Kuroko Shirai ve Kazari Uiharu, 177. Yargı Şubesi Ofisi’ndeydiler.
İsim kulağa oldukça haşmetli geliyordu ancak burası aslında Uiharu’nun devam ettiği ortaokulun içinde bulunan sıradan bir odadan ibaretti.
Bir dizi masa yan yana dizilmişti fakat bunlar sınıflarda görmeye alışık olduğunuz o kontraplak ve metal borudan yapılma türden değillerdi. Masaların üzerinde duran iş dizüstü bilgisayarlarıyla birlikte daha çok bir ofisi andırıyorlardı. Elektronik aletlerin hassasiyeti sahibinin pek umurunda değilmiş gibi, masalardan birinin üzerine bir paket patates cipsi fırlatılmıştı.
Kazari Uiharu ellerini plastik paketin içine daldırıp hışırtılar çıkardı. “Shiraaai, akşam yemeği için Çin usulü pilav mı istersin yoksa balık menüsü mü?”
“Ne fark eder ki?!”
“Ha? Tamam o zaman, pilavı ben alıyorum.”
“Onu ben yiyeceğim! Ahh, şu an, tam da bu an, ablam o aşağılık maymun adamla gece vakti sokakta yan yana yürüyor ve... Ugaaaahhhhhh!!”
Çift kuyruklu saçlarıyla Kuroko Shirai masayı yumrukladı.
Odada sadece onların sesleri yankılanıyordu. Köşede duran büyük telsizden de bir süredir ses çıkmıyordu. Normalde Yargı görevi okulun kapanış saatiyle birlikte biterdi çünkü asıl sorumlulukları öğrenciler arasındaki tartışmaları çözmekti. Bu saatte hâlâ iş yerinde olmak normal programın bir parçası değildi.
Mesaiye kalan kızlardan biri olan Kazari Uiharu cep telefonunu çıkardı.
“Amanın, her zaman izlediğim eğlence programının saati gelmiş!”
“İşini yap, Uiharu!!”
“Bunu söylemeye hakkın var mı Shirai? Hem ben aynı anda hem televizyon izleyip hem de çalışabilecek kadar zekiyim bir kere.”
Telefonunda televizyon özelliği olsa da bu programı gerçekten çok seviyor olmalıydı ki üşenmeyip odadaki büyük ekran televizyonu açtı.
“Hıh!”
Ancak canı sıkkın olan Shirai uzaktan kumandayı kapmaya çalışırken kazayla kanalı değiştirdi. Ekranda son derece donuk ve sıkıcı bir haber programı belirdi. Uiharu, “Ah! Ne yaptın Shirai?!” diye feryat ederken kumanda için boğuşmaya başladılar.
“Ve şimdi de, hmm... Akademisinden haberlere geçiyoruz.”
Shirai ve Uiharu irkilerek kavgayı bıraktılar ve televizyona döndüler.
Bu, Akademi Şehri dışından yayın yapan ulusal bir kanaldı. Şehir dışındaki kuruluşlar neredeyse hiçbir zaman şehir hakkında haber yapmazdı. Spikerin kekelemesinin sebebi de muhtemelen buydu.
“Görünüşe göre Akademi Şehri’nde çılgına dönmüş bir davetsiz misafir var. Şehir içindeki hasarın yayıldığına dair duyumlar alıyoruz. İshisura olay yerinde. İshisura?”
Ekrandaki görüntü değişti.
Görüntü oldukça karlı ve aşırı yakınlaştırılmıştı; kamera muhtemelen Akademi Şehri’nin dışındaydı. Yağmurun dövdüğü yolda yürüyen bulanık bir figür görünüyordu; sarı kıyafetli bir kadın.
Kadın dengesiz adımlarla ilerliyor, yağmurlu sokakta yoluna çıkan baygın insanları ayağıyla kenara itiyordu. Dilini dışarı çıkarmıştı ve dile bağlı uzun bir zincir iki yana sallanıyordu.
Ardından, olay yerindeki muhabiri göstermeye fırsat kalmadan kamera sarsıldı, bir takırtı koptu ve görüntü anında gri karıncalanmayla kaplandı. Stüdyodaki spiker muhabirin ismini birkaç kez daha tekrarladı ama yanıt alamadı. Muhabirin hâlâ orada olup olmadığı bile belli değildi.
Görüntü anında stüdyoya geri döndü.
Zamanlama kusursuzdu; bir yayın kazası olmaktan kıl payı kurtulmuşlardı.
“O... O gördüğümüz davetsiz misafir olmalı.”
Spikerin yanında oturan yorumcu, buz gibi bir sesle yanıtladı: “Akademi Şehri’nin güvenlik durumu göz önüne alındığında, bunun başka yerlerdeki okullarda rastlanan türden öğrencileri hedef alan basit bir sapık olması pek olası görünmüyor.”
“Haklısınız.”
“Sözde bilim tapanlarına yönelik bir terör eylemi ya da son teknoloji bir hırsızlık olabilir. Belki de öyle bir şeydir.”
“Yani bu, izleyicilerimizin çoğunun endişe ettiği konu olan çocukların güvenliğini de etkileyebilir mi?”
“Elbette,” dedi yorumcu, tiyatral bir tavırla başını sallayarak. “Yetişkinlerin sorunlarına alet olan çocuklar var. Hatta bu, bir seri katilden bile daha kötü biri olabilir. O görüntüdeki kadın da kimdi öyle? Çocukların hayatına verilen değerin yavaş yavaş azaldığı bir gerçek ama toplumumuza bu kadar aykırı birinin kendi başına öylece—”
Ard arda gelen gümleme sesleri sözünü kesti.
Yorumcu aniden öne doğru yığılmış, alnı masaya çarpmıştı.
“?” Shirai kaşlarını çattı.
Bunun yine adamın sergilediği tiyatral hareketlerden biri olduğunu sandı ama sonra yorumcunun cansız bedeni yana doğru devrilip masanın altına yuvarlandı. Spikerin çığlık attığını duydu. Kamera iki yana sallandı ve stüdyoya, reklam yüzlerini andıran sivil kıyafetli gençler daldı.
Kamera arkasından emirler yağdıran güçlü sesler yükseldi ve görüntü anında bir reklama geçti. Açıkça bir tür sorun yaşıyorlardı.
Uiharu, yüz yıkama köpüğünün ne kadar harika olduğuna hayran kalan küçük yüzlü ünlü bir genç kıza bakmayı bıraktı ve Shirai’ye döndü.
“...Bir saniye, az önce gösterdikleri videoyla ilgili bize bir rapor geldi mi? Bütün gün evrak işlerine gömüldüğüm için fark etmemişim. Ama eğer tek bir kişi Anti-Disiplin’i alt ettiyse, aşırı derecede tehlikeli demektir. Neden böyle tekinsiz tipler sürekli şehre sızıp duruyor ki...?”
“Yargı birimi okul dışındaki şeyler için ya da gece vakti pek çağrılmaz. Eğer durum gerçekten kötüyse, Anti-Disiplin’den bir destek talebi alırdık. O zamana kadar şu işleri bitirebildiğimiz kadar...”
“...”
Kazari Uiharu ona cevap vermedi.
Shirai, kızın vücudunun geriye doğru sallandığını, ardından hiçbir tepki vermeden yere kapaklandığını gördü. Oldukça sert bir küt sesi duyuldu ama Uiharu’da en ufak bir hareket belirtisi yoktu.
Shirai dehşet içinde yanına koştu. “Uiharu!!”
Kulağının dibinde ismini haykırmasına, yere yığılan Uiharu’nun yüzüne tokatlar atmasına rağmen hiçbir tepki alamıyordu.
Neler olduğunu anlayamıyordu. Televizyonun sesi yeniden kulaklarına doldu.
Reklam bitmişti ancak haber programı henüz yayına dönmemişti. Bunun yerine ekranda LÜTFEN BEKLEYİNİZ yazısı belirdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.