Accelerator, 7. Okul Bölgesi'ndeki Konoha Caddesi ile 39. Yol'un kesiştiği köşeye geldi.
Telefondaki adamın bahsettiği restoranı hemen buldu. Bina, bombalanmış bir savaş alanından fırlamışçasına, taşıyıcı demirleri dışarı fırlayacak kadar harabeye dönmüştü. Kihara’nın Tazıları yerlerde seriliydi; hepsine üstünkörü bir ilk yardım yapılmıştı. Kimse onları saklamaya bile teneffüs etmemişti.
Sessizlik.
Belki de telefondaki adam bir tuzak kurmamıştı.
Eğer öyleyse, bu herif harbiden dişli biri olmalıydı; böylesine bir felaketin ortasında kalmasına rağmen Last Order’ın en azından kaçmasını sağlayabilmişti.
Bok yedik. Onu çabuk bulmam lazım. Nereye gitti bu velet?
Kızın bir işaret bırakmış olmasını umuyordu ama Last Order’ın muhtemelen bu kadar düşünceli davranacak vakti olmamıştı. Olsa bile, yağan şiddetli yağmur her şeyi çoktan silip süpürmüştü.
Deney zamanında kullanılan delil yok etme kılavuzuna sadık kalarak, Sisters ağını kullanıp kaçıyor olmalıydı. Tıpkı 31 Ağustos’ta Ao Amai’ye yaptığı gibi.
Deney kelimesini düşünmek bile içini bulandırıyordu ama kızın kaçış rotası oradaydı.
Uydu görüntülerinden sıyrılacak, güvenlik robotlarının devriye yollarından kaçacaktı.
Telefondaki adam kızı ana caddelerdeki Anti-Skill istasyonlarında aramıştı ama muhtemelen yanlış ağaca havlıyordu. Eğer rotasını o kılavuza göre belirlediyse, arka yolları tercih etmesi daha olasıydı.
Tüfeği bir baston gibi kullanarak ara sokağa girdi. Hareket ettirmekte zorlandığı vücudunu sürüklerken bardaktan boşalırcasına yağan yağmur üzerine iniyordu. Yol boyunca her binanın arka girişini kontrol etti; elektrik yeteneğini kullanarak kapıları zorlayıp açtığına dair bir iz arıyordu.
Sonuç sıfır.
Önünde birden fazla yol vardı ve kız herhangi bir binaya saklanmış olabilirdi.
Eldeki ipuçları çok azdı.
Düşmandan kaçıyordu, bu yüzden suç onun değildi ama Accelerator'ın da kızı bulma şansı yoktu.
Boktan iş...
Last Order buralarda bir yerde olmalıydı. Bundan emindi. Belki Last Order yerine işareti kendisi bırakırsa kız ortaya çıkardı. Ama ne yapabilirdi? Kızın artık cep telefonu yoktu. Eğer bu yolla ulaşamıyorsa, elektrot anahtarını açıp etrafı birbirine katsa işe yarayabilir miydi?
Sonra aklına başka bir yol geldi. Aptalca, budalaca bir yöntemdi ama şimdiye kadar aklının ucundan bile geçmemişti.
Sadece kızın adını avazı çıktığı kadar haykırmalıydı.
Eğer sesin ona ait olduğunu duyarsa, kız saklandığı yerden çıkardı.
Ne yazık ki, sokaklarda kaybolmuş bir çocuğun ismini bağırarak gezinmek, onu kayıp evladını arayan bir babaya benzetecekti. Bu durum, kendi karakterinin tam zıttı bir tabloydu.
Trajikomikti ama tek yol buydu. Dişlerini gıcırdatarak dilini şaklattı ve derin bir nefes aldı.
Ancak sesi çıkmadı.
Çünkü tam o anda aradığı şeyi bulmuştu.
Yere düşen yağmur sularının oluşturduğu kirli bir birikintide bir şey fark etti. Bir mendil büyüklüğünde, yırtılmış bir kumaş parçasıydı bu. Yaklaşıp yakından incelediğinde bunun bir erkek gömleği kolu olduğunu gördü. Accelerator manşet tasarımını hemen tanıdı. Last Order’ın cam göbeği mavisi askılısının üzerine giydiği gömleğe aitti.
Zihni boşaldı. Kanın yüzünden çekildiğini hissetti.
Bu...
Yoksa...?
Hayır...
Sanki zamanlanmış gibi telefonu titredi. Accelerator uyuşmuş bir halde telefonu cebinden çıkardı. Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.
Hayır, diye düşündü.
Eğer oysa, benimle iletişime geçmesi için hiçbir sebep yok. Bu kadar basit bir yöntem kullanmazdı. Sorun yok. Düşündüğüm şey değil bu, diye kendi kendini teskin etti.
Arama tuşuna bastı.
Telefonu kulağına bile götüremeden hoparlörden yükselen gürültülü bir ses kulaklarını tırmaladı.
"Selam, Accelerator, nasıl gidiyor? Gya-ha-ha-ha-ha!!"
Elinin altındaki telefonun gıcırtısını duydu.
Her şey o kadar öngörülebilirdi ki beynindeki bir damarın çatlamak üzere olduğunu hissetti.
Accelerator’ın gözbebekleri titredi. İçindeki karmaşık duygular merkezinden dışarı doğru bir anafor gibi yayılmaya başladı. "Eee, mevzu ne, Kiharaaa?"
"Sadece biraz eğleniyorum. Shogide de satrançta da oyun bitmeden zaferini ilan etmen gerekir, değil mi? Bu kuralları koyan adamlar işi biliyormuş. Sabırlarını fazlasıyla taşıran bir piç kurusunun, yenilginin tadına baktığı o anı görmenin keyfini nasıl çıkaracaklarını biliyorlarmış. Gerçek zaferin tadına varmanın daha iyi bir yolu var mı?"
"Ne ilanı? Sen ciddi misin lan?"
"İnanmak zorunda değilsin tabii. Ama veletin gömlek parçasını buldun mu? Hala onu arıyor olacağını tahmin ettiğim için mahsus oraya bıraktım."
Sessizlik.
"Şu Testament acayip bir alet. Bir insanın beynine virüs enjekte etmek mi? Tam bir rezalet! Ha-ha! Bu veletin vücudunu korkuyla titreteceğim!! Hey evlat, bana adresini ver! Sana posta yoluyla bir video göndereyim!!"
Accelerator’ın kanı dondu.
Demek veleti bu yüzden kaçırdılar...?!
Kihara, 31 Ağustos’ta Ao Amai’nin yaptığının neredeyse aynısını yapıyordu. Bir beyin yıkama makinesi kullanarak Last Order’ın zihnini doğrudan overwrite etmeye çalışıyordu. İçine ne tür bir komut ekleyeceğini bilmiyordu ama vicdan sahibi hiç kimse böyle bir şeyi yapamazdı. Bu, kızın beynine akıtabileceğin tüm pisliği boşaltmaktan daha aşağılık bir durumdu.
"Gerçekten anlamıyorsun, değil mi? Düşmanı öldürmemek bazen çok daha etkili olabilir. Hiç 'yaşayan cehennem' diye bir şey duydun mu? İnsanlar ölmenin dünyadaki en korkunç şey olduğu yanılgısına kapılırlar, onlara bu şekilde baskı yaptığında patlak bir lastik gibi sönerler. Benim adamlarımın başına gelen de buydu. Ama bak..."
Kihara, öğrencisinin yetersizliğinden hayal kırıklığına uğramış bir öğretmen gibi kuru bir nefes verdi.
"Ben her şeyi biliyorum, o yüzden bu numaralar bana sökmez. O ucuz numaranın ardını görebiliyorum, seni küçük pislik. Beni iyi dinle, çünkü senin gibi veletlerin bir tekrar dersine ihtiyacı var. Cesetler öldürülmek içindir. Nefeslerini kesmek sadece bir heykelin yüzüne son rötüşları yapmaktır. Senin ölü bedenin bir galeride sergilenmeye bile layık olmaz. Kim gözleri bağlı bir kaya parçasını oyup sonra da fırlatıp atar ki? Bir et parçasına böyle kaba davranmak ayıptır!"
Accelerator onunla ağız kavgasına girmedi. Mevcut durumu analiz etmeye başladı.
"Bu yüzden sana güzel bir örnek göstermeye karar verdim. Et nasıl güzelleştirilir sana öğreteceğim. Veletten geriye kalanı gördüğünde sakın bayılma ha!!"
Hoparlörü patlatacak kadar yüksek sesle gülmeye devam etti.
Accelerator bir süre onu dinledi, sonra nihayet telefona doğru konuştu. "Şey, tam olarak nasıl bir tepki vermemi bekliyordun?"
"Ha?"
"Gülmekten yerlerde yuvarlanmam gerekiyordu, değil mi Bay Mazoşist?"
"Hadi ama. Durumu muhakeme yeteneğin de mi bozuldu yoksa?"
"Hala çabalıyor musun gerçekten? Eğer amacın sadece beni kızdırmak olsaydı, veleti kaçırmazdın. Onu bir cesede çevirip bana gönderirdin. Testament mı? Aptal mısın sen? Başına ne geldiğini nereden anlayacağım?" Accelerator güldü. "Etrafta dolanan o serseriler, dünyanın karanlığına girdiklerinde özgür olacaklarını sanıyorlar ama aslında tam tersidir. Aşağı ne kadar inersen, hiyerarşi o kadar güçlenir. Değil mi, Bay Kihara, seni küçük köle köpekçik?"
"Ah, anlıyorum. Onun çığlıklarından zevk alıyorsun, değil mi?"
"Evet, aslında dinlememe izin verir misin? Bu iş o kadar basit ki artık canımı sıkıyor. Hayatta olup olmadığını görmek istiyorum. Yani, burnunu kesip bana gönderebilirsin, benim için sorun olmaz."
"Emriniz olur efendim. Hemen yaparsan kulaklarını da promosyon olarak gönderirim."
"Beni korkutmaya çalışma, seni çaylak. Seni de biri işe aldı, değil mi? Veleti kişisel araştırman için kullanman mantıksız olurdu. Birileri seni kullanmaktan zevk alıyor. Sana 'onu zarar görmeden geri getir' gibi duygusal bir emir vermemişlerdir herhalde? Sadece beyni ve kalbi sağlam olsun demişlerdir, gerisi umurlarında değildir. Ve şimdi sen ona elini sürmeye bile köpek gibi korkuyorsun? Senin derdin ne lan?"
"Anlaşıldı, anlaşıldı."
"Zavallısın, Bay Kihara. Kimin kuryeliğini yapıyorsun? Az önce otuz dakika içinde teslimatı yapmazsan birileri sana kızacak diye mi bu kadar panikledin?"
"Öldün sen."
Bip. Arama aniden kesildi.
Bardaktan boşalırcasına yağan yağmurun sesi bir anda daha da yakınına gelmiş gibi hissetti.
Accelerator elindeki telefonu evirip çevirirken konuşmanın üzerinden geçti.
Onun gibi bir karakter, ben o lafları saydıktan sonra telefonun ucunda veletin en azından bir gözünü oyardı. Ama yapmadı, yani... Vay vay. Gerçekten sadece bir getir götürçü olduğunu mu söylüyorsun?
Tehlikeli bir taktikti ama böyle riskler almadan Kihara ile aşık atamazdı.
"...Bu demek oluyor ki..."
Öte yandan, Kihara’yı durdurabilecek kadar önemli birileri vardı.
Tazılar'ın teçhizatını düşününce, en büyük ihtimal...
Hayır... Bizzat Akademi Şehri mi?
O zaman muhtemelen her şeyi doğrudan denetleyen Genel Kurul'du. Bu, Sisters "deneyi"nden farklı değildi. Ya da belki de hepsi birbiriyle bağlantılıydı.
Kihara’nın nerede olduğunu bilmiyorum. Ama Genel Kurul'un yeri belli. Eğer onları araştırırsam, bu "plan" hakkında Kihara’dan daha fazla bilgi edinebilirim. Hmm? ...Hey, dur bir dakika, bu delilik. İşler kontrolden çıkıyor. Bu gidişle halimiz ne olacak? diye düşündü Accelerator, gülerek ve duvara vurarak.
Telefonu kapatıp cebine koydu ve haykırdı.
"Benimle kafa bulmayın, sizi pislikler!!"
Boynundaki elektrot anahtarını açtı.
Muazzam hesaplama yetenekleri geri döndü.
Dar sokağın her yanını beton duvarlar sarmıştı.
Fark etmezdi.
Mutlak koordinatlarını kullanarak hedefinin tam konumunu belirledi. Gözlerini o yöne çevirdi. Orayı biliyordu; çünkü karanlığın en derinlerinde bulunmuştu. O yönde neyin yükseldiğini biliyordu.
Düşman Akademi Şehri! Ve başında da Genel Kurul Başkanı var!!
Penceresiz bir bina.
Akademi Şehri Genel Kurul Başkanı'nın sığınağı.
"Gah, aaaaaahhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh!!"
Accelerator elini hemen yanındaki beton duvarlardan birine geçirdi. Vektörleri manipüle ederek kolunu kaskatı betonun içine, sanki yumuşak bir peynire daldırır gibi soktu. Boğazından kan gelene kadar haykırırken, duvarın içine gömülü kolunu şiddetle savurdu.
Bütün vektörler tamamen onun kontrolü altındaydı.
Gök gürültüsünü andıran bir patlama sesi yükseldi.
O an, 30 Eylül tarihinde, Dünya’nın kendi ekseni etrafındaki dönüşü tam beş dakika gecikti.
Genç adamın kolu, gezegenin o muazzam dönüş enerjisini çalmış ve vektör manipülasyonu sayesinde bu devasa gücü iblisvari bir darbeye dönüştürmüştü.
Beton duvarı yerinden söküp attı; devasa parça korkunç bir hızla fırladı. Etrafı binalarla çevrili ara sokaklarla doluydu ancak hedefinin yoluna çıkan her yapı, sanki kağıt parçasıymış gibi yerle bir oldu.
Çevresini düşünmek, sivillere zarar verme endişesi taşımak... Tüm bu kaygılar bir anda yok olup gitmişti.
Daha ne yaptığını fark edemeden, saldırıyı çoktan gerçekleştirmişti.
Hedefiyle arasında iki kilometreden fazla mesafe vardı.
Penceresiz bina.
Akademi Şehri Genel Kurul Başkanı Aleister’ın kalesi olarak bilinen, dünyanın en güçlü sığınağı.
Nükleer silahların doğrudan darbesini bile tek bir pürüz dahi almadan savuşturabileceği söylenen o devasa yapı.
Duvar parçası, akılalmaz bir hızla oraya doğru süzüldü.
Korkunç bir ses girdabı patlak verdi. Aradaki iki kilometrelik mesafenin hiçbir önemi yoktu. Beton kütlesi önüne çıkan birkaç binayı; insansız bankaları, ofisleri delip geçti ve yolun diğer tarafındaki binaların arasındaki boşluktan mermi gibi süzüldü. Gökdelenlerin yan yüzeylerine asılı elektrikli tabelaları koparıp atarak doğrudan hedefine kilitlendi. Bu güzergâh üzerinde tek bir can kaybının bile yaşanmaması tam bir mucizeydi. Accelerator bunu bir an bile düşünmemişti.
Gri bir toz bulutu etrafa saçıldı. Bir an için göz gözü görmez oldu.
Yoğun toz sisi etrafını sardı ve bir süre orada asılı kaldı.
Nihayet görüşü yavaş yavaş düzelmeye başladı.
Dünya yeniden Accelerator’ın önünde uzanıyordu.
Sessizlik.
Ve dünya zerre kadar değişmemişti.
Akademi Şehri’nin en güçlü doğaüstü yetenek kullanıcısının tüm gücünü harcamış, hatta saldırısı için bizzat gezegenin dönüş enerjisini sömürmüştü. Ama tüm bunlar, o penceresiz binada tek bir çizik bile oluşturamamıştı.
Sonuç gün gibi ortadaydı.
Karşısındaki duvar aşamayacağı kadar büyüktü.
“Kah, aaaaaaaaaaaaa!!”
Accelerator olduğu yere yığıldı ve yumruğunu kirli bir su birikintisine geçirdi. Ne kadar güç kullanırsa kullansın, Aleister’a asla ulaşamıyordu. Bilinmeyen bir teknoloji her türlü darbeyi sönümlüyordu; üstelik adamın o an orada olduğunun bile bir kanıtı yoktu. Hepsi bir tuzak, bir kukla düzeneği olabilirdi. Önemli değildi. Şu an bunun gerçekten ama gerçekten hiçbir önemi yoktu.
Last Order ellerinden alınmıştı.
Hayal edebileceği en berbat durumun içindeydi.
Korumak istediği her şey paramparça edilmiş, geriye hiçbir şey kalmamıştı.
Onu öldüreceğim, diye geçirdi içinden büyük bir sessizlikle. Bir yandan da elektrot şalterini eski konumuna getirdi. Yomikawa veya Yoshikawa ile iletişime geçme fikri aklından tamamen uçup gitmişti.
Amata Kihara’yı öldüreceğim. Onu kesinlikle geberteceğim. O bok çuvalına yüz kere ölmek bile yetmez. Hepsini tek bir ana sığdırıp canını söküp alacağım. Daha azı söz konusu bile olamaz.
Elindeki tüfeği bir baston gibi kullanarak sendeleyerek ayağa kalktı.
Cebindeki cep telefonuna odaklandı.
Kihara’nın numarası artık oradaydı. Sahte olsa bile kontrol etmeye değerdi. Eğer normal yollardan yapamazsa, hiç de normal olmayan yollara başvururdu. Accelerator’ın zaten bir geleceği yoktu; eğer Last Order’ın geleceği de elinden alınıyorsa, neden kendini tutsundu ki? Anti-Skill veya Judgment veri tabanları işe yaramazsa, Genel Kurul’un gizli sığınaklarını birer birer yerle bir eder, o veri bankalarına tam erişim sağlardı. Kimin umurundaydı o on iki önemli kişi? Gerekirse hepsinin suratını dağıtır, kalplerini söküp atardı.
Eğer onları sokağa dökmek için şehri ateşe vermesi gerekiyorsa bunu yapacak ve vücutlarındaki son hücreye kadar hepsini katledecekti.
Kendi kendine bir şarkı mırıldanır gibi fısıldayarak, ara sokakta yavaşça yürümeye başladı.
Sırtı, karanlığın derinliklerinde kaybolup gitti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.