Kamijou ve Itsuwa toplu konutların arasından geçip arka kapıdan dışarı süzüldü.
“Itsuwa, senin şu arkadaşlar... Amakusa ekibi. Hâlâ bir yerde mahsur mu kalmışlar?”
“Ben... Çok üzgünüm. İşlerin bu noktaya geleceğini hiç tahmin etmemiştik. Birkaç dakika önce acil durum mesajı gönderdim ama yarın sabah buraya varabilirlerse ne âlâ. Japonya'da olsaydık, Minyatür Hac yolculuğu hareket büyüsü için girdaplardan birini kullanabilirdik ama...”
Bu yolda herhangi bir barikat yoktu; hatta Papalık Sarayı'na kadar sorunsuzca gidebilecekler gibi görünüyordu. Ancak devasa bir kalabalığın sokakları ne zaman tekrar tıkayacağını kestiremediklerinden, bu uzun mesafeyi öylece elini kolunu sallayarak yürümek pek akıl kârı değildi. Tsuchimikado'nun işaret ettiği gibi yakındaki boru hattını hedeflemek zorundaydılar.
“B-bu taraftan.” Itsuwa, mızrağını sıkıca kavrayıp öne atıldı.
İki yandaki duvarlar da feci derecede yüksek, diye düşündü Kamijou. Eskiye kıyasla çok daha yüksek görünüyorlardı. Bu bölge, zaten var olan dik kayalıkların üzerine inşa edilmiş taş binalardan oluşuyor gibiydi. Kaleyi andıran yapıların üzerindeki siyah kir ve kurum bile buraya bir siper havası katıyordu; binaların ne işe yaradığını tek bir bakış atmakla anlamak imkansızdı. Evler, dükkanlar ve kiliseler, her biri birer hisarı andırıyordu.
“Şey, Bay Tsuchimikado'nun bahsettiği yeri biliyorum ama... Orada gerçekten Papalık Sarayı ile Vatikan'ı birbirine bağlayan bir boru hattı var mı?”
“Bana sorma...” diye mırıldandı Kamijou, gözü telefonuna kayarken.
Tsuchimikado'nun neşeli sesi ahizeden yankılandı. “Farklı kültürler yeryüzü damarlarını tamamen farklı yorumlar. Ama bu seferki bağlantıdan şüphe yok.”
Bahsettiği nokta, Kamijou ile Itsuwa'nın bulunduğu yere oldukça yakın görünüyordu. Tsuchimikado'dan epey uzakta oldukları için boru hattını kesme işi ikisine kalmıştı. “Peki bu boru hattı neye benziyor?” diye sordu Kamijou. “Yerden falan fırlamış bir boru değildir herhalde, değil mi?”
“Yeryüzü damarları temel olarak topraktaki enerji akışlarıdır. Bu enerji her şekli alabilir, her yöne akabilir. Bir yeryüzü damarı bir din için hayati bir önem taşırken, bir diğeri için hiçbir şey ifade etmeyebilir. Bu çok sık rastlanan bir durumdur. Bu yüzden farklı kültürlerin bunları farklı okuduğunu söylüyorum zaten...”
Kamijou'nun kafası hâlâ karışık görünüyordu. Yanındaki Itsuwa, telefonun hoparlöründen konuşulanları duymuş olacak ki durumu netleştirdi: “Yemek malzemelerini farklı şekillerde kullanmak gibi düşünüebilirsin.”
Batı mutfağında Berkshire domuzu gibi malzemeler son derece lüks kabul edilirken, geleneksel Japon mutfağında —son dönemdeki modern yaratıcı tabaklar bir kenara— kimse dönüp yüzüne bile bakmazdı. Aynı şekilde, doğadaki envaiçeşit enerjinin içinden sadece ihtiyacın olan gücü çekip çıkarmak, yeryüzü damarlarını kullanmanın temel kuralı gibiydi. Itsuwa bunu o kadar akıcı ve net açıklamıştı ki, Kamijou içten içe Amakusa ekibinin bu damarları kullanan büyülerde uzman olup olmadığını merak etti.
“Neticede bu topraklarda bir üstünlük sırası yok. Yani onlara kendi değerimizi biçip kullanan biziz.”
“Sıradan bir insan sadece bakarak bunu anlayamaz, değil mi?” diye sordu Kamijou.
“Aynen öyle. Avignon ile Vatikan'ı birbirine bağlayan, Roma Ortodoks Kilisesi için çok önemli bir yeryüzü damarı var. Doğrusunu söylemek gerekirse, coğrafyayı tahrip ederek kendi elleriyle yarattıkları, bükülmüş bir damar bu,” diye devam etti Tsuchimikado sakince. “Yeryüzü damarları kolayca sarsılır. Feng shui felsefesinin en temel kuralıdır bu.”
“Tamam. Bu yeryüzü damarlarının ne olduğunu tam anlamıyorum ama doğrudan toprağa kazınmış hatlar olmalı, değil mi?”
“Demek istediğim, eğer biri araziyi düzlerse oradaki yeryüzü damarlarını da büker. Feng shui ustaları hangi noktaların iyi veya kötü olduğunu belirlemek için dağların konumunu veya nehirlerin akış yönünü kullanırlar... Ama bugünlerde insanların nehirleri doldurması veya dağları tıraşlaması hiç de sıra dışı bir durum değil.”
“Toprağın gücünden yararlanan büyücülerin, başkaları o önemli noktaların üzerine binalar dikmesin diye çok çabalaması gerekiyor,” diye ekledi Itsuwa.
Kulağa tam bir baş belası gibi geliyor, diye iç çeker gibi düşündü Kamijou.
“Öte yandan, coğrafyayı değiştirmek için büyüsel hesaplamalar da kullanabilirsin. Daha doğrusu bu, bir bölgedeki bağımsız yeryüzü damarlarının arasından, en güçlü aromayı hangisi veriyorsa onu yeniden seçmeye benzer. Ama en ufak bir hata yaparsan tüm dengeyi bozup büyük bir felakete yol açabilirsin, bu yüzden bunlar genelde ülke çapında devasa projeler olur.”
“Kilise'nin boru hattı gibi yani...” diye mırıldandı Kamijou.
“Dediğim gibi, toprağın altında o kadar çok damar ve o kadar çok farklı enerji türü var ki, zaten hepsini saymak imkansız. Bu da ipucu olmadan aradığın tek bir damarı bulmayı son derece zorlaştırıyor,” diye ekledi Tsuchimikado. “Ama elinde bir arama kriteri varsa... Bu örnekteki gibi Papalık Sarayı'nı Vatikan'a bağlayan bir hat arıyorsan, iş değişir. Bir navigasyonun girdiğin adresi bulması kadar kolay bulursun bunu. Her neyse, siz ikiniz şu boru hattını yakında patlatırsanız çok iyi olur. Şey, Itsuwa, değil mi?”
“E-evet!!”
“Boru hattını yok etmek için bir büyün ya da yöntemin olup olmadığını teyit etmek istedim.”
“Şey, Amakusa usulü bir yöntem biliyorum. Şinto, Budist ya da Hristiyan kökenli olduğu sürece standart her şeyi kapsaması gerekir...”
“Bu kadarı fazlasıyla yeterli. Boru hattını bulduğunuz anda işini bitirin.”
Kamijou bu konuşmayı dinlerken kafasını yana eğdi. “Bir dakika, benim sağ elim bu yeryüzü damarlarını veya boru hattını tek bir dokunuşla yok edemez mi?”
Hayalbozan adında bir güce sahipti. İster büyü olsun ister mucize, tek bir darbeyle doğaüstü her gücü un ufak edebiliyordu.
Ancak Tsuchimikado bu fikre pek sıcak bakmadı. “Hayalbozan'ın yeryüzü damarlarını gerçekten yok edip edemeyeceğini bilmiyoruz.”
“Nasıl yani?” diye sordu Kamijou şaşkınlıkla. “Ama yeryüzü damarları... Büyüsel şeyler, değil mi? O zaman...”
“O iş öyle değil,” diyerek sözünü kesti Tsuchimikado. “Senin sağ elin hakkında her şeyi tam olarak çözebilmiş değiliz. Büyü ya da doğaüstü yetenek, her şeyi sıfırlayabiliyor ama... Mesela... Şöyle düşün. Bir insanın yaşam enerjisi de gizemli bir güçtür ama sadece el sıkışarak insanları öldürmüyorsun, değil mi?”
“Yani, hayır...”
“Bazı garip istisnalar olduğunu seziyorum. Yeryüzü damarları da bence bu kategoriye giriyor. Yere dokunduğun anda bütün gezegenin infilak etmesini hayal etmek biraz zor.”
Ama aynı zamanda, Misha Kreutzev de Kamijou'nun sağ eline dokunmaktan kaçınmıştı ve Kazakiri Hyouka bilinçaltında bu elden korkuyordu.
“...”
Kamijou aniden sessizliğe büründü ve eline bir bakış attı.
İstisnalar mı?
Bu işin aslı neydi? Çalışma şeklinin ardında yatan bir anlam var mıydı?
Sakin kafayla düşününce, kendi gücü olan Hayalbozan hakkında aslında ne kadar az şey bildiğini fark etti. Hafızasını kaybetmiş olmasının da bunda payı vardı tabii... Ama hafızası yerinde olsaydı bile belki yine bilemeyecekti. En azından amneziden geriye kalan bilgilerinde buna dair hiçbir ipucu, hele ki bir cevap kesinlikle yoktu.
Her halükarda, şu anda ilk öncelikleri o boru hattını kesmekti. Kamijou kendini topladı ve önüne baktı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.