Göklerden İnen Kıyamet

Yağmur, gece karanlığına gömülen Akademi Şehri’ni sımsıkı sarmalamıştı.

Sokaklardaki hareketlilik her zamankine kıyasla neredeyse tamamen durmuş, etrafı cılız bir ışık kaplamıştı. Binaların durumu da farksızdı. Sanki şehirdeki herkes bir anda çekip gitmiş gibiydi; kimi pencereler karanlığa gömülmüş, kimileri ise unutulmuşçasına açık bırakılmıştı. Bu düzensizlik, arkasında ruhsuz ve darmadağın bir gece manzarası bırakıyordu.

Ancak şehrin bir köşesi, gözleri kör eden bir ışık seliyle çalkalanıyordu.

Kulakları sağır eden bir patlama koptu. Işığın merkezinden dışarıya doğru tüy benzeri nesneler vahşice savruldu. Her biri jilet gibi keskin bu cisimlerden düzinelerce vardı. Boyları on ila yüz metre arasında değişen bu devasa yapılar, adeta gökyüzüne meydan okurcasına durmaksızın yukarıya doğru tırmanıyordu.

Çevredeki binaların varlığı zerre umurlarında değildi.

İnsan yapımı o zayıf yapıları ıslak birer kağıt parçası gibi birer birer yırtıp geçtiler. Beton yığınlarını bir çırpıda yutarken, kanatlar ağır ağır çırpınıyordu; sanki dünyaya, kendi ustalarının bir fani olmadığını haykırır gibiydiler.

Tıpkı kristalden devasa bir tavus kuşunun tüylerine benziyorlardı.

“Bu da ne...?”

Kamijou Touma, köprünün üzerinden şaşkınlıkla onları izliyordu.

Biliyordu.

Karşısında duran, bilimle uzaktan yakından alakası olmayan bu dehşet verici şeyin ne olduğunu çok iyi biliyordu.

Daha önce Misha Kreutzev adıyla belirdiğinde hissettiği o korkunç, tüyler ürpertici gücün aynısıydı bu.

Parmağını bile kıpırdatmadan tüm insanlığın kökünü kazıma gücüne sahip, tek bir hamleyle bir azizi neredeyse canından edecek o varlık.

Bu...

“...Bir melek mi?!”

Kelime ağzından dökülmüştü dökülmesine ama zihni bu akılalmaz mantıksızlığı kabullenmekte zorlanıyordu.

Beni rahat bırak artık! Zaten boğazımıza kadar belaya batmış durumdayız! Bugün bu şehirde neler dönüyor böyle? Bu da ne?

Vento’nun bu manzara karşısında beti benzi atmıştı. Bu durumda gelen şey, Roma Katolik Kilisesi’nin getirdiği bir şey olamazdı, değil mi?

Peki o zaman bu durum nasıl açıklanıyordu?

Bilimin merkezinde, Akademi Şehri’nde melek kelimesinin işi neydi?

Tanrı’nın Sağ Tarafı’ndan ya da Roma Katolik Kilisesi’nden çok daha tehlikeli bir büyücü örgütü mü sızmıştı şehre?

Yoksa...

Akademi Şehri, bilim tarafında yer almasına rağmen o meleği bizzat kendisi mi çağırmıştı?

Hiçbir şeyden haberi olmayan Kamijou’nun şaşkınlığına aldırmayan uzaktaki meleksi kanatlar, ağır ağır hareket etmeye devam etti.

Olağanüstü büyüklükteki kanatların arasından, adeta bir elektrik boşalmasını andıran tuhaf ışıklar süzülüyordu.

Bir an sonra...

Büyük bir gürültü koptu.

Yıkım serbest kalmıştı.

Yaratılan o görkemli yıldırım, gökyüzünde bir yılan gibi kıvrılarak Akademi Şehri’nin dışına doğru süzüldü. Kamijou gözleriyle o dehşet verici parıltının izini sürdü. Şiddetli ışık toprağa darbe indirdiği an, sanki tüm bölge ağır bir bombardımana tutulmuş gibi ormanlar, toprak, ağaçlar ve insanlar havaya uçtu. Şehrin çıkışı neredeyse ufkun ötesindeydi ancak Kamijou bile yukarı aşağı dalgalanan o devasa kütleyi görebiliyordu. Havaya saçılan maddenin miktarı işte o kadar muazzamdı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.