki çok güzel bir anıyı yad ediyormuş gibi hafifçe gülümsedi.
Ama, diye devam etti ve yüzündeki o gülümseme bir anda silindi. Benim kanım... Onları öldürüyor. Hiçbir sebebi yok. Sadece orada oldukları için. Hiçbir istisna, hiçbir muafiyet olmaksızın. Ağlayan, gülen, öfkelenen, mutlu olan, başkaları için gülümseyip onlar için çabalayan o insanlar... Tek bir istisna bile olmadan, hepsi benim yüzümden yok olup gidiyor.
Sözlerinden adeta kan damlıyordu.
Bu, gözlerinin önünde güzel olan ne varsa elleriyle ezip geçmiş birinin sesiydi.
Akademi Şehri’nin güçleri kontrol altına almak için kurulmuş bir yer olduğunu duymuştum. Bu yüzden bu gücün ardındaki sırrı da çözebileceklerini düşündüm. Eğer sırrını çözebilirlerse, onu benden söküp almanın bir yolunu da bulurlar sanmıştım. Ama aradığım hiçbir şeyi bulamadım burada, dedi genç kız. Artık öldürmek istemiyorum. Eğer birini öldürmem gerekecekse, önce kendimi öldürmeye karar verdim.
Bu yüzden, böylesi en iyisi.
Derin Kan adını taşıyan o yapayalnız kız, tüm bunları tek başına sırtlanmıştı.
Ama sırf bu yüzden...
Lütfen hiçbir şey söyleme. Hem her şey o kadar da kötü değil. Aureolus bana daha basit bir bariyer yapabileceğini söyledi. Adı Yürüyen Kilise. Kıyafet şeklinde bir bariyer. Eğer onu giyersem... Artık o yaratıkları üzerime çekmeden sokaklarda özgürce yürüyebilirim.
...
Benim kendi hedeflerim var, Aureolus’un da öyle. Birbirimiz olmadan amaçlarımıza ulaşamayız. Bu yüzden ben iyiyim. Aureolus bana asla zarar vermez. Kendi dileğini gerçekleştirmek istediği sürece bana muhtaç. Eğer bu savaş alanından tek başına gitmek istiyorsan, sana yardım ederim. Aureolus ile konuşup durumu açıklarım.
Kamijou artık söyleyecek tek bir kelime bile bulamıyordu.
Bu kızın ne denli büyük bir acı çektiğini anlayamıyordu. Onu nasıl kurtaracağını, ne yapması gerektiğini bilmiyordu.
...Sadece... Bana tek bir şey söyle. Bilmediği için sormak zorunda kalmıştı. İlk karşılaştığımızda, eğer vampirleri üzerine çekmek istemiyorsan, neden burayı bırakıp dışarıda deli gibi yemek yiyordun?
Çok basit. Aureolus’un beni istemesinin tek sebebi, vampirleri kendine çekmek istemesi. Eğer sürekli bu bariyerin içinde kalırsam, onları buraya çağıramam.
Ama bu tam da senin istemediğin şey değil mi? Artık vampirlere zarar vermek istemiyorsun, öyle değil mi? O zaman neden seni onları çağırmaya zorlayan o aptalca emirleri dinliyorsun ki...
Evet, doğru. Ama Aureolus söz verdi. Vampirleri istiyor ama onlara kesinlikle zarar vermeyecek. Sadece yardım dileyip iş birliği yapacaklarını söyledi.
...Hadi oradan be. Ben de burada canımı dişime takıp Misawa dershanesinden zar zor kurtulduğumu sanıyordum.
...Bir soru sorabilir miyim? Kaçtığını söylemiştin. O zaman neden ta buraya kadar geldin?
Seni kurtarmak için tabii ki, başka ne olacaktı? Bunun için bir sebebe ihtiyacım mı var?
Kamijou’nun yüzü asıldı. Onun bu somurtkan halini gören Himegami’nin gözleri şaşkınlıkla irileşti.
Genç kız, kendisinin bile unuttuğu bir doğum gününde, beklenmedik bir hediye almış çocukların o masum şaşkınlığıyla öylece baka kaldı.
Tuhaf ama ters giden bir şey yok. Çünkü burada zorla tutulmuyorum. O yüzden için rahat olsun ve evine dön. Hiçbir sorun yok. Himegami hafifçe gülümsedi. Aureolus, kurtarmak istediği biri olduğunu söyledi. Ne kadar çabalarsa çabalasın kendi gücü yetmiyormuş. Onların yardımına ihtiyacı varmış. Ben de ona söz verdim. Aureolus'a yardım edeceğim. Gücümü kullanacağım. Hayatımda ilk kez, öldürmek için değil, yardım etmek için.
Sessizlik.
Bu doğru olabilir miydi? Genç kız yalan söylemiyor olsa bile, Aureolus'un onu kandırıyor olması fazlasıyla muhtemeldi. Ne de olsa o bir katildi. Bu ölüm ve katliam girdabını yaratan bizzat kendisiydi. Kızın anlattıkları ile önündeki gerçeklik arasında uyuşmayan çok fazla şey vardı.
Yine de, eğer...
Eğer Aureolus Isard gerçekten de Aisa Himegami'nin söylediği gibi biriyse...
Bunu yapamaz.
Himegami anlamayarak baktı.
Eğer Aureolus Isard gerçekten senin dediğin gibiyse, henüz tamamen bir canavar haline gelmediyse ve içinde hâlâ biraz olsun insanlık kaldıysa... O zaman daha fazla hata yapmasına izin veremem. Bir kez yoldan sapanların bir daha asla kurtulamayacağını söylemiyorum ama Aureolus'un bu şekilde devam etmesine izin verirsen, sonu gerçekten büyük bir pişmanlık olacak.
Himegami hiçbir şey söylemedi.
Aslında kendisi de durumun farkına varmış olmalıydı. Aureolus'un sığındığı idealler ile gerçeklik arasında aşılmaz bir uçurum oluşuyordu. Sadece şu savaş alanına bakmak bile bunu anlamak için yeterliydi. Kimseye zarar vermeme ideali çoktan yerle bir olmuştu.
Bu bir eleştiri mi? Hangi düşünceyle benim fikirlerime karşı çıkıyorsun?
Tam o sırada bir erkeğin sesi üzerlerine çöktü ve gencin düşüncelerini yarıda kesti.
Ses, adeta kendi başına kutsal bir mabet gibi yankılandı. Kamijou ve Himegami'nin konuşmasını bölerek ortama derin bir sessizlik getirdi.
Fısıltı gibi yumuşak bir sesti bu. Ancak sesin sahibinden ortalıkta eser yoktu. Havayı aracı olarak kullanmayan, fizik kurallarını tamamen hiçe sayan bir ses olarak tanımlanabilirdi ancak.
Tık diye bir ayak sesi duyuldu.
Ses Himegami'nin arkasından gelmişti ama dümdüz uzanan koridorda en az otuz metre gerideydi.
Orada kimsenin olmaması gerekiyordu.
Orada kimsenin olmaması gerekiyordu ama Kamijou gözlerini kırpıp açtığında, birinin gerçekten orada dikildiğini gördü.
Gizlenebileceği hiçbir yer yoktu.
En başından beri saklanmaya hiç gerek duymamış gibi rahat bir tavırla orada duruyordu.
Sen...
Kamijou gözlerine inanamadı.
Boşluktan aniden beliren kişi, çoktan alt etmiş olması gereken Aureolus Isard'dı. Üstelik tüm uzuvları sapasağlam yerindeydi, hatta üzerinde tek bir çizik bile yok gibi görünüyordu.
Yaralarını iyileştirmek için özel bir simya tekniği mi kullanmıştı? Kamijou bunu merak etti ama bu da mantıksızdı. Aldığı yaralardan nasıl kurtulursa kurtulsun, bir insanın varlığı bu derece kökten değişemezdi. Karşısındaki adam aynı surete sahip olsa da içindeki ruh tamamen farklı hissettiriyordu. Sanki farklı bir karaktere sahip tek yumurta ikizine bakıyor gibiydi.
Ve bu ezici baskı...
Aureolus koridorun otuz metre uzağında olmasına rağmen, sadece orada var olması bile Kamijou'nun üzerine kabus gibi çöküyor, kaburgalarının arasına çoktan bir bıçak saplanmış gibi hissettiriyordu.
Gerçek kelimesinin ete kemiğe bürünmüş hali, tüm ürkütücülüğüyle tam karşısında duruyordu.
Bu adam tehlikeli, diye düşündü Kamijou o an. Çok tehlikeli. Bu oyunun yöneticisi o. Bu bariyer içinde onun kurallarıyla onu yenmemin imkanı yok. İşte bu yüzden Kamijou, Himegami'yi korumak için önüne geçmeye yeltendi. Genç kızı arkada bırakıp kaçmak onun için bir seçenek bile olamazdı.
Ancak o sırada...
Huzurluyum. Hiçbir engel olmaksızın, şimdi oraya yöneliyorum.
Kamijou daha tek bir adım bile atamadan, Aureolus otuz metrelik mesafeyi bir anda aşarak ikisinin arasına girdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.